Ay'a ilk ayak basmış insan olan astronot Neil Armstrong'un deyimiyle, oralardan bakıldığında "mavi bir portakala benzeyen Dünya"...
Ve Dünya'mızdaki çeşit çeşit ülkelerde yaşayan; çeşit çeşit yöneticilerle, çeşit çeşit yönetilenler...
Ve bir türlü bitmeyen didişmeler, çekişmeler, çatışmalar... Hem de İnsanoğlu, en çok 25-35 bin gün yaşayabildiği halde Dünya üstünde...
Zaten bilinmekte olan bu durumu, bir kez daha açıklamaktan ibaret böylesi beylik ve ucuz bir bilgelikten sonra; gelelim her ülkede Yönetenler'le-Yönetilenler'in uzaktan neye benzediğine...
Kadife kamçılı zekâsını, aşırı bir bohem yaşamıyla yağmurlamış ressam Necati Ayden'in anlattığı, bir Varto depremi öyküsü vardır.
Varto depreminden sonra dış ülkelerden değişik yardımlar gelmeye başlamış felâket ilçesine...
Fransa da, bol miktarda kadın iç çamaşırı göndermiş; kadın külotları, sutyenler v.s..
Yalnız o tarihteki Vartolular'ın hiçbiri, sutyen nedir bilmiyormuş; hiç sutyen görmemiş hayatında...
Gelen sutyenleri, evire çevire gözden geçirmişler; ne işe yaradığını bulmaya çalışarak tartışmışlar...
Ve sonunda karar vermişler ki; sutyenler, soğuk Varto kışlarında korunmak için gönderilmiş özel kulaklıklardır.
Kış süresince ilçenin önde gelen erkekleri, kasketlerinin altında başlarının iki yanına doğru kulaklarını kapatan sutyenlerle dolaşmaya başlamışlar.
Sutyenlerin tümü beyazmış. Sadece bir tane de kırmızı çıkmış içlerinden.
O kırmızı sutyeni de, ağaların en kıdemlisi alıp takmış başına...
Durmadan değişen ve kendini durmadan tazeleyen Kozmos'a; binlerce yıldan bu yana, hep ters düşen Dünya'daki İnsanoğlu'nun da; gerek "yönetilenler", gerek "yönetenler" açısından durumu biraz, deprem döneminde kulaklık diye kasketlerinin altında beyaz kadın sutyeniyle dolaşan Varto erkeklerininkine benziyor.
Bir Başkan Bush'inki değişik; onunki kırmızı...
Bir yanda dünyadan terörün kökünü kazıyacağını ilan eden Başkan Bush ve zengin ABD; bir yanda ölümcül terör örgütlerine yataklık etmekle suçlanan bazı yoksul İslam ülkeleri...
Ve bir yanda Türkiye...
Ankara'nın son olaylardan sonra takındığı tutumu, kimileri şu açıdan eleştiriyor, kimileri de bu açıdan...
Nasreddin Hoca'nın, baba evinden ayrılıp kendi hayatlarını kazanmaya başlamış iki oğlu varmış.
Hoca, bir gün her ikisini de ziyarete gitmiş.
Biri:
- Ah efendi baba, demiş, bütün varımı yoğumu tuğla üretimine yatırdım. Kazara havalar yağmurlu giderse, anam ağlayacak...
Öteki de:
- Ah efendi baba, demiş, bütün varımı yoğumu üzüm bağına yatırdım. Kazara havalar kurak giderse, anam ağlayacak...
Hoca dönmüş eve gelmiş.
Karısı:
- Bizim oğlanlar nasıl, diye sormuş.
Nasreddin Hoca:
- Valla, demiş, oğlanların durumu şimdilik iyi ama, senin durumun bir hayli berbat.
- Neden?
- Çünkü sen yağmur yağarsa da ağlayacaksın, yağmazsa da...
İktidar partilerinin liderleri, gidip tek tek fallarına baktırmışlar. Gayet garip, hepsinin falı aynı çıkmış:
İş durumunuz:
Yakınlarınızdan boyuna kazık yiyip duruyorsunuz. Gözünüzü açmazsanız, bu gidişle ayvayı da yiyeceksiniz.
Aşk dünyanız:
Yıldızlar zor bir döneme girdiğinizi gösteriyor. Sevgilinizle aranızı düzeltme çabalarınız daha bir süre havada kalacak. İstediklerinizi elde etmek için, burnunuzun biraz daha sürtmesi gerekiyor.
Sağlığınıza dikkat:
Midenizin bulantısı, içinizin kaymasından. Gözleriniz kaydığı için de, başınız dönüyor. Artık tabanınız da kaymaya başladığından, dengenizi bulamazsanız; yakın bir! tarihte güm diye düşüp, kıç üstü oturacaksınız...