kapat
07.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Eleştirileri eleştiren, eleştirmenler..

Yeni bir eleştirmen türü, türedi.. Bunların işi, eleştirileri eleştirmek.. İçlerinde önemli bir gurubu eleştirilenler oluşturuyor.. Bunlar kendilerine yönelik eleştirileri değerlendirme, çok gerekirse yanıt verme yerine "Niye eleştiriyorsunuz" diye ortaya çıkıyor ve bu eleştirilerin zararlı olduğunu iddia ediyorlar..

Zaman aralıkları ile söylediklerine bakarsanız..

Hazırlık döneminde eleştirmemek gerek.. Moralleri bozuyor, motivasyonu engelliyor..

Turnuva sırasında eleştirmemek gerek.. Konsantrasyonu zorlaştırıyor, performansı düşürüyor..

Geriye kalan tek şey, iş işten geçtikten sonra eleştirmek..

Onu da bin yıllık atalar sözümüz alaya alıyor:

"Testi kırıldıktan sonra, yol gösteren çok olur.."

Eleştirileri eleştirenler içindeki ikinci gurubu, başka eleştirmenler oluşturuyor..

Bunlar ya, gelişmeleri daha önce göremedikleri, tahmin edemedikleri için geride kalanlar.. Önceden söyleyip öne çıkanlara kara çalma çabası içindeler..

Bunlar veya, çeşitli sebeblerle düşündüklerini söyleyemedikleri için, söyleyenleri de susturmaya çalışanlar.. Madem ben yazıp söyleyemiyorum, o zaman başkaları da sussun ki, benim niye sustuğumu kimse merak etmesin, telaşı içindeler..

Bunlar ya da, samimi olarak eleştirinin yararına inanmayan ve körü körüne destekle başarıya ulaşılacağını düşünenler.. Yolun sonunun uçuruma gittiğini bile bile, göre göre "Haydi aslanlar, vatan millet Sakarya" diye işlerin düzeleceğine inanan, saftirikler..

Biz eleştiri özgürlüğünü sonuna kadar savunanlardanız.. Eleştirinin, özgürce, düşündüklerini hiç çekinmeden, sakınmadan ve sansürlemeden, sempati, antipati gibi kişisel duygulardan arındırılarak yapıldığında etkili ve yararlı olabileceğini, 44 yıllık yazarlık deneyimimiz içinde biliyoruz.

Yapılan her eleştirinin doğru ve haklı olduğu ne düşünülebilir, ne de iddia edilir..

Bu yüzden eleştirilen, sakin ve soğukkanlı oturarak, performansını ve eleştiriyi mukayeseli yorumladığında, kendi ve doğru ve yanlışlarını çok daha sağlıklı değerlendirme şansına sahip olur. O zaman da her eleştireni, düşman sanmak gibi tehlikeli bir ruh hastalığına yakalanmaktan kurtulur.

İkiyüz bilmem kaç kez milli formayı giyen bir sporcu, ya da yıllanmış bir yönetici, hala eleştirilerin performanslarını düşürdüğünü iddia ediyorlarsa, eleştirenden önce aynaya bakmak zorundadırlar.

***
Sevgili Ömer Araz kardeşim, bu anlattığım türün en tipik örneği olduğunu, dünkü yazısı ile kanıtladı..

Nerdeyse kendisinden başka herkese "Basketbol ulemaları" diye alay ederek saldırıyor..

Bu ulemaların suçu, bakın Ömer'e göre ne?..

"Türkiye basketbolda çok iyi bir kuşak yakaladı. Avrupa milli takımlar bazında inişte. Bu şampiyona üstelik Türkiye'de yapılıyor. Biz şampiyon adayıyız" demek, bir!..

"Bu turnuvada set oyunu oynamakta ısrar etmek hata olur. Avrupa'nın en iyi şutörlerine sahibiz. Bunların hepsini ayni anda kullanmayı, hızlı oynamayı denemeliyiz. Klasik gardlara ve klasik set oyuna saplanıp kalmamalıyız.." demek, iki..

Kim diyor bunları.. Araz'a göre basketbolün anlamazlar sınıfından bendeniz.. Ulema sınıfından da, adı yeter Yalçın Granit, Hırvatistan'ı, hem de bugünkü dandik değil, tarihin en iyi Hırvatistan'ını yenmiş koç Erman Kunter, basketbolla yatıp, basketbolla kalkan Yiğiter Uluğ, Hürriyetsporun basketbol kökenli şefi Esat Yılmaer, yıllarca milli takımın kenarında durmuş Ünal Özüak, mesela..

Peki bugünkü durum ne?..

Kenardan fevkalade kötü yönetildiğimiz halde, bugün yarı finalde olmamız bu takımın şampiyonluğa layık bir kuşak yakaladığının kanıtı değil mi?.

Peki finale set oyunu ile mi geldik?.. Herşeyin bitebileceği İspanya maçında arayı 15 sayı açan, tek başına forseleri ile 35 sayı atan İbrahim değil miydi?. Son periyodda ilk sayımızı beşinci dakikada faulden, tek basketimizi (Bir periyodda tek basket) 8'inci dakikada atarken, 15 sayılık fark hızla eriyip, İspanya öne geçerken, kenar yönetim, o beşli konsorsiyum ne yapıyordu?.

Ya son maç.. Ya Hırvatistan 19 sayı öne geçtikten, maç resmen gittikten, artık kaybedecek bir şey kalmadıktan sonra, gardları kenara alıp, Yiğiter'in dediği gibi korakor, Erman'ın dediği gibi sete yerleşmeyi düşünmeden, hızlı, Yalçın Granit ve Esat'ın dedikleri gibi Harun ile İbo'yu yan yana oynatarak, Ünal ve benim dediğimiz gibi topu Hidayet'e getirterek bu 19 sayı farkı kapayıp, gitmiş maçı geri getirmedik mi?..

Biz anlamazlar ve ulemalar bunları söyledik hep, Sevgili Ömer?..

Ve bunlar oldu!..

Peki sen ne dedin?..

Sen ne dedin de, ne oldu?..

Hadi canım sen de!..

Uğur'u tanımasam, inanacağım!..
Tuncay Özkan'ın böyle birşeye ihtiyacı var mıydı, bilmem.. Galiba var.. Daha ilk gününde Defne Samyeli'ni nasıl tehlikeli bir uçurum kenarında saatlerce dans ettirmişti. Olay tatsız bitse, bugün Defne medyada yoktu..

Oysa beni heyecanlandıran bir gazeteci Tuncay.. Bugün yazar çizer takımı arasında mafyanın üzerine onun kadar cesur giden bir başkasını tanımıyorum. İçişleri Bakanlığı'nda en gizli raporlara ulaşacak bir haber ağı kurmayı başarmış.. (Bunu nasıl başardığını da Radikal'de önceki gün Perihan Mağden ne güzel anlatmıştı.)

Ahmet Tulgar'ın Milliyet Pazar'da bu ilginç kişiliği tanıtan röportajını da bu yüzden merakla okudum..

..Ve bir yerde durdum.. Düşündüm.. Üzüldüm..

Ahmet Tulgar'ın sorusu ayıp bir defa..

"Televizyonda Uğur Dündar'la uzun süre çalıştınız. Ona rağmen öne çıkmayı nasıl başardınız?.."

"Ona rağmen.."

Sorunun içinde karar var, görüyor musunuz?..

"Uğur Dündar birlikte çalıştıklarının yolunu keser, siz nasıl sıyrıldınız?.."

..Ve de yanıt.. "Artık açıklaması gerekiyormuş.."

Niye artık?..

Uğur bugün bir gazetede yazmıyor, bir TV'de programı yok, nasılsa yanıt veremez, ondan mı, acaba?..

Diyor ki, "Bende Uğur Dündar'ın katkısı yok. Uğur sadece sunucuydu, vitrindi. Ben bilgiyi getirirdim, Uğur sunardı."

Yapmayın dostlar..

Uğur'u daha televizyona ilk adımını attığı günden itibaren tanımasam, inanacağım..

Bu ülkede televizyona Uğur kadar adam kazandıran kaç kişi var?..

..Ve de sunduğu programın içine Uğur kadar katılan?..

Elinde kamera, sokaklarda halkın içinde, ya da en tehlikeli batakhanelerde dolaşan kaç programcı?..

Uğur Dündar'a sadece sunucu demek çok ayıp.. Uğur programcıdır.. Sapına kadar programcı.. Programın her anının içinde olan programcı..

Televizyonlardan yüzlerce, binlerce sunucu geldi, geçti.. Kaç Uğur var?..

Uğur'u farklı kılan ne?..

Hep araştırıcı, hep öğrenici olması.. Ekrana getirdiği herşeyin başından sonuna içinde olması..

Uğur'u inkar etmek, Tuncay'ı yüceltmez.. Tersine gölge düşürür..

..Ve de Tuncay'ın tekrar ediyorum, böyle şeylere hiç ihtiyacı yok..

Yoksa var mı?..

Merak bu ya!..
Okurlar merak diyor, ben de merak ediyorum..

Meğer bu ülkede cep telefonları, içinden sim kartı çıkarılıp atılsa da izlenebiliyormuş..

Dr. Üzeyir Garih'in katiline, öyle ulaşıldı..

Öyle ulaşıldı da, bugüne dek bu ülkede binlerce telefon çalındı ve çalıntı pazarlarında satılıp, ikinci, üçüncü ellere geçti, hala kullanılıyor, onlara neden ulaşılmıyor?..

Çalıntı telefon pazarını devlet mi yönetiyor?.

Telefon şirketleri "Aman ne iyi oldu da çalındı. Şimdi bir yeni telefon daha satacağız" düşüncesi ile, kıllarını kıpırdatmayıp, bu işin peşine düşmeyebilirler.. Peki devlet, telefon satıcılarının mı ortağı?.

Sim kartı atılan telefonlara ulaşmanın maliyeti, telefonun maliyetini aşıyor da, ondan mı peşine düşülmüyor?.

Öyle olsa bile, çok yaygın bir kapkaç, yankesicilik ve gasp olayını ve çalıntı telefon pazarını çökertmek için devletin maliyeti düşünmeden bu işin peşine düşmesi gerekmez mi?.

Vatandaşın malını, Dr. Üzeyir Garih cinayetinde olduğu gibi, canını korumak devletin görevi değil mi?.

Bu gibi suçluları izlemek için bu sistem kullanılıyor ve duyulması istenmediği için, bugüne dek gizleniyorduysa, o zaman, bu defa niye alayı vala ile açıkladılar?.

Bu soruların hepsi yeni Ulaştırma Bakanımız, Sayın Vural'a!..

Daha eşitler..
Teşvikiye Caddesinin sonu.. Yani Vali Konağı Caddesi ile kesiştiği kavşağın içinde, heybetli, görkemli, görünüşe bakılırsa, hatta zırhlı bir mersedes park etmiş.. Hem de kaldırımın bir metre dışında.. Yani üç şerit caddeyi bir buçuk şeride indirmiş.. Dörtlüleri de açmış.. Flaşörler çakıp duruyor ve diyor ki..

"Eya millet.. Bu bir kalantor arabasıdır ve burayı parsellemiştir, sıkış, tıkan, bekle, kaderin bu.."

İçişleri Bakanı "Polis otoları dahi görev anı değilse, trafik kurallarına uyacaktır" diye genelge yayınlamışken, İstanbul'un en yoğun kavşağında hem de öğle vakti, yan gelip yatan arabanın, "Daha eşit" vatandaşlardan birine ait olduğu aşikar..

Çünkü yörede polisler var, onlar da bir şey yapmıyorlar.. Bir selam durmadıkları eksik..

Allahın unuttuğu dağ başı yolunda, kimseye engel olmayan arabaları dahi çeken trafikçilerimiz, bu kalantoru nerdeyse korumaya almış..

Ben de merak ediyorum?..

Kim?..

34 TS 0747 plakalı mersedes kimin, bir..

Ben böyle plaka yazınca bir hafta içinde ceza makbuzunu bana yollayan ekiplerimizden bu defa da birşeyler alacak mıyım, iki..

ooo

34 ZR 1903!..

Yol babanızın.. Ne yiyorsunuz bilmem.. Ama çöpleri kucağınızdaki kağıt peçeteye biriktirip, sonra hepsini camdan, İstanbul'un en ana caddesine fırlattınız, zerre umursamadan..

Bir de hanım olacaksınız üstelik..

BİZİM DUVAR
Mahsun Kırmızıgül yolsuzlukları protesto etmek için şarkı yapmış. Şarkı yetmez. Şöyle en uzunundan bir uzun hava bizi ancak keser.

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan

-Dişi örümcek çiftleştikten sonra neden erkeğini öldürür?

-Çiftleşme bittikten sonra erkek sırtını dönüp horlamasın diye.

SEVDİĞİM LAFLAR
İyi yaşamak için acele et ve şunu bilki her gün başlı başına bir hayattır.

Seneque (Teşekkürler Önder)

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır