  
Yaşsızlık çağı
İnternetin, kuşakların arasını açmak, kendi adıyla anılan bir kuşak yaratmak yerine, tam tersine yaş kavramını erozyona uğrattığını yazmıştım dünkü yazımda. Eğer internetin hayatlarımız üzerindeki etkisini tartışacaksak, "hız"ı tartışalım, demiştim. Zamanın hızını...
Evet, zaman çok değişti!
Ama öyle mecazi anlamda değil, kelimenin gerçek anlamıyla değişti...
Bilginin hızı zamanın belini büktü. Zaman kocadı, yaş öldü. Bilgi orta malı oldu, tecrübe de mortu çekti...
İnternet yaşam hızlarımıza öylesine başdöndürücü bir ivme kattı ki; artık ne kadar süre yaşadığımız değil, ne hızda yaşadığımız önemli.
Çünkü ışık hızında yaşanan hayatlarla kağnı hızında yaşanan hayatları aynı ölçü birimine -güne, aya, yıla- vurmak, hiç ama hiçbir şeyi açıklamaz hale geldi.
Yaşlılar, en önemli "üstünlüklerini"; "tecrübe"lerini kaybetti. Çünkü artık hayat tecrübesi zamanla değil, hızla kazanılır hale geldi.
Hayatında köyünden çıkmamış, kırk yıldır aynı toprağa aynı ürünü ekmiş ve acaba başka bir şey eksem mi diye düşünmemiş 60'lık köylü, hayat karşısında, internete girip dünyada fink atan, yetmiş iki kanallı televizyonuyla bütün dünya kültürleriyle tanışan, Simcity oyunuyla koca şehirler kuran, Monopol'le milyarlık yatırım kararları veren 16 yaşındaki zamane gencinden daha "tecrübesiz" hale geldi. Yaş/olgunluk orantısı altüst oldu.
Yaşamın hızı, dünyadaki kıdeme göre kurulan iktidar ilişkilerini yıktı. Yaşa göre örgütlenmiş toplumlardaki "hak ve görevler" çizelgesi tarumar oldu.
Sanal ortam, dostluk arkadaşlık, akranlık gibi kavramları da yeniden biçimlendirdi. Yüzünü, dolayısıyla yaşını da görmediğimiz, onu sadece dünyaya bakışından, gündelik hayata karşı gösterdiği hassasiyetlerden ve ilgi alanlarından yola çıkarak tanımlayabildiğimiz "yaşsız" dostlarımız var artık. Yaş parametresinden tamamen kurtulan ve başka ortaklıklar ya da çekicilikler temelinde oluşan yeni akranlıklarımız...
***
Yaşlılar, kıdemlerine dayanarak iktidar olma imkânını kaybettiler gerçi ama, kazançları çok daha fazla.
İnternet çağı, her türlü bilgiyi, 80'li ihtiyarın da ayağına getirerek, bilgiye ulaşmada gençlerle yaşlıları eşitledi. Osteoporozlu babaannelerin, yarı felçli dedelerin de, tıpkı 15'lik gençler gibi bilgi otobanlarında istedikleri gibi fink atarak hayatın ritmini yakalamalarını ve hatta torunlarını "sollama"larını mümkün kıldı. Ve belki de en önemlisi, yaşlıların fiziksel yetersizliklerini bir handikap olmaktan çıkararak, onların eskisinden çok daha ileri yaşlarına kadar üretici olarak kalabilmelerinin önünü açtı.
***
Paradoksa bakın:
Dünya hiç bu kadar yaşsızlaşmamıştı ama öte yandan hiç şimdiki kadar "yaşa göre" dilimlenmemişti.
Hayat hiç bu kadar "kompartımanlara" ayrılmamıştı: Süt çocukluğu dönemi, ilkokul dönemi, ergenlik öncesi çağı, ilk gençlik çağı, ileri gençlik çağı, otuz yaş kuşağı, kırk yaş kuşağı... Premenopoz, menopoz, post menopoz, andropoz, post andropoz dönemleri... Ama öte yandan bu "dönemler" hiçbir zaman bu kadar koflaşmamıştı.
Bir yanda globalleşen dünya, hızlı mobilizasyon, bilginin başdöndürücü akışı kuşak farklarını yokediyor; bir yandan da insan hayatının dilim dilim dilimleyen "kuşaklar arası çatışma kültürü" azgın bir şekilde sürüyor.
Ama bilin ki, bu bir geçiş dönemidir.
Yaş ayrımcılığındaki bu azgınlaşma, aynı zamanda onun sonunun geldiğini, bunun son çırpınışları olduğunu gösteriyor.
Önümüzde yepyeni bir dönem uzanıyor.
İnsanların bu dünyadaki kıdemine göre hiyerarşik sıralamaya sokulmadığı, az yaşayanların "eksik insan" sayılmadığı, çok yaşayanların "kıdemsiz"lere üstünlük taslayamadığı, hiçbir yaş kuşağının öbüründen koruma ya da imtiyaz talebinde bulunmadan serbestçe yarıştığı, kuşaklararası tam rekabet dönemi uzanıyor...
Hepimize hayırlı olsun...
|