  
Demek ki özgürlüğün sınırı güvenlikle çiziliyormuş
Amerikan demokrasisi ve özgürlüğü, son yıllarda giderek atan bir biçimde bütün dünyanın hayranlığını kazanmıştı.
Etnik ve dini ayrımcılığın büyük dramlara yol açtığı ülkelerde, hep ABD'nin geniş özgürlük anlayışı örnek gösteriliyordu.
"Bakın" deniliyordu "orada kimse kimsenin inancına, giyimine, dinine, etnik kökenine karışmıyor. Herkes özgür. Hatta özgün kimlikler desteklenmekte."
Oysa Amerika etnik ayrımcılığın çok acı örneklerini yaşamış ve ırkçı tedhiş örgütlerini yaratmış bir ülke idi.
Ama son yıllardaki özgürlük ortamı bu "Çirkin Amerikalı" imgesini silip atmıştı.
***
Oysa şimdi görüyoruz ki, Amerika'daki Müslümanlar tehdit altında.
Müslüman sanılarak öldürülen Hintli'den, otomobilini 130 kilometre hızla bir İslam merkezine çarptıran adamın yaydığı korkuya kadar birçok acı örnek yaşanmakta.
Avrupa'da da durum farklı değil.
Hükümetler, halklarına Müslümanlara saldırmamaları konusunda uyarı üstüne uyarı yayınlıyor.
***
Demek ki Batı'nın özgürlük anlayışı, kendi güvenliğini tehdit altında hissedene kadarmış.
Artık Amerika'da korku dağları değil, kentleri bekliyor.
Kendilerini tehdit altında gören Amerikalılar da başörtülü kadınlara ve sakallı erkeklere saldırıyorlar.
***
Oysa özgürlüklerin çok daha dar olduğu ve demokrasinin işlemediği Türkiye'de halk bu sınavı alnının akıyla verebilmişti.
Güneydoğuda 30-40 bin ölüyle ve yüz binlerce yaralıyla noktalanan ve 15 yıl süren savaş boyunca, Türkiye'nin diğer yörelerinde bir Türk-Kürt savaşı çıkmadı.
İnsanlar birbirlerine saldırmadılar.
Aynı apartmanları, aynı lokantaları, aynı işyerlerini paylaşmaya devam ettiler.
Kimsenin aklına birbirinin kökenini sormak gelmedi.
Türk ve Kürt kökenli aileler, bu ayrımı hiç akıllarına getirmeden birbirlerinden kız alıp verdiler ve düğün salonlarında Kürt kökenli türkücüleri dinleyerek birlikte eğlendiler.
İşte yüzyılların yarattığı birlikte yaşama armonisi budur.
Bir şiddet gösterisiyle sarsılacak ve bozulacak kadar zayıf bir bağ değildir bu. Çünkü yüzyılların birikimine, geleneğine ve alışkanlığına dayanmaktadır.
***
Şimdi bazı okurlarım, bana hak verseler bile 6-7 Eylül olaylarını hatırlatabilir ve aynı armoniye o zaman rastlanmadığını söyleyebilirler.
Ama o olayların bir kışkırtma olduğunu, düzenlenmiş bir komploya kurban gidildiğini unutmayalım.
Bundan daha ağır olaylar ise Maraş, Çorum, Sivas katliamlarında Aleviler üzerinde denendi.
Sonuçta bu dehşet verici olaylar da, sıradan insanların değil, bindirilmiş katil kıtalarının işiydi.
Ve kıyılan bunca cana, bunca provokasyona rağmen iç savaş çıkmadı.
Çünkü Anadolu insanı, birarada yaşama iradesine sahip.
|