kapat
15.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

New Yorklu paylaşmayı öğreniyor.. mu?..

"Hatta New Yorklular ilk defa birşeyler paylaşmaya başladılar" diyor, orada yaşayan ünlü kalp cerrahımız Mehmet Öz, dün gazetede okuyorum.. "Hatta birbirlerini sevmeyi, yardımlaşmayı öğreniyorlar" diyor..

"Hatta paylaşmak.. Hatta yardımlaşmak.."

Bir kentin insanları bu kadar acımasız mıydılar daha önce..

***
1976.. İlk defa Amerika'da, ilk defa New York'tayım.. yız.. Holly ile ben.. Holly beni nihayet dünyanın uygarlık merkezi, en gelişmiş kenti, tüm Amerikalıların medarı iftiharı New York'a getirmeyi başarmış.. Şimdi burayı gezdirecek ve tanıtacak bana.. Yıllar sonra asıl amacını anlattı.. Hayran kalacağım, bayılacağım ve Amerika'ya yerleşmeyi teklif edeceğim.. "Ben memleketimden başka yerde yaşamam" diyorum ya.. Tartışmıyor benimle.. "Sen hele benim memleketi gör, teklif senden gelir" diye düşünüyor..

New Jersey'de Upper Mont Claire diye bir minik kasaba var. Orada kalıyoruz, Ankara'dan tanıdık bir ortak kız arkadaşımız var. O davet etti, onun villası var..

Sabah, otobüsle New York'a indik.. Kentin büyük otobüs garajından (Port authority) çıktık. Kent içi otobüse binip, merkeze gideceğiz.. Bilmem kaç numaralı otobüs bizi oraya götürecek.. Şemsiye var, ama ıslanıyoruz gene de.. Nihayet otobüs geldi. Bindik.. Bilet yok, adam başı 50 cent atmak gerek şöförün yanındaki cam kavanoza.. Bir doları uzattım.. Şöför bana baktı tek kelime söyledi:

"Coin!.."

Yani bozuk para.. "Biz iki kişiyiz.. İkisi bir dolar eder" dedim..

"Coin.."

Bende bozuk yok.. Holly çantasını deşti.. Onda da yok.. Yalvarır gibi oldu şöföre..

"Bu yağmurda bizi indirme.. Kağıt parayı kabul et.."

"Coin" dedi şöför gene sert.. Ve kapıyı gösterdi..

Bu tartışma yaşanırken, otobüste olanlar da dinliyorlar tabii.. Bir kişi çıkmadı koca otobüste, "Bende bozuk var" diyen..

Daha sonra öğrendim.. New York'ta bozuk parasız sokağa çıkmakla, çıplak çıkmanın farkı yok, o zaman..

Telefon.. Coin.. Arabanızı park ettiniz.. Coin.. Çişiniz geldi.. Coin.. Susadınız.. Sigara, gazete alacaksınız, makinalardan.. Coin.. Daha aklınıza ne gelirse..

Yani o otobüste 20 kişi varsa, 19'unun cebi coin dolu.. Dolarınızı bozabilir.. Ama bakmıyorlar bile.. Aldırmıyorlar.. Parası var, ama bozuğu yok iki ıslanmış insan, yağmurun altına geri dönecek.. Dönsün.. Onlara ne..

Bir hafta evvel, Ankara'da Holly ile bindiğimiz otobüsü hatırlıyorum.. Bende sarı basın kartı var.. Bedava.. Holly çantasını açtı, bilet çıkarmak için.. Yok.. Kalmamış..

O daha aranırken, otobüste on el elinde biletle havaya kalktı.. Birisini aldık, ama parasını kabul ettiremedik..

Holly'nin gözlerinin içine baktım, otobüsten inerken.. "Ankara'da olsaydık" dedim..

Holly fırladı otobüsten.. Durakta bekleyenlere kağıt doları gösteriyor, "Bozar mısınız" diye.. Kızın suratına bakan yok.. Civarda, bir büfe, bir dükkan yok..

O sırada bir otobüs daha geldi.. Şansımızı bir daha denemeye karar verdik.. Bu bardaktan boşanırca yağmurda, sudan çıkmış sıçana dönmüş iki zavallıya bu acır belki, diye..

"Coin" dedi, yeni şöför de..

Ayni tartışma.. Ayni rica.. Ayni yalvarma.. Otobüste gene 20-30 kişi var.. Hepsi aldırışsız..

Otobüsten bizi apar topar indirdiler, gene..

Holly dokunsan ağlayacak.. Sevgili New York'u ile ilgili ilk izlenimim bu diye..

Bir yaşlı ve üzerinde şık siyah bir pardesü olan bir adam yaklaştı yanımıza..

"Size yardım edebilir miyim" dedi..

"Bozuğumuz yok, otobüse binemiyoruz" dedim.. "Ben bozayım" dedi.. Bozdu..

Holly fısıldadı.. "Bak, böyleleri de var.."

Pardesünün yakasından görünen içerisini işaret ettim.. Dik siyah ceket yakasının altından bembeyaz bir şerit geçiyor..

Adam rahip!..

***
Bu New York'ta ilk sabahımdı.. İlk akşamımı da yarın anlatacağım..

Hoş geldin Doğan Ağabey!..
"Benim için Galatasaray maçı, Doğan Koloğlu, Fener maçı Can Bartu'yu okumadan bitmez" diye yazmıştım yıllar önce.. Şimdi de Haşmet'i okumadan Beşiktaş maçı bitmiyor..

Perşembe sabahı, Lazio maçının ardından heyecanla Milliyet'e sarıldım, "Bakalım Doğan Ağabey ne yazmış" diye..

Yok..

Hem de İstanbul'da Lazio maçı ve Doğan Ağabeyin yazısı yok.. Olacak şey mi?.. "Hasta mı" diye merak ederken, haber geldi.. Milliyet'ten ayrılmış.. Ayırmışlar..

Şaşmadım.. Milliyet'i Milliyet yapan, adları Milliyet'le özdeşleşen Kahraman Babçumlar, Bedri Koramanlar, Hüseyin Kırcalılar kapıya konmuşsa.. Vefa denen şey ölmüşse, niye şaşayım ki..

Ertesi sabah İbrahim Seten heyecanla odama daldı.. "Hıncal Ağabey, Doğan Ağabey'i bize almak istiyorum.."

Bu İbrahim harika çocuk.. Gözlerim yaşardı. Boynuna sarıldım.. Hemen Doğan Ağabey'i aradık.. Kentin öteki ucunda.. "Hemen gel ağabey ne olur" dedim.. Gelmesi uzun sürdü. Benim öğleden sonra mahkemem var.. Bekleyemedim.. Çıktım..

Sabah gazeteyi aldım, anons..

"Doğan Koloğlu Sabah'ta.."

Doğan Ağabey, yaşayan en kıdemli, en deneyimli spor yazarıdır..

Futbol değil, spor.. Onunla birkaç Olimpiyat izledim.. Her sporun peşinde, hepimizden hızlı koşan, en genç delikanlı o..

"Ben yazarım, yazımı yazarım, gerisinden bana ne" demez.. Adım gibi bilirim, İstanbul o haberi en fazla tek sütun değerlendirir, Doğan Ağabey o haber için kilometrelerce yol yapar, yarı vaktini harcar.. Çünkü gazetenin "Önce haber, sonra yorum" olduğunu bilir.. Bugün şemsiye tersine döndü, bakmayın siz..

Doğan Ağabey, tek satır yazmasa dahi, gazeteye gelip gidişlerinde, İbrahim'in o gencecik, o pırıl pırıl ekibine deneyimlerini anlatsa, yeter de artar bile..

Hoş geldin Doğan Ağabey.. Hoş geldin!..

***
Fener, Galatasaray, Beşiktaş deyince ilk okuduğum üç büyük yorumcu var..

Üçü de şimdi benim gazetemde..

Keyfe bakın!..

Ah, benim saflarım ah!.
İkisi de bu ülkenin en cin, en kurt gazetecisi.. M.Ali Birand ve Nuri Çolakoğlu.. Ekranda konuşuyorlar.. Anlaşıyorlar..

Son New York olaylarında bizim TV'ler de adam olmuş artık.. Ekranda bir tek kanlı ceset, kolu kopmuş yaralı göstermemişler.. Yarısı enkaz altında yatan insanlarla röportaj yapmamışlar.. 17 Ağustos depremi sonrası günlerce süren o iğrenç yayıncılığı bu defa yapmamışlar.. Bu iyiye işaretmiş..

M.Ali ve Nuri dostlarım.. Ya önce kendinizi, sonra milleti kandırma gibi bir niyetiniz var, ya da ikiniz de çok safsınız..

Bizim TV'lerin elinde malzeme vardı da, bilinçli mi kullanmadılar, sanıyorsunuz?

Amerika'dan ne geldiyse o.. Amerika ne yayınladı ise o..

Nitekim..

Sizin lafınız bitti.. Haber değişti..

Taksim patlamasında kolu kopan ağır yaralı kızın, üstleri kanlanmasın diye dört polis tarafından köpek leşi gibi karga tulumba taşındığını gösteren o mide bulandırıcı sahne, sekizbin yediyüz altmışbeşinci kez ekrana geldi..

Süleyman Demirel versin size cevabı, Nuri ve de M.Ali..

"Vardı da, vermedik mi?.."

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim,Taksim deki canlı bomba patlarken, bi turistin de kolu kopunca "Eyvah, dedim Turizm sezonu erken bitti!"

Ardından teröristler Amerika'yı patlattı. Taksim arada kaynadı. Taksim arada kaynamasaydı, bazı ülkeler, her zaman olduğu gibi fırsatı kaçırmaz, gelecek sezonun turizm bağlantılarının yapılmaya başlandığı şu günlerde Türkiye'yi gene kara listeye alırlardı.

Diyeceksin ki "Sen artık iyice üşüttün.. Artık turizm mi kaldı.. Harp çıkacak, harp!"

Çıkmaz çıkmaz.. Çıksa da ufak tefek bi şeyler olur. Amerika şimdi haklı olarak kızgın.. Bi kaç yeri vurur geçer.

Kahin gibi yazıyorum değil mi? Farkındayım Abuzittinciğim!

Ama herşeye rağmen Amerikan halkının bi savaş istemediğini düşünüyorum.. Hatırlasana Irak da 52 mi yoksa 53 mü Amerikan askeri ölünce hükümete karşı protestolar başlamıştı.

Vietnam'ı da unutmamak lazım!

İnşallah aklı selim galip gelir. Zaten "Benim teröristim iyi seninki kötü" ayırımı biter, ülkeler teröre karşı elele verirse bu canavarı bitirirler.

Türkiye yıllardan beri bunu dünyaya anlatmaya çalışıyordu. Demek ki herkesin anlayabilmesi için böylesine bi facia gerekliymiş. Keşke olmasaydı.

Amerikalılar şimdiye kadar ancak filmlerde gördükleri dehşeti canlı canlı yaşadılar.. Ondan bu kadar büyük şoktalar.

Herşeye rağmen kısa zamanda toparlanırlar.. Büyük devlet.. Bizim basın "Paranın merkezi çöktü" diye başlık attı ama çökmez.. Niye çökmez, Las Vegas kumarhanelerinde dönen paranın bir aylık cirosuyla o yıkılan iki gökdelen yerine dört tane dikilebilir!

Al bizim en büyük 500 şirketimizi yıllık cirolarını alt alta yaz topla.. Bak bakalım General Motors'un cirosunu yakalıyor mu?

Şu el telefonu Motorola'nın kazancı, bizim yıllık ihracatımızdan fazla! Dev ülke.. Biraz sallanırlar o kadar.. Kaldı ki onun acısını da çıkartırlar.. Tabii bu acıyı çıkartırken deyneğin ucu bu işlerle hiç ilgisi olmayanlara da değer, o da başka!

Allah vere de bize fazla değmese.

Münasip yerlerinden öperim.

Kardeşin Güneş

BİZİM DUVAR
Terörü anlamaları için illede bi felaket mi olmalıydı? NATOmermer NATOkafa..

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan

Çok güzel bir kadın ufak bir ameliyat için hastaneye gitmiş. Ameliyat saati gelince çırılçıplak soymuşlar ve tekerlekli bir sedye ile götürmüşler onu ve ameliyathanenin önündeki koridorda üzerine birşey örtmeden bırakmışlar.. Biraz sonra beyaz önlüklü genç bir adam gelmiş, çıplak vücudunu uzun uzun incelemiş.. Birazdan gidip yine beyaz gömlekli diğer bir arkadaşı ile geri gelmiş, birlikte incelemeye başlamışlar. Bir üçüncü arkadaşları onlara katılmış daha detaylı incelerken kız dayanmamış "Beyler!" demiş "Şu allahın cezası ameliyata ne zaman başlıyacaksınız?"

"Biz bilmeyiz abla!" demiş içlerinden biri.. "Bizler boyacıyız!"

SEVDİĞİM LAFLAR
Yaşamda hedeflenecek iki şey vardır; birincisi istediğini elde etmek, ikincisi ondan hoşlanmaktır.

(Logan Pearsall Smith)

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır