Türkiye, Avrupa ikincisi oldu diye, günlerdir nerdeyse bir orgazmik bayram havası var ülkede..
Tabii sevindik.. Tabii mutlu olduk.. Kahire'de 1949 yılında yedi takımlı dandik şampiyonada dördüncü olmamız dışında, bugüne dek Avrupa'da yoksak.. Dünya kupasına ilk defa katılma hakkını alırken, Avrupa'da da ikinci olursak, tabii başarıdır, tabii sevinilir..
Ama birşeyi unutmamak kaydı ile..
Türkiye, Avrupa ikincisi olurken, aslında Şampiyonluğu kaçırmıştır..
Bu sevinç arasında, niçin kaçırdığımızı düşünmezsek, hep böyle yarım kalmış başarılarla erken boşalır, kendi kendimizi avutur gideriz..
Onurlu ikincilikler, şerefli yenilgilerle, Türk futboluna onlarla yıl kaybettirdiğimizi unutmayalım..
Spor köşemizde Perşembe günü daha detaylı anlatacağız.. Bugün özet..
Daha iyi hazırlanabilirdik. Daha iyi yönetilebilirdik.. Yönetim derken, sadece teknik kadroyu değil, milli takım menecerliğini, maç arasında görev yapan TV yorumcusuna gözü dönmüş şekilde saldırmak sanan (Görevliler engel olmasa, spor tarihimizin en büyük skandalı patlak verecekti) şovmen dahil, tüm idari yönetimi de kastediyorum.. Bugünün sorusu, "Nasıl da ikinci olduk" uyutmacası arasında unutulmaz, kendimize "Şampiyonluğu niçin kaybettik" diye sormazsak, Türkiye'nin geçin şampiyonluğu, bir daha ikinci olması dahi hayal olur.
Futbolda durum farklı değil.. Avrupa elemelerinde en kolay guruba düştük.. Azerbaycan ve Moldova gibi futbolu yeni öğrenen averaj takımlarını kenara koyun.. Hiçbiri bizim ayarımızda olmamak kaydı ile, üç rakip gibi şey vardı.. İsveç.. Slovakya ve Makedonya.. Bu üç rakibe kendi sahamızdaki 9 puanın yedisini verdik.. Neden?.. Kötü yönetildiğimiz için..
Tıpkı basketbolda olduğu gibi, futbolda da elimizde harika kuşak var. Tıpkı basketbolda olduğu gibi, futbolda da, biz ilerlerken, rakipler, hem de fena halde düşüşte..
Buna rağmen, Türkiye bu dandik gurupta, play-off oynamaya mecbur bırakılıyor ve Türk kamuoyunu oluşturanlar, hala bu hezimetin, bu fiyaskonun baş sorumlusu Teknik Direktöre arka çıkmaya devam ediyor, etmekle kalmıyor, eleştirenlere de fena halde saldırıyorlar..
"Bu teknik direktör kimdir, hangi kariyerle Türk milli takımının başına gelmeyi hakketmiştir?.. Dünya Kupası finallerinde parmak ısırtacak bir kadronun başına geçmek için, başbakan yardımcısının, ya da federasyon başkanının hemşehrisi olmak yeterli midir" sorusunu akıllarına bile getirmiyorlar.
Futbolumuz da kötü yönetiliyor..
Türkiye'nin genelinde durum farklı mı?..
Bu ülkenin yer altı ve yerüstü kaynakları kimde var.. Bu ülkenin insan gücü kimde var?.. Dünyanın en büyük özel kurumlarının en kilit noktalarındaki Türklere, Türk doktor, Türk mühendis, Türk ekonomistlere bakın.. Bu ülkenin beyin gücü kimde var?..
O zaman Türkiye niye bu halde?..
Yanıt gene ayni..
İyi yönetilmiyoruz..
Ama bu demek değil ki, bu hep böyle gidecek.. Türkiye'nin kaderi, futboldan siyasete kötü yönetilmektir..
Hayır, böyle bir şey yok..
Türkiye sahip olduğu bu değerler, yakaladığı bu pırıl pırıl genç kuşaklarla, spordan siyasete, sanattan ekonomiye başa güreşen bir ülke haline gelecektir. Bundan asla şüphe etmedim.. Etmeyeceğim..
Kokuşmuş ve çökmüş Osmanlı enkazından, yedi düvele kafa tutarak genç Türkiye Cumhuriyetini çıkaran bu ülke bugün Atatürk'ün Gençliğe Hitabı'nda anlattığı koşullarla mukayese dahi edilmeyecek bir uygarlık ve gelişme düzeyi içindedir..
Çarkların tıkır tıkır dönmesi, kriz öncesinden çok daha parlak günlere ulaşılması için alt yapı ve insan gücü hazırdır..
Bir şeye ihtiyaç var..
Birbirbimize inanarak ve güvenerek topyekun bir savaşa girişmek..
Bu savaş "Ne olacak bu memleketin hali" diye ağlamak, bu savaş, insanların içini daha da karartacak, onları daha da umutsuzluğa sevkedecek kara habercilik yapmak, "Aman batıyoruz" diye elindeki paraya sımsıkı sarılmak değildir..
Kamuoyunu oluşturan medyanın görevi, ışığı sonuna kadar yanık tutarak, yol gösteren eleştiriler yapmaktır..
Medyanın görevi zaten tükenmek olan moralleri toptan yok etmek değil, en acı eleştirileri yaparken bile moralleri yukarda tutmaktır.
Bu ülkenin kısa vadede kıpırdaması adeta duran ekonomi çarkının ağır da olsa dönmeye başlaması ile mümkündür.. Bunun da yolu, elinde harcayacak parası olanın, bunu harcamaya başlamasıdır.. Hemen, derhal.. Bugün!..
Gömlek alacaksınız, pantolon alacaksınız.. Kitap alacaksınız.. Çiçek alacaksınız.. Sinemaya, kahveye, restorana gidecek, evin badanasını yenileyeceksiniz.. Seyahate çıkacaksınız.
Bu ülkenin ekonomiden anlayan köşe yazarları, yaptığınız şeyin harcamak değil, aslında gelecek ayki paranızı kazanmak olduğunu anlatacaklar..
Siz harcamazsanız, o harcamaz, öteki harcamazsa, resmi özel kurumlar kazanamaz olacaklar.. Onlar kazanamayınca da, sizin kazancınız tehlikeye girecek.. Hatta işiniz de.. Harcamalar durunca işten çıkarmalar başlayacak.. İşsizlik artacak, o zaman harcamalar daha da azalacak.. Daha azalınca aylıklar daha ödenemez olacak, daha çok insan işten çıkarılacak, iş yerleri kapanmaya başlayacak.. Kısır döngüyü görüyor musunuz?..
Dünyanın en gelişmiş ülkeleri hangileri.. Amerika, Japonya, Almanya mı?..
Bu ülke insanları karar alıp, bir hafta tek dolar, tek yen, tek mark harcamasınlar, üçü de bizden beter hale gelirler..
Türk halkı, medyanın ve sözüm ona muhalefet partilerinin yarattığı terör havası yüzünden kuruş harcamaya korkar olduğu aylardan beri hala dayanıyorsa, bu bizim gücümüzün sandığımızdan da fazla olduğunu gösterir..
O zaman herşey yeniden "Tek insan"a, bu satırları okuyan "Siz"e dayanıyor..
Evet, sevgili okurum.. Senden söz ediyorum.. Cebinde harcayacak parası olan sana söylüyorum, olmayanlara değil..
Bu ülkenin krizden çıkmasına yardım edebilecek, kısa zamanda yardım edebilecek ilk insan sensin.. Ağlamayı, dövünmeyi, karalar bağlamayı bırakıp, her gece eve döndüğünde "Bugün ülkem için ne harcadım" diyeceksin..
Binlerce kurum, bunlardan geçimini sağlayan milyonlarca insan ve ailenin (ki anlattım, bunların içinde sen ve senin ailen de var) daha iyi bir yarına ulaşması senin bugün harcadığın paraya bağlı..
Bugün harcadığınız para, aslında sizden gitmiyor.. Yarın size geri dönecek geliriniz o.. Bunu hiç unutmayın..
Unutmayın..
Bu gece yatmadan önce kendi kendinize "Bugün ülkem ve kendim için ne kadar harcadım" sorusunu sorun..
Yanıtınız "Hiç" ise, sakın ola başkalarından şikayetçi olmayın.. Kendine düşeni yapmayan, tüm çabayı ve fedakarlıkları hep başkasından bekleyenler, hayat boyu beklemeye mahkumdurlar.