Dün televizyonlarda an be an izlendi; ABD'de arka arkaya gelen intihar saldırılarıyla spekülatif bir film senaryosunu andıran, dünya tarihinde her anlamda yeni bir sayfa açacak dehşet görüntüleri yaşandı.
Terör saldırılarının bu doruk noktası ABD'yi, ABD üzerinden tüm dünyayı paniğe sürükledi. Saldırının ardında kimin olduğu henüz belli değil, ancak müthiş bir organizasyonun eseri olduğu ortada.
Kesin olan diğer husus ise şu:
Dünya sermaye merkezi ile dünya silah gücü merkezinin uğradığı bu saldırı, "mevcut istihbarat ve güvenlik sistemlerini de delerek iflas ettirmiştir".
Aynı şekilde "soğuk savaş sonrası" terkedilen şiddet, savaş, kent saldırıları senaryolarını merkez alan zihniyet tam terkediliyor denilirken, tekrar devreye girmiştir.
Saldırının çapının nereye kadar genişleyeceği ve saldırının arkasından kimlerin çıkacağı elbette önemli; ama sonuç ne olursa olsun "asker merkezli bir güvenlik anlayışı"nın ABD'den dünyaya yayılması bir ölçüde kaçınılmaz olacaktır.
Somut olarak bakılacak olursa, "ABD'nin savunma harcamalarını azalttığı yeni dönem de, dünyanın demokrasi hattındaki ilerleyişi de bu çerçevede tehlikeye girme riski" taşımaktadır.
Bugünkü yazı doğal olarak ikinci kez kaleme alınıyor...
İlk yazıda şöyle demiştim:
Taksim'de patlayan bombanın yarattığı dehşet görüntüleri üzerine uzun uzadıya döşünmek gerekiyor. Daha doğrusu, ölüm oruçları da dahil olmak üzere "insan hayatının mermi haline getirilmesi"ne, bu merminin "başka canları hedeflemesi"ne, "feda kültürü"ne, "martirizasyon"a mücadele adı veren bir zihniyetin siyasal, hatta toplumsal olarak kendisini nasıl ürettiği soru ve sorununa bir yanıt, bir çözüm bulmak gerekiyor.
Şiddet gruplarının ürettiği, yücelttiği "feda ve ölüm kültürü"nün "iki kökü" var:
İlki kültürel ve ekonomik dışlanmışların tâbi olduğu "gergin bir kamusal ortam" içinde sosyalleşmesi...
İkincisi ise kültürel-dinsel bir kimliğin "tarihsel inanç faktörleri"nin kısmen "siyasi inanç faktörleri"ne dönüştürülmesi...
Dışlanmışlık ve itilmişliğin aldığı biçimler, ürettiği dünyalar sadece Pınar Konuşkan, Yener Yermez'in zanlısı oldukları gibi "münferit suçlular"ı değil, aynı zamanda eli silah, bedeni bomba dolu "fedailer" gibi "politik ve sosyal suçlular"ı da doğuruyor.
Sürü kültünü besleyen, gücünü direnç ve direnişle "martirizasyon"dan alan "siyasileştirilmiş inanç faktörü", Ortadoğu'da birçok yerde olduğu gibi feda eylemlerinin ana açıklamasını oluşturuyor.
Bu ulusal düzey için geçerli tespitleri, uluslararası çerçevede de yinelemek mümkün...
Şu aşamada asıl mesele, en ufak bir terörist girişime son derece sert yanıt veren ABD yönetiminin; binlerce ölü, on binlerce yaralının olduğu, askeri merkezlerin vurulduğu, kentlerin dehşete sürüklendiği bu tarihin en büyük terörist girişimi karşısında, ilk aşamada yapacağı tespitler ve alacağı tedbirlerdir.
ABD'nin alacağı tedbirler ya da yapacağı karşı ataklar, eğer saldırgan Müslüman kökenliyse, İslam ülkelerine yönelik yaptırımlar, İslami ve İslami olmayan arasındaki "fay kırığı hattı"nın büyümesi, dünya yüzündeki tüm siyasi ve ekonomik dengelerin değişmesine yol açabilir.
Umarız her şeye rağmen ABD yönetimi soğukkanlılığını mümkün olduğu ölçüde korur, geri dönülmeyecek adımlar atmaz...
Tarihi hâlâ silahların yazıyor olması, onlarca, hatta yüzlerce yıllık demokrasi; hukuk, medeniyet projelerinin birkaç saatlik silah saldırılarıyla tehlike atılması acı, ama gerçek..