  
Olağanüstü şartlarda "liderlik"
Amerika'da yaşanan ve günlerden beri diğer ülkelerdeki gibi bizde de kamuoyunun tüm dikkatini üzerinde toplayan terör olayı, hemen öncesinde Türkiye'de sürmekte olan yolsuzluk, yönetimdeki eksiklik ve aksaklıklar gibi sorunları bir süre unutturdu. Ama unutturmaması gerekiyor, çünkü bu olay sonucunda dünya siyasetten teknolojiye, savaştan, barışa her konuda yepyeni bir oluşuma gidecek. Bu yeni oluşumda ve değişimde liderlik ile yönetim çok daha fazla önem kazanacak.
Sadece terörist saldırı sonrasında ABD Başkanı George Bush'un yaptığı konuşmaları izlerken bile birçoğunuz onun hitaptaki zayıflığını, yalnızca duygularını sözlü ifadede değil, mimik ve jestlerinde bile yetersiz kaldığını hissettiniz.. Belki birçoğunuz "Şu anda Clinton başkan olsa ABD'de duygusal birlik ve gücün yeniden inşa edilmesi daha kolay sağlanabilirdi" dediniz. İşte bu örnek, böyle beklenmedik durumlarda, ani şoklarda, krizlerde yönetim ile liderlik gücünün aynı anda, aynı kişide mevcut olmasının önemini anlatıyor.
Bush'un daha önce valilik yapmış olması, babasının uzun süre başkanlık yapması, ülke yönetimiyle ilgili herşeyi bilmesi ve hatta belki de yönetimde başarılı olması bile fazla birşey ifade etmiyor. Teröre duyduğu kini, olaya duyduğu tepkiyi, insanlarına sevgiyi, bundan sonra yapılacaklar konusunda cesaret ve kararlılığı aynı anda sözleriyle, gözleriyle, vücut diliyle ifadeyi başarması, bu ifade ve tutkusuyla sadece kendi ülkesinin değil, dünya ülkelerinin vatandaşlarını inandırıp, güven vermesi ve peşinden sürükleyebilmesi bekleniyor.
ABD Başkanı, kusursuz olmasa bile en azından görevini kararlılıkla ifade etmeye çalıştı. Böylesine önemli bir dönemde, aynı zamanda dünya için çok stratejik, bizim için hayati derecede kritik bir konumda Türkiye'nin başında ise yönetim ve liderlik açısından çok zayıf bir Başbakan ve Cumhurbaşkanı var. Olayları halkla birlikte TV'lerden öğrenen ve yadırgayan bir başbakan ile en önemli olaylarda bile çıkıp halka güven veren, akıl veren, sükunet tavsiye eden bir konuşma yapamayan cumhurbaşkanı.
Demirel, Sezer ve Ecevit
Süleyman Demirel'in CNN Türk'te yaptığı konuşmayı dinleyince iyi bir liderin, kriz anlarında ülke için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha farkettim (Dün Kâmran İnan'ın TBMM açılışında yaptığı konuşma da iyi devlet adamlarının önemini gösteriyordu, ama ne yazık ki onların sayıları da Meclis'te çok az..) İsteyen Demirel'e siyaset veya istediği konuda kızmakta serbest ama herkes hakkını da teslim etmek zorunda. Bunu, onun Cumhurbaşkanlığı döneminde de, ayrıldıktan sonra da defalarca yazdım; Süleyman Demirel Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi Cumhurbaşkanlarından biriydi. Devlet ve uluslararası siyaset bilgisi ile şu anda da bir danışman olarak büyük değer taşıyor. Terör konusunda yaptığı son konuşma bunun güzel bir örneği.
Başbakan Ecevit ve Cumhurbaşkanı Sezer için "Lider ve yönetici özelliği taşımıyorlar" dediğinizde ise cevap hazır "Ama dürüstlük, hukuk bilgisi.. vs.." Yeterli değil beyler. Bu konumdaki insanların çok başka özelliklere sahip olmaları lâzım, hele "YENİ DÜNYA" da.. Liderlik ve yönetim yeni dönemde Türkiye'nin en büyük sorunu olacak. Ve ülke bu yönde değişimden kaçamayacağını kısa sürede görecek.
Vizyon neymiş?
Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası'nın Harvard Business Review dergisinden derlenen en etkili makaleleri toplattığı "Liderlik" isimli kitap bakın bu konunun önemini nasıl anlatıyor;
"Liderlik gizemli ve esrarlı bir şey değildir. 'Karizma' ya da diğer egzotik kişilik özelliklerine sahip olmakla hiçbir ilgisi yoktur. Seçilmiş kişilerin egemenlik alanı değildir. (...) Liderlik ve yöneticilik iki ayrı ve tamamlayıcı eylem sistemidir ve başarı için her ikisi de gereklidir. Daha fazla değişim her zaman daha çok liderlik ister. Güçlü bir lider olmadıkça iyi yönetimin bir yararı olmadığı gibi bunun tam dersi de doğrudur. Her iki özelliği bir arada taşıyanlarda vizyon, strateji, dayanıklılık, tutku, zeka, cesaret, kararlılık, uzun vadeli planlama ve yön belirleme gibi yetenek ve özellikler birarada bulunur."
Bizim "vizyonu var, vizyonu yok" diye tartışıp durduğumuz vizyon ise uzmanlar tarafından şöyle tarif edilmiş:
"Zorlu bir enformasyon toplama ve analiz etme süreci.."
Türkiye'de en ciddi konularda hiç düşünmeden, tartışmadan, danışmadan karar veren ve ertesi gün karar değiştiren lider ve yöneticilerle, ABD'yi "Amerika Büyük Devletleri" diye telaffuz eden, sel felaketinde konuşurken israrla deprem olduğunu söyleyen bir Başbakanla ve hiç konuşmayan bir Cumhurbaşkanıyla "YENİ DÜNYA"da ne yapabiliriz tekrar düşünmemiz gerekmiyor mu sizce de?
Pazar günü hastalanmayın!
Önceki gün, rahatsızlanan bir yakınım için ilaç aramam gerekti. Pazar günü nöbetçi eczane bulmam gerektiğini biliyorum, başladım aramaya. Bulunduğum semtteki eczanelerin üzerinde başka bir semtte eczane adresi verilmiş. Giderken yol üzerinde nasıl olsa açık bir eczane bulurum diye çıktım yola. İnanın bana 5 ayrı semtte, cadde ve ara sokaklar üzerinde en az 50 eczane geçtim. Hepsi kapalı.. Demek ki çok acil ilaca ihtiyacı olan vatandaş, eğer kritik bir durum da söz konusu ise yandı. Eczane yerine hastaneye gitmekten başka çaresi yok.
Böyle bir rezalet olabilir mi?
Sağlık Bakanlığı yolsuzluktan şikâyet etmeyi biliyor da halkın hayati ihtiyaçlarıyla neden ilgilenmiyor acaba?
İsim benzerliği
Dr. Ergon Mengi, oğlu İlker Mengi, TURBAN yolsuzluğunda adı geçen Haydar Mengi ile sadece isim benzerliğimiz olduğunu, uzak, yakın hiçbir akrabalık ilişkisi bulunmadığını zaman zaman yazmış, son yazdığımda ise "bu gidişle isim benzerliğinden başka ilişkimizin olmadığı kişileri bildirmek için ayrı bir köşe açmam gerekecek" esprisini yapmıştım.
Espri gerçek oldu, ne çok Mengi soyadı varmış etrafta.. Efendim, Tayyip Erdoğan döneminde her açılan ihaleyi "hüp diye içine çeken" ekipten Tufan Mengi ile de isim benzerliği dışında gazeteci Mengi'lerin hiçbir akrabalığı mevcut değildir. Duyurmuş olayım.
|