Milli güvenlik ruhu "devletin kromozomları"nda, "toplumun genleri"nde baskın hale gelince, siyasi olarak meşrulaşınca; merkeziyetçi totaliter ideolojilerin arkasına saklanarak keyfi kelle almalar, mahkum etmeler ve ayak kaydırmalar yaygınlaşır...
Bu Türkiye'de böyle oluyor, savaş çığlıkları bu durumu daha da derinleştireceğe benziyor.
Tayyip Erdoğan merkezli yeni gelişmeler basında çarşaf çarşaf yer alıyor; kaç kişi, neyin farkında? Erdoğan ve yandaşları dışında kimin umrunda...
Bu uygulama ve duyarsızlıktan nasibini alan sadece Erdoğan gibi rejimin devre dışı bırakmaya çalıştığı, radikal muhalif ilan ettiği kimlikler değil. Laik tavrından, ulusal bütünlük konusundaki duruşundan şüphe duyulmayan başkaları da var.
Prof. Dr. Bülent Tanör de bunlardan birisi olmaya aday...
Belki kamuoyu Tanör'ü yaygın bir biçimde TÜSİAD için hazırladığı ilk demokratikleşme raporuyla tanıdı. Oysa Tanör, hemen her dönem anayasa hukukunun en etkin ve saygın isimlerinden olmuştur. Daha da öte... Bir hakkı teslim etmek gerek: o, sadece bilgisi ile değil, aynı zamanda bilgeliği, ilkeliliği, devlet ve toplum karşısındaki özerk duruşuyla ve demokrat tavrıyla, son yirmi beş yılın pek az sayıdaki "model aydın"larından birisidir.
"Onunla her konuda aynı düşünmeseniz" bile, çıkış ve araştırmalarıyla, hukuk merkezli tavrıyla, örneğin "militarizm" konusundaki tutumuyla "demokrat zihniyetin oluşumu"na önemli katkıda bulunan Tanör, ben de dahil olmak üzere bugün birçoğu farkında olmasa da 40'lı yaşlarda olan yazar, çizer, düşünür, akademisyen hemen herkesin "doğrudan" ya da "dolaylı" hocasıdır.
Dün, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun YÖK'e başvurarak, Bülent Tanör'ün "meslekten çıkarma" ile cezalandırılmasını istediğini ve bu teklifin YÖK Disiplin Kurulu'nun 26.9.2001 tarihli toplantısında görüşüleceğini öğrendim...
Üniversiteyi kışla haline çeviren, düzenlediği "fener alayları"na öğretim üyelerini katılmaya mecbur eden, bilim kurumlarının asli görevinin rejim için "aktif mücadele" olduğunu her fırsatta ifade eden, özgür aklı hedef alan bir zihniyettir Alemdaroğlu zihniyeti.
Alemdaroğlu'nun; aralarında Tanör'ün de olduğu, laik tavrı hiçbir şekilde şüphe götürmeyen bilim adamlarını, anlayışına ters düştüğü için, daha doğrusu "öyle gerektiği" için hedef alması yeni değil.
Ama bu sefer giriştiği iş akıl alır gibi değil...
Tanör'ü hem "üniversiteden uzaklaştırma"ya, hem "karalama"ya çalışıyor rektör...
Şikayetinde Tanör'ün, "tam gün statüde çalışan öğretim üyesi olmasına rağmen, TÜSİAD için yaptığı çalışma karşılığında aldığı ücretten üniversite döner sermaye hesabına bir tutar yatırmadığını" iddia ediyor.
YÖK Kanunu'nun 36'ıncı maddesi, öğretim üyelerine "telif hakkı"nı teslim ettiği ve Tanör'ün çalışması telif hakları kapsamına girdiği halde, böyle yapıyor.
Döner sermayenin, eğer üniversite dışı kuruluş, üniversiteden bir çalışma talebinde bulunmuşsa devrede olacağını, oysa söz konusu çalışmanın İstanbul Üniversitesi'nden değil Tanör'den istendiğini bildiği halde bunu yapıyor...
Tanör ifadesinde şunları söylemiş:
"Bu soruşturma da, hakkımda açılan diğer soruşturmalar gibi, despotizm heveslerine karşı durmamın bir sonucudur. Ayrıca Türkiye'nin en büyük fikri değeri olan Atatürkçülük ya da Kemalizm'in kişisel keyfilik ve despotizm heveslilerinin elinde bir kalkan olmasına da her zaman karşı çıktım, bundan sonra da çıkacağım."
Tanör bu soruşturmadan elbette aklanacaktır.
Ve elbette, şahsi hedeflerini siyasi maskeler arkasına gizleyenleri, hukuku ayaklar altına alanları tarih yazacaktır.