kapat
09.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜLAY GÖKTÜRK(ggokturk@sabah.com.tr )

Kaçılası evler

Günlerdir hepimiz Pınar'ın ve onun gibi "Küçük Kadınlar"ın ekranlara yansıyan yaşam öyküleriyle altüst olduk.

O trajik hayatlar; sadece gözümüzü yaşartmakla kalmadı, vicdanımızı da kanattı.

Hem üzüldük hem de şaştık: Onun, ne kadar yoksul olursa olsun, evi yerine sokakları seçişini; ne kadar kötü olursa olsun babası ve babaannesi varken, kendisi gibi küçük Pınar'larla kader ortaklığı yapışını anlayamadık. Eğer evden kaçan kızlardan herhangi biriyle hiç tanışmadıysanız, kaçtıkları hayata alıcı gözüyle bakmadıysanız, sokağın cazibesinin sokağın tehditlerine galebe çalışına bir türlü akıl erdiremez, onların bu gözü karalığını hiçbir zaman anlayamazsınız.

Ben onlardan birçoğuyla tanıştım. İçlerinden biri Sunay'dı. Onun hikâyesini bundan yıllar önce yazmıştım. Bugün o yazımı bir kez daha yayınlarken bir noktayı vurgulamak istiyorum: Hiçbir şey, dışardan görüldüğü gibi yaşanmıyor. Sokak çocukluğu da öyle. Bizler Pınar'ları "kurtarmak" deyince hep onları "eve döndürmeyi" anlıyoruz. Ama besbelli ki onlar "kurtuluş"tan, o evden kurtulmayı anlıyor. Bütün acımasızlığına, bütün tehlikelerine rağmen; sokağı, evlerde onları bekleyen müebbet hapse tercih ediyor.

***
Sunay daha on dört yaşındaydı. Gazeteye verdiğimiz çocuk bakıcısı ilanı üzerine gelmişti. Elinde bir naylon torba, içinde birkaç parça iç çamaşırıyla... Evden daha o sabah kaçmış, hemen bir gazete alıp ilanlarına bakmıştı. O gün akşama kadar başını sokacak bir ev bulamazsa, o gece sokakta kalacaktı.

Evine dönmemeye öylesine kararlıydı ki, onu işe almamak, sokağa teslim etmek demekti.

Babası yoğurtçuydu. Sunay her sabah beşte kalkıp evlerinin alt katındaki izbe yoğurthanede bulaşıkları yıkıyor, etrafı temizliyor, öğleden sonra eve çıkıp ev işlerini yapıyordu. Tek eğlencesi, yaz akşamları kız arkadaşlarıyla kapı önünde oturup ayçekirdeği çıtlatmaktı! Ama lanet babası bu kadarcık bir özgürlüğü çok görüyordu ona. Bir süre sonra, dayağı göze alıp kaçamaklar yapmaya başlamıştı. Fırsat buldukça birkaç saatliğine Gülhane Parkı'na gezmeye gidiyor, her seferinde de dönüşte bir güzel dayak yiyordu.

Sonunda canına tak etmiş ve o sabah evi terketmişti. Bir hafta boyunca Sunay'ı ailesine haber vermek için ikna etmeye çalıştık. Yaşı gereği izinsiz çalıştıramayacağımızı anlattık. Sonunda çaresiz boyun eğdi ve evinin adresini verdi.

Sultanahmet'in alt taraflarında uzanan yoksul mahallelerin dar sokaklarından birinde sora sora bulduk yoğurtçunun evini. Her tarafına ekşimiş yoğurt kokusu sinmiş karanlık bir oda... Uzanıp yattığı yerde sigara üstüne sigara içen sinirli bir adam... Başı çatmalı bir kadın ve bir köşeye sinmiş küçük çocuklar...

Yol boyunca, kızlarının sağ ve salim olduğunu öğrendiklerinde evde yaşanacak sevinci hayal etmiştim hep. Bir haftalık kâbusun gerdiği sinirleri bir anda boşanacak, sevinçle boynumuza sarılacaklar, mutluluk gözyaşları dökeceklerdi!

Ne gaflet... Anne, sahte bir ağıt tutturup beddualar okumaya, baba küfürler savurmaya başladı. Garip olan şu ki, kızlarıyla ilgili hiçbir şey sormuyor, sürekli olarak kendi çektiklerini anlatıyorlardı.

Babayı, kızlarının bizim evde çalışmasına ikna etmek için iki saat dil döktük, ama beceremedik. Sonunda çaresiz, onları da alıp devir teslim için bizim evin yolunu tuttuk.

Sunay kapıyı açıp da babasını karşısında gördüğü anda anladı: İkna edememiştik; babası onu geri alacaktı. Can havliyle odalardan birine attı kendini ve kapıyı üstüne kitledi. Beşinci kattaki odanın penceresini açıp bağırmaya başladı: "Eve gitmem, kendimi aşağı atarım." Bir yandan da ağlayarak yalvarıyordu: "Ablacığım ne olur beni bırakma!"

İşte o anda, beni hayatımda en çok şaşırtan olaylardan birine tanık oldum. Ben çaresizlik içinde çırpınırken, Sunay'ın annesi meraklı gözlerle evi inceliyordu. İnanmayacaksınız ama, Sunay'ın feryatlarının alt katlara ulaştığı bir anda, o bana döndü ve "ev sizin mi, yoksa kira mı?" diye sordu. Dondum kaldım ve sadece "Şimdi hemen gidin buradan, biz ikna edip getiririz" diyebildim.

Ertesi günü onu kurbanlık koyun gibi önümüze katıp evine götürdük. Kapının önüne geldiğimizde yüzümüze baktı, mahzun mahzun gülümsedi, "Yine kaçacağım" dedi.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır