kapat
20.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )

Şeriatçı Bin Ladin, yoksa bir "süpermen" mi?

"Kurulu düzenleri" savunup durma demagojilerinin çok ötesine geçmiş, en "ilerici ve değişimci" düşünürlerle yazarların bile; en az 50 yıl öncesinin "kalıp kavramlar"ıyla çarmıhlanmış oldukları, iddia edilir; "ulus", "devlet", "siyasal iktidar", "askeri güç" v.s. gibi, "kalıp kavramlar"la...

Şu ABD'nin başına gelenleri, objektiv olarak analiz etmeye kalktığınızda; ne "ulus" kavramı bir işe yarıyor, ne "devlet" kavramı, ne "siyasal iktidar kavramı" ne de "askeri güç" kavramı...

Bunların tümünün de dışında olan 18 kişilik bir değişik "güç"; tabanca bile atmadan hem ABD'nin Genelkurmay Başkanlığı Pentagon'u yerlebir etti; hem de, New York'daki Dünya Ticaret Merkezi'nin 400 metreyi aşkın çifte kulelerini...

Evet, bu bir "terör eylemi", ama ne bir "ulus" eylemi, ne bir "devlet", ne "siyasal iktidar", ne de "askeri güç" eylemi...

Alıştığımız "kalıp kavramlar" dışına çıktığımızda; tıpkı Başkan Bush'la kabinesi gibi, ayaklarımız da yerden kesiliveriyor ve Bin Ladin diye sarıklı sakallı "tek bir kişi"ye karşı; misiller, jetler, uçak gemileri, kara komandolarıyla nerdeyse bir seferberlik ilan ederek, tam bir "devlet savaşı" açıyoruz...

Avrupalı karikatüristlerin de yansıtmaya başladıkları gibi, traji-komik bir tablo var ortada...

Bir yanda sakallı sarıklı "tek bir kişi", öteki yanda dünyanın tek süperi olan ABD'nin tüm silahlı güçleri...

50 yıl öncesinin "kalıp kavramları" ile açıklama olanağı pek yok bu durumu...

Peki, 50 yıl öncesinin kalıp kavramlarını da yetersizliğe düşüren, böylesi bir "değişim"in motorunu hiç mi incelemek ve şu soruyu sormak gerekmez:

- Bu garip değişim nasıl oldu ve nasıl engellenemedi?

Yavaş yavaş bazı ABD'li yazarlarla bazı Avrupalı yazarlar da, buna benzer soruları kurcalamaya başladılar.

Onlar daha ziyade, "koşullar ve fırsatlara göre kendi çıkarına uygun davran" anlamındaki Amerikan pragmatizminin, kendi kazdığı kuyuya nasıl düştüğü üstünde duruyorlar. Çünkü Bin Ladin'i de, Sovyetler'e karşı bir terörist olarak yetiştiren merkez, Washington...

Gerçekte ABD'nin süperliğinden çok, Amerikan pragmatizmi yaralandı. Bir yandan topraklarında, 10 milyon mayının gömülmüş bulunduğu söylenen, dünyanın en yoksul ve eroinci ülkesi Afganistan bataklığına doğru sürükleniyor; bir yandan AB üyesi müttefiklerinin, silahlı bir eyleme katılmaya yançizmeleriyle karşılaşıyor...

Bilim adamları da, teröristleri yakalamanın, yahut terörist barınağı olmuş yoksul ülkeleri bombardıman etmenin; "terör eylemlerini yaratan nedenleri" ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini iddia ediyorlar..

Duruma, dünyada gelir dağılımındaki adaletsizlik açısından bakıldığında, haklılar.

ABD'de adam başına düşen ulusal gelir 32 bin dolar; Afganistan'da 700 dolar...

Böylesi bir adaletsizliği derinliğine incelemek, terörün nedenlerini incelemekle eşdeğerdedir.

Örneğin ABD de dahil, bazı gelişmiş ülkelerin, kendi silahını üretecek kadar gelişmemiş ülke yönetimlerine sattıkları silahın toplam değeri, yılda 850 milyar dolar...

Mesleksiz insan yığınlarından oluşan yoksul ülkelerin politikacıları, silah fabrikatörlerine bu oranda milyarlarca dolar ödedikleri sürece; ne o yoksul ülkeler kalkınabilir, ne de terörü yaratan görünmez bir ejderin yumurtalıkları kurutulabilir...

Biliyoruz ki, bu tür "etki-tepki" analizlerine dayalı değerlendirmeler, daha bir süre görmezlikten gelinecek ve boş yere kimbilir kimler ölecek...

Türkiye'nin durumuna gelince... Türkiye'de hâlâ daha, Osmanlı tarihi, okullarda padişah övgüleriyle "siyasal egemenliğin propagandasını" yapmak için okutulur.. Yönetilen halk kitlelerinin, "yaşam kalitesi" üstünde hiçmi hiç durulmaz...

Oysa Osmanlı tarihi, tam bir kargaşa tarihiydi. 36 padişahtan, 14'ünün devrilmiş olması da bunu gösterir; sayısı belirsiz yeniçeri ayaklanmaları da; 1453-1821 arasında, yani 368 yıl boyunca, ortalama her 8 yılda bir sadrazamın boğdurulmuş olması da; yüz yıl sürmüş Celali başkaldırıları da; Patrona Halil, Kabakçı Mustafa türü Medrese başkaldırıları da...

Türkiye, ne Osmlanlı tarihinin neden bir kargaşa tarihi olduğunun analizlerini yaptı; ne Jean Jacques Rousseau'dan, Feuerbach'a kadar "değişim"i merak etmiş düşünürleri çok benimsedi. Bu tür konularla ilgilenenleri de, ezdi bitirdi, yok etti...

Elbet 21. Yüzyıl Türkiye'yi de değiştirecek; tıpkı ABD'yi de değiştireceği gibi...

Gönül ister ki, bunun için çok bedel ödenmesin...

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır