kapat
15.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )

"Biz-Onlar" ayrımının sakıncaları...

ABD'yi canevinden vuran hayal dışı terör saldırısı, Washington'un "bilinmez bir düşman"a karşı savaş ilanına neden oldu.

Ve "bilinmez düşman" yavaş yavaş netleşmeye başladı. Afganistan'da barınan Radikal İslam şiddetinin lideri Bin Ladin örgütünden, 50 Arap teröristi...

Şimdi Başkan Bush, Bin Ladin'le örgütündeki Arap teröristleri yakalayıp, kamuoyu önünde Amerikan mahkemelerinde mi yargılayacak; yoksa Radikal İslam terörüne yataklık ettiği için önce Afganistan'ı; sonra da, ABD'ye karşı düşmanlığını ilan etmiş olan Saddam'la, Arap kökenli başka İslam terör örgütlerini mi hedef alacak?

Önümüzdeki günlerde Başkan Bush'un ilan ettiği savaşın, kimlere karşı hangi cephelerde gerçekleşeceği ortaya çıkacak.

Her ne kadar "terörün dini olmaz" dense de; ABD'yi canevinden vuran hayal dışı terörün, Radikal İslam teröristi Arap kamıikazeleri tarafından yapılmış olması; Amerikan kamuoyunu İslam dünyasına karşı bir hayli öfkelendirmiş görünmede...

Türkiye de dahil, Ortadoğu'daki İslam ülkelerinin özelliği; içerde aşırı bir hamaset edebiyatına abanmaları ve Batı'ya karşı, "Biz-Onlar" ayırımı yapmalarıdır.

Oligarşik yönetimlerin ağır bastığı ülkelerde, kitleleri şoven bir hamaset edebiyatının tek plaklı angutluğu içinde koşullandırmak ve "Biz-Onlar" ayırımını keskinleştirmek, en geçerli politikadır.

En geçerli politikadır, çünkü içerde uç verecek ufak tefek muhalefet kıpırdanmalarını; "dış düşmanla işbirliği yapan iç düşmanlar" olarak suçlayıp cezalandırmayı kolaylaştırır.

Oysa oligarşik yönetimler, dış silah alımlarıyla militarist harcamalara ağırlık verdiklerinden; içerde yatırımları savsaklar ve kitlelerin yaşam düzeyini yükseltemezler.

Yeterli bir refah düzeyine erişme olanağı bulunmayan kitleler ise, bundan "dış düşmanları" sorumlu tutar ve "dış düşmanlar"a karşı terör örgütlerinin kurulmasına ortam hazırlarlar. Bir de buna Radikal İslam koşullanmasının eklendiğini düşünün...

Sonuç, ABD'nin "bilinmez bir düşmana karşı" savaş ilanına kadar varır işte...

ABD yönetimleri, "mevcut koşullara göre kendi çıkarına en uygun davranışı yeğleme" pragmatizmiyle; Sovyetler döneminde, "Allah'sız komünizme karşı çıkan" İslam oligarşilerini alabildiğine tuttular ve onları silahlandırdılar... Kitlelerin yaşam kalitesindeki düşüklüğe boşverdiler...

Soğuk Savaş dönemindeki Amerikan pragmatizminden, İslam oligarşileri de hoşnuttu, Amerikan silah fabrikatörleri de...

Ancak uzay teknolojisinin üretime yansıması ve elektronik iletişimin "küreselleşme" dönemini başlatmasıyla, önce Avrupa'da "Ulus-Devlet" modeli aşılmaya başlandı.

20. Yüzyıl'daki iki dünya savaşında karşı karşıya gelmiş Almanya ile İngiltere ve Fransa bile, Avrupa Birliği içinde sade bütünleşmedi, -İngiltere şimdilik dışında kalsa da- egemenlik simgesi olan ulusal paralarını dahi "eurodolar"a dönüştürdü.

Ulus-devlet" modelinin aşılmaya başlanması, ne İslam oligarşilerinin işine gelir, ne de silah fabrikatörleriyle tacirlerinin...

Şimdi ABD'nin açtığı yeni savaş, İslam oligarşileriyle Batı'yı, -bir ölçüde de olsa- karşı karşıya getirecek ve "ulus-devlet" modeliyle hamasetçiliği mi pekiştirecektir?

Yoksa küreselleşmenin öncülüğü -bir süre için de olsa- Avrupa Birliği'nin mi inisiyatifine geçecektir?

Bunu önümüzdeki yıllar gösterecek...

Türkiye açısından duruma bakıldığında... "Biz-Onlar" ayrımıyla, uluslararası spor karşılaşmalarında dahi, maçı anlatan gençlerin kullandığı hamasi üslup; ister istemez Türkiye'de de, Batı ve küreselleşme karşıtı bir hava yaratmada...

Böylesi şoven bir hava ise, küresel sermaye yatırımlarını ürküten faktörlerden biri sayılabilir ve "yaşam kalitesi"nin gelişmesini de frenler...

En büyük sakınca da, ekonomik çıkmazlara yuvarlanmaktır. Terör de dahil, her türlü belayı ekonomik çıkmazlar doğurur...

Başkan Bush, ABD'yi canevinden vuran hayal dışı terörü, silahlı bir savaşla yok edeceğini ilan etti...

Bir de terörü yaratan ortamların ekonomik özelliklerine bakmak gerekir.

Örneğin Bin Ladin, Radikal İslam terörünün lideri... Ama aynı zamanda Afganistan'daki eroin mafyasının da lideri...

Başkan Bush, Afganistan eroininden kimlerin ne kazandığını da, herhalde merak ediyordur; çünkü biraz da oradan gelen paralar besliyor Radikal İslam terörünü...

Tıpkı Kolombiya'daki kokain gelirinin de, bazı şiddet eylemlerini beslemesi, yahut kışkırtması gibi...

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır