Bahşiş değil adalet!
Türkiye'nin terörle savaşta Amerika'nın yanında olacağına ilişkin hükümet kararı dün meclisin de desteğini aldı.
Terörden çok çekmiş, kendini korurken refahı için değerlendireceği kaynakları bu uğurda sarfetmiş bir ulus böyle bir mücadelede çekingen ve çıkarcı olamaz.
Türkiye, Kamran İnan'ın dediği gibi "insanlık, özgürlük, demokrasi ve kendi insanının güvenliği adına" bu savaşta üstüne düşeni eksiksiz yapacaktır.
Bu kararlılık, Batı'nın terörle İslâm'ı ilişkilendiren aptalca önyargısının doğuracağı yeni felâketleri önleyeceği için uygarlığı da kurtaracaktır.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem "terörün dini olmaz" gerçeğini savunma konusundaki çabalarının müttefikler üzerindeki olumlu etkisini dün meclisteki konuşmasında kaydetti.
Ama bu alanda daha çok çalışmak gerektiği ortadadır. Çünkü Başkan Bush'un Camp David'de yaptığı son açıklamada kullandığı "Haçlı Seferi" nitelemesi gaf olmuştur.
İsmail Cem'in dediği gibi bir yandan "bütünlüğe ihtiyacımız var" diyeceğiz, bir yandan da teröre karşı oluşmuş uluslararası iradeyi din temelinde bölerek dinamitleyeceğiz.
Bu, terörün oyununa gelmektir.
İki yüzlü Avrupa
Dışişleri Bakanı Cem "Bizim önceliğimiz Türkiye'dir, Türkiye'nin menfaatidir" dedi.
Zaten bu meşum saldırıdan sonra gerçek, kendilerine "uygar" dedikleri halde terörü politik alet olarak kullanan tüm ülkelerin kafasına dank etmiştir.
Şimdi yapılması gereken, Türkiye'nin diplomatik zeminlerde müttefiklerine bu günahlarını sistemli olarak hatırlatması ve hiç değilse bu politikalarından vazgeçmelerini sağlayacak fırsatı değerlendirmesidir.
Buna ihtiyaç var.
Çünkü New York'taki yıkıntının üstünde dumanlar tüterken teröristler, NATO'nun ve AB'nin merkezi olan Brüksel'i İstanbul'daki canlı bomba saldırısını kutlayan afişlerle donatma imkânını halâ bulabilmektedir.
Hakkımızı arayalım
Türkiye'nin terörle savaşmak için herhangi bir şartı olamaz. Ne günah çıkarma bahsinde ve ne de bu katkısının parasal bedelini talep etmek konusunda.
Fakat hükümet, her iki konuda uyanacak adalet duygusunun, sadece Türkiye'ye değil, terörle mücadele davasına da güç kazandıracağını her zeminde müttefiklerine anlatmaktan vazgeçmemelidir.
Saddam'ı hedef alan Körfez Savaşı'nda en büyük bedeli Türkiye ödedi. Özgürlük ideallerine hizmetin maddi zararları pek çok ülkeye ödenirken Türkiye kuru övgülerle çırak çıkarıldı.
Aynı kaderi tekrar yaşamayalım.
O dönemde Körfez Savaşı'nın bize dönük maliyetini karşılayacak kaynağımız vardı.
Ama bugün yoktur.
Çünkü ekonomik krizin sosyal maliyetini karşılayacak kaynağı yaratamazsak terörün Türkiye'ye yönelik hesaplarını göğüslemekte zorluğa düşeriz.
Türkiye terörle mücadele için "bahşiş" istemez. Ama adalet istemeye hakkı vardır.
Hükümet bu hakkı ezilip büzülerek değil, başı dik olarak istemeyi bilmelidir.