Dünya Ticaret Merkezi'ne düzenlenen saldırıdan sonra ABD'deki TV yayıncılarının izlediği tutum, bizde yeni bir tartışma başlattı..
10 bin kişi öldü.. Binlerce kişi yaralandı.. Hastaneler doldu taştı.. Ama yürekleri burkan kan ve vahşet görüntüleri ekrana yansımadı..
Sadece uçakların binaya çarptığı anın görüntüsü..
Sadece iki dev kulenin yıkılışı..
Hepsi o...
İşte onların bu tutumu Türkiye'de yeni bir tartışma başlattı..
Bazı yazarlara göre, reyting uğruna her türlü soytarılığı, şaklabanlığı yapanlara.. Kan, ceset, çığlık meraklılarına bu yayınlar ders olmalı..
Katılmamak elde mi?
Ekranlarda kan, şiddet, dehşet, korku olmamalı...
Kaza, yangın, kavga dövüş gibi adli olaylar da tamam..
Ama sözkonusu olan terör olunca.. İş biraz değişiyor..
'Gördünüz mü ABD medyasını.. Ders alın, ders!.' demekle olmuyor.
Neden mi?
Gelin önce Televizyon Yayıncıları Derneği'nin, ders verir nitelikte.. Habercileri küçümser üslupla kaleme aldığı bildiriye bir göz atalım..
ABD medyasının övüldüğü bildiride; "Ekranlarda dehşet görüntüleri verilerek terör yüceltilmedi.. Halkın korkuya kapılıp teröristin istediği sonucu elde etmesinin önüne geçildi.." deniliyor..
İlk bakışta doğru gibi gelebilir..
Ama tamamen yanlış..
Neden mi?
Gelin son 25 yılını terörle iç içe yaşamış Türkiye'ye bakalım..
PKK'dan başlayalım..
PKK nasıl propaganda yapıyordu..
Daha fazla özgürlük.. Daha fazla insan hakları.. Daha fazla kültürel haklar isteyen... Kendi dilini konuşmayı talep eden, kendi halkı için çalışan bir örgüt olduğunu iddia etmiyor muydu?
Bölge halkını, gençleri böyle kandırmıyor muydu?
Dünyaya kendini böyle sunmuyor muydu.. Bugün terörü lanetleyen ülkelerin desteğini bu nedenle almadı mı?
Milyarlarca dolar yardımı böyle toplamadı mı?
Ne zamana kadar?..
Alnının ortasına kurşun sıkılarak öldürülen kundaktaki bebenin görüntüleri yayınlanana kadar..
O gün maske düştü.. PKK'nın en adi terör örgütü olduğunu tüm dünya gördü..
Kundaktaki bebeği bile vurmaktan çekinmeyen gözü dönmüş insanlar olduklarını herkes anladı..
İşte o bebeğin görüntüsü simge oldu..
PKK'ya yönelik nefretin.. Teröre lanetin bayrağı oldu..
PKK o gün tükenişe geçti..
Şimdi soruyorum..
Bu görüntüyü yayınlamak doğru muydu, değil miydi?
Bu görüntüleri yayınlamak terörü yüceltmek mi yoksa deşifre etmek mi?.
Bu görüntüleri yayınlamak; 'dehşeti' ekrana taşımak mı, yoksa bir örgütün maskesini düşürmek mi?
Soruyorum hangisi?
Gelelim Hizbullah'a.
Hizbullah adını duyan ne zanneder?..
İnsanları din konusunda bilgilendiren, onları yönlendiren, insanların Allah'a ulaşmalarına yardımcı olan bir örgütlenme..
Güneydoğu'da.. Kırsal alanlarda.. Gelişmemiş bölgelerde.. İçine kapalı, bilgi ve iletişimin az olduğu kentlerde Hizbullah böyle biliniyordu.. Böyle tanınıyordu..
Ama bir gün.. Domuzbağı ile bağlanan insanların görüntüleri ekrana geldi..
Feci sahnelerdi.. Türkiye işkencenin böylesiyle ilk kez tanışıyordu..
İşte o gün.. Hizbullah'ın aslında terör örgütü olduğunu herkes gördü..
Bir kez daha soruyorum.. Domuzbağı ile işkence edilerek öldürülen insanların görüntülerini yayınlamak doğru muydu, değil miydi?
Bunu yayınlamak 'dehşete davetiye çıkarmak' mıdır?
Gelin olayın bir de bu yönünü düşünün..
"Bravo ABD, ders alın çocuklar" diyerek işin kolayına kaçmayalım..
Gelin tartışalım..
Televizyon Yayıncıları Birliği, ABD medyasının tutumu genç arkadaşlara ders olsun diyor..
Genç arkadaşlara..
Kim bunlar.. TV haberlerini yönetenler..
Genç diye nitelendirilen kişilerin diyelim ki yaş ortalaması kırk.
Yani bu kişiler 40 yıllık yaşamlarının 25 yılını terörle iç içe geçirdiler...
Hele gazeteciyseler, terörle iç içe yaşadılar...
Terörün her türlüsünü gördüler.. Sağ sol çatışmasını da yaşadılar.. Etnik kökenli olanını da.. Dinsel kökenlisini de..
Bu kişiler mi terörle daha dün tanışan ABD'ye bakarak ders alacak?
Şöyle dönüp son 25 yılda yaşadıklarına baksalar daha iyi olmaz mı?
Terör yüzünden askeri darbe görmüş bir nesle..
Güneydoğu'da 15 yıl yaşanan düşük yoğunluklu savaşa tanık olmuş bir nesle..
Yüzlerce örgütü, yüzlerce fraksiyonu göre göre büyümüş kişilere..
ABD'ye bakın, ders alın demek haksızlık değil mi?
Haksızlıktan da öte, biraz ayıp değil mi?