  
Gerçek anayasa
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk bugünkü anayasa için en ağır tanımı yaptı: "Anayasal devletin özüyle çatışan, polis tüzüğü gibi..."
12 Eylül askeri yönetimi, o dönemde Türk devletinin planlı bir saldırı altında olduğunu ve Türk vatandaşlarının birçoğunun bu saldırının içinde yer aldığını düşünüyordu. Bu "kanaat" yüzünden 1982 Anayasası tümüyle "devleti vatandaşa karşı korumak" fikri üzerine kuruldu.
Anayasa hukukunun temel ilkesi, vatandaş haklarını ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. On yedinci yüzyıl İngiltere'sinde kabul edilen ve halen anayasa yerine geçen "haklar bildirgesi"nden bu yana temel ilke budur.
Türkiye'nin 1982'deki yönetimi, bütün vatandaşların bir anlamda "potansiyel suçlu" olduklarına inandığı için, anayasa hukukunun temel ilkesini de "boşverdi".
Sami Selçuk'un "polis tüzüğü" benzetmesi bugünkü anayasamızı, ruhuna uygun olarak yerli yerine oturtmaktadır.
Nasıl bir anayasa?
Bu ayın üçüncü haftasında Meclis, anayasa değişikliği paketini görüşmek için toplanacaktır. Ankara'dan yansıyan "sızlanma" sesleri, ortada gerçek bir anayasa hazırlama iradesinin varolmadığını hissettirmektedir. Çeşitli partilerin sözcüleri klasik "karnından konuşma" yöntemiyle meseleden uzak durmaya ve birbirlerini izlemeye devam etmektedirler.
Bütün mantığıyla yenilenmiş, gerçek bir anayasa için, Ankara'nın siyasi odaklarında henüz bir niyet görünmemektedir.
Sami Selçuk, dünkü konuşmasında "nasıl bir anayasa"nın cevabını vermekte ve gerçek bir anayasanın bütün değişimlerin temeli olacağını belirtmektedir:
"İnsan onuru, birey özgürlükleri ve haklarından yola çıkan, devleti bu özgürlükleri ve hakları koruma taahhüdüne sokan, hukukun üstünlüğü üzerine kurulan çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı çağcıl demokrasiyi boyutlarıyla gerçekleştiren yeni bir anayasa yapılmadıkça birey de, devlet de, demokrasi de esenliğe kavuşmayacaktır."
Devlet ile vatandaş arasındaki kilitlerin çözülmesi yolunda ilk ve önemli adım, bu ilişkiyi doğru zeminlere oturtan bir anayasadır. Bu ilişkinin temeli çağdaş ilkelere göre doğru konulduğu zaman, hayatın birçok alanına yayılmış olan "kilitler"in açılması da kolaylaşacaktır.
Meclis'ten beklenen
Meclis, 17 Eylül'de anayasa değişikliklerini görüşmek için toplandığı zaman meseleye bu açıdan bakarsa gerçek bir reforma imza atmış olur. Hükümet partilerinin yönetimlerinin, öncelikle böyle bir reformu içlerine sindirerek harekete geçmesi ve kamuoyunu da harekete geçirmesi gerekmektedir.
Türk toplumunun gerçek bir anayasaya kavuşması için Meclis'teki bütün partilerin gündelik dalgaların ya da bayat önyargıların üzerine çıkarak, iç bayıltıcı pazarlık alışkanlıklarını bir kenara bırakarak, ortak bir demokrasi bilinciyle davranması şarttır.
Gerçek bir anayasa hareketinin yanına kuşkusuz, fazla zaman kaybetmeden eklenecek bir "siyaset reformu" da, çoktandır aciliyet kazanmış bir gündem maddesidir. Bu "siyaset reformu"nun iki unsuru bellidir: Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu.
Ankara'nın havası iyice "sıkıştı". Gerçek bir anayasa için iradesini kullanacak olan Meclis, bu havadaki değişimi de başlatma imkânına sahiptir.
|