kapat
07.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

Kayıp yaşamlar

Sıkıntıya düşen bir siyasetçinin medyayı suçlaması, medya tarafından "haksız saldırılar"a maruz kaldığını söylemesi adet oldu. Medya olmasaydı Türkiye'de yıllardan beri kokuşmuşluğundan söz edilen sistem, Susurluk olayıyla açığa çıkıp, o günden bu yana peşine düşülen ve izlemeye alınan "devlet katındaki yolsuzluklar" asla düzelme yoluna giremezdi.

Her kötü olayın üstü örtülmeye devam edilir, insanlar konuşmaktan korkar ve biz sindirilmiş, ezik, giderek tükenen bir toplum olarak yaşamaya devam ederdik.

En, en önemlisi çocuklarımız, torunlarımız da bizler gibi "kayıp yaşamlar"a sahip olur, güzelim ülkelerinin aç gözlü, doymak bilmez arsız birileri tarafından yağmalandığını, ellerinden kayıp gittiğini izler, ağlaşır dururlardı.

Şimdi hiç değilse çocuklarımıza daha dürüst yönetilen bir ülke bırakma ümidimiz var. Hiç değilse onlar için "bir ümit" var. Devleti soyan veya soyulmasına fırsat veren kendi görevlileri bilecekler ki yaptıkları bir gün ortaya çıkarılabilir. Bilecekler ki hukuk işler ve çaldıklarının hesabı sorulur. En azından dünyanın önüne başları öne eğik, gözlerini kameralardan kaçırarak çıkmak zorunda kalırlar. Utanma duygusu olana bu bile yeterli cezadır. Medyayı suçlayanlar geriye dönüp baktıklarında veya sadece içinde bulundukları ana baktıklarında basının hukukun işlemesi konusunda parti ayırımı yapmadığını, hangi partiden olursa olsun yasadışı uygulama yapan herkesin peşine düştüğünü görürler. Bunu halk da görüyor.

Devlet dokunulmaz mı?
Bugün, adı yolsuzluğa karıştığı için istifa eden bakanların suçladığı medyanın en önemli isimlerinden biri SABAH gazetesinin sahibi, sadece ETİBANK'taki yasal kredi limitini aştığı için tutuklu bulunuyor. Geriye ödenmek üzere alınan, ödenmesi konusunda anlaşmaya varılmış bulunan bir kredi söz konusu.. Krediyi alanın bütün malvarlığına el konulmuş, aldığı kredi tamamlanıncaya kadar gelecekte kazanacağı her kuruşun ödemeye harcanacağı kesinleşmiş, buna rağmen Türkiye'nin en büyük medya kuruluşlarından birini yaratan gazeteci halâ içerde tutulmakta.

Biz hukukçu değiliz ama eşitlik istemek için de hukukçu olmaya gerek yok. Madem ki adalet özel sektöre karşı bu kadar (ve hattâ anlaşılmayacak kadar) katı şekilde işliyor, devlet sektöründe neden işlemesin? Kendi "Bakanlığı" ile ilgili alanda aile şirketleri kurup, müteahhitleri bu şirketlerden alışveriş etmek zorunda bırakan ve bu yöntemle yılda 7 trilyon ciro yapan bakanlar neden sorgulanmasın?

Müsteşarının, Bakanlığa iş yapan müteahhitlerin suçladığı bakan da devlet kesesinden kaybolan her kuruşun hesabını vermek ve hepsini geriye ödemek zorundadır.

Yaşamı boyunca kazanacağı her kuruşu, tüm malvarlığını vermek zorunda kalsa bile..

Bu konuda, biraz geç de bile olsa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin tutumu takdire şayandır. Hata yapan bakanı bağışlamıyor Bahçeli.. Koray Aydın'ın bakanlıkla birlikte milletvekilliğinden istifa etmesi de aynı derecede takdiri hakediyor ama konuşması değil..

Aydın, milletvekilliğinden istifa ederek kendisine yargı yolunun açılmasını kolaylaştırıyor. Bu kadar kendine güvendiğine göre, hatası yoksa soruşturma sonunda bu da ortaya çıkacaktır. İstifa ederken olayı "Ülkücü camiaya tarihi kinlerini kusmak isteyenler", MHP'yi yıpratma hareketleri" gibi suçlamalarla siyasi boyuta çekmeye çalışmakta haksız olduğunun ise herhalde kendisi de farkındadır.

Bugüne kadar milletvekili, bakanı ya da lideri yolsuzlukla veya ciddi siyasi hatalarla suçlanmayan ne kadar az parti kaldı siyaset sahnesinde bir düşünsün bakalım!

(Not: Çalışma Bakanı'nın "Bakanlığımda büyük yolsuzluk var" diyerek DGM'yi yardıma çağırmasının ardında İhale Yasası çıkmadan önce birilerinin, kurulacak "teknoloji ağı" ihalelerini kapma isteği yattığı konusunda Ankara'dan çok sayıda duyum geliyor. Neden acaba?)

Belediye Başkanı nerede?
Kısa bir süre önce İstanbul'a gelen Avrupalı gazatecilerin İstanbul'u beğenmesi konusunu işlerken birkaç ilçe belediye başkanıyla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'dan da söz etmiş, bu beğenide katkısı olduğunu söylemiştim.

Araya Fazilet Partisi'nin kapatılması, yeni kurulan partiler konusu girdi. Başkan ortadan kayboldu. O gün, bugündür kendisine ulaşılamıyor.

Uzun süre tatilde dendi, bu arada başkan büyük, küçük bütün açılışlarda kameraların karşısında, bol bol konuştu, konuşuyor ama iş konusunda sorusu olanlar kendisine ulaşamıyor.

Duyduğumuza göre Belediye yerine İSKİ'de oturuyor, tüm vaktini orada geçiriyormuş. Nedenini kendisine ulaşamayan ilçe belediye başkanları bile merak ediyorlar. Çok önemli bir sorun (!) olmalı.

Ama İstanbul'un her yağmurda ortaya çıkan sel sorunu, kazılıp bırakılan yol sorunları, gecekondu ve çarpık yapılaşmanın devamı gibi sorunlar da İSKİ ve görkemli açılışlar kadar önemli..

Değil mi Sayın Gürtuna?

Belediyeler konusuna devam edeceğiz.

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır