kapat
07.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 

Adli yıl bombardımanı


Yargıtay Başkanı, anayasadan yargı bağımsızlığına, yolsuzluklardan parti kapatma ve Anayasa Mahkemesi'nin görevine kadar gündemdeki konularda sert çıkışlar yaptı
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, iki yıldır olduğu gibi bu yıl da adli yılı açış konuşmasında siyasilere sert eleştiriler yöneltti, "polis tüzüğü"ne benzettiği anayasanın değiştirilmesini değil, yeni bir anayasa yapılmasını istedi.

Yargıtay'ın evsahipliğinde ODTÜ konferans salonunda yapılan yeni adli yılın açılış törenine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Ömer İzgi, MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, bakanlar, yüksek yargı organları başkanları ve çok sayıda hukukçu ve bürokrat katıldı.

Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, açılış için 146 sayfalık bir konuşma hazırladı ve konuklara dağıttığı bu metni, birbuçuk saat süren bir özetle okudu. "Megamarkete dönüşen" dünyada evrensel gerçeğin "değişmek" olduğunu belirterek, "Değişmeye mahkumuz" diyen Selçuk, anayasayı sert bir dille eleştirdi ve sözlerini "Yaşasın Türkiye, Yaşasın demokratik cumhuriyet!" diyerek tamamladı. Selçuk'un "Bu anayasa" diye başlayan sözleri şöyle:

BU ANAYASA!
* Haklılığını toplum vicdanında yitirdiği için artık yönetemiyor. Türk halkına 'anayasal bir devlet' sunamıyor. Hak ve özgürlük kanallarını, sivil toplumun soluk borularını tıkıyor.

* Halkından ve bireyinden korkuyor. Bu korkuyla, bu kaygıyla önce kendisini, sonra adı geçici ama aslında kalıcı 15. maddesiyle, hukuka aykırı 900'e yakın yasayı zırhlarla korurken bireyi çıplak ve çaresiz bırakıyor. Çoğulculuğa inanmıyor.

* Halkı diktatörlüğü yenecek silahlardan yoksun bırakıyor. Diktatörlüğe açık uçlu bir düzen getiriyor. Lüks bir tüketim maddesi gibi algıladığı demokrasinin değil, oligarşik yapılanmanın anayasasıdır bu anayasa..

* Demokratik devletten söz ediyor, ama sivil toplumu özendirmiyor. Sivil toplumun değil, devlet otoritesinin güçlenmesini amaçlıyor.

* Güvenmediği insanına ve halkına karşı teyakkuz uyarısı ile hazırlandığından, hak ve özgürlükleri istisna, sınırlamayı kural yapıyor. Yoğun sınırlamalarla hakların özünü boşaltıyor. Kamuoyunu işlevsiz kılıyor, suskunluğu, katılımdışılığı kurallaştırıyor. Devletin hukuksal haritasını çizmede başarısızı kaldığı için yaratılan boşluktan hepbirey aleyhine sızmalar oluyor.

* Olağan - olağanüstü rejim, sivil - askeri otorite ikircikleriyle dengeyi demokrasi aleyhine kuruyor.

* Sonuçta ortaya polis tüzüğüne benzeyen, yapım yanılgıları ile sakat, semantik bir "ferman anayasası" çıkıyor; halka kendinden menkul bir mecburi ve savaşımcı demokrasiyi dayatıyor. Bu yüzden Türkiye, Strasburg'da hüküm üstüne hüküm giyiyor. Savaşımcı demokrasinin savaşımcılığı felç oluyor.

* Herkesin çarpıp düştüğü, hukukun üstünlüğü duvarını öremiyor. Örümcek ağı örneği, güçlünün delip geçtiği, güçsüzün takıldığı devleti öngörüyor.

* Yargıyı ayak bağı olarak gördüğü için, hukukun üstünlüğüne bir türlü geçemiyor, bir polis tüzüğüne benziyor. Değişikliklerle uğraşmayalım. Niçin yeni anayasa yapmıyoruz, anlamakta güçlük çekiyorum.

YOLSUZLUKLAR ÖLÜMCÜL
Yargıçlar ve savcılar, yolsuzluklarla başa çıkma isteğinde. Ancak para yasalardan tiksiniyor. Halkın yolsuzlukları finanse edecek gücü kalmamıştır. Bu bir çürümedir. Eğer hükümdar köylünün yumurtalarını alırsa, uyruğu tavukları yağmalayacaktır. Yolsuzluklara zamanında tepki gösterilmediği takdirde bu durum rejim için ölümcül olacak. Anayasa'daki Meclis soruşturması kurumu yeniden düzenlenmeli, memurların yargılanması hakkındaki yasada etkin bir değişim yapılmalı. Onca eleştirilere karşın memurların yargılanmasına ilişkin yasayı kaldırmak şöyle dursun, ne yazıkki güncel tepkilerle izin sisteminin de gerisine gitme, yargıyı dışlama ve ayrıcalıklar sağlama girişimleri bulunmaktadır.

HİKMET-İ HÜKUMET ANLAYIŞI
Türkiye'de yargılama birliği yok. Yargılama ilkesinden zorunlu olanların dışında yapılan her sapma, 'Hukuka göre adalet' amacı değil, 'Bize göre adalet' kaygısının ve 'Hikmet-i Hükumet' anlayışının yargıya yansımasıdır. Önyargısız adil yargılama ve suçsuzluk karinesi ilkeleriyle birlikte yargıçlık hakları her gün çiğneniyor. Siyasi otorite yargıya karışmamalı, Yargıtay kararlarını yorumlamaktan kaçınmalı, yargıç bakan ücretiyle orantılı bir ücret almalıdır.

Parti kapatma idam cezası gibi!
Sami Selçuk, konuşmasında laiklik ve parti kapatmalara da geniş yer ayırdı. Selçuk, parti kapatmaları idam cezasına benzeterek, "Partiler feshedilebilirler, ama hiçbir halk feshedilemez" dedi.

Selçuk'un konuşması şöyle: Türk siyasetini iki önemli tehlike tehdit ediyor. Bunlardan birincisi. önder kültüne bağlılık, diyalog yerine sadakat... İkincisi ise partilerin sık sık kapatılması. Artık, ortada yöneten değil yönetilen sessiz çoğunluk; demokrasi ve saydamlık değil, partitokrasi ve klientalizm vardır. Partiler, açık tartışma ve seçim yerine yargı kararlarıyla belli çizgilere çekildikleri ya da kapatıldıkları için demokrasinin kırılganlığı arttı. Türkiye, ultra-ideolojik nedenlerle kapatılan siyasal partiler mezarlığı olmaktan çıkarılmalıdır. Partiler fesh edilebilirler, ama hiçbir halk fesh edilemez. Eylemler ve kavramlar, yargıçların kişisel dünya görüşlerine ve öznel değerlendirmelerine bırakılmayacak biçimde açık-seçik, özenle tanımlanmalıdır. Nasıl ölüm cezası Anayasa'da yer almasına karşılık yaşama hakkının özüne dokunuyorsa, parti kapatmalar da Anayasa'da yer aldığı halde anlatım ve örgütlenme özgürlüklerinin özünü yok eden ayrık bir durumdur.

LAİKLİĞİ DOĞRU OKUMALI
Laikliğin kurallarına uyulmayan toplumlarda köktencilik ve din sömürüsü başlar. AB'ye girmek istiyorsak, laikliğin evrensel anlamını yeniden okumalıyız. Laiklik, inanç özgürlüğü olarak da kabul edilmelidir. Bu nedenle laiklik bireyi değil, devleti sınırlar. Din ile devlet karşılıklı olarak bağımsızdır. Din devleti, devlet dini yönetemez, yönlendiremez.

Günümüzde hukuk ve tarih inanılmaz bir hafiflikle siyasete alet ediliyor. Halkın özlemi, Avrupa Birliği'ne girmektir. Bu amaçla ulusal program desteklenmelidir. Yasaklar artık Don Kişot'un değirmenidir. Demokrasilerde bireyler devlet gibi düşünmek zorunda değildir. Herkesin devlet gibi düşünmeye zorlandığı bir yerde düşünmeye de gerek yoktur.

DGM'LER KALDIRILMALI
Sami Selçuk, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin de "gariplik yarattığı" gerekçesiyle kaldırılmasını, görevlerinin ağır ceza mahkemelerine verilmesini istedi. Selçuk'un bu konudaki sözleri şöyle: "Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yürürlükten kaldırılan yazılı hukuka göre karar veriyor, diğer yargı organları ise yürürlükteki hukuka göre karar veriyor. Bu nedenle ortada büyük bir gariplik sözkonusu. Yapılacak iş bu mahkemeleri sistemin dışına çıkarmak, görevlerini Ağır Ceza Mahkemelerine vermektir."

Sezer: Yargıya baskı büyük tehlike
Adli Yıl açılış törenine katılan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Yargıtay Başkanı'na gönderdiği mesajda, Selçuk'un bağımsız yargı isteğine destek verdi. Sezer, mesajında "Bağımsız yargıya yapılan her türlü karışma ve baskı, hukuk devleti ilkesini zedeler. Kendilerini hukukun üzerinde gören kişi ve kurumlar, demokrasi için büyük tehlike oluştururlar" dedi. Sezer, Türkiye'nin ulusun gönenci için, her alanda AB ölçütlerini yakalamak ve kendini yenilemek zorunda olduğunu belirtti.

YÜCE DİVAN GÖREVİ İSTEDİ

Anayasa Mahkemesi işi uzmanına vermeli
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un eleştirilerinden Anayasa Mahkemesi de nasibini aldı. Selçuk, Anayasa Mahkemesi'ndeki yüce divan görevinin Yargıtay'a verilmesini istedi. Selçuk, şunları söyledi: "Geliniz bu işi uzmanlarına bırakalım. Kendimizi boş iddialarla avutmayalım. Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı Yüce Divan yargılamalarında Yargıtay'ın görüşlerine göre hüküm kurmaktadır. Bu doğru, doğal ve zorunlu bir yöntemdir. Çünkü içtihat üreten yer Yargıtay'dır. Bilimde yıllardır mahkeme olup olmadığı tartışılan bir mercie ceza yargılaması verilmesi çelişkidir. Yüce Divan görevi bilimsel açıdan Yargıtay'a verilmeli, böylece hem adil yargılama hakkı tanınmış olacak, hem de Anayasa Mahkemesi gerçek işlevine kavuşacak.

BUMİN KIZDI

Türkiye'nin gerçeklerini göremiyor
Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Yargıtay Başkanı Selçuk'un konuşmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, "Selçuk'un kendi görüşleri" dedi. Selçuk'un Yüce Divan yetkisinin Yargıtay'a verilmesi isteği için "Ben bu konuya 25 Nisan'da yaptığım konuşmada yanıt vermiştim. Biz karşıyız" diyen Bumin, siyasi partilerin kapatılmasına getirilen eleştirilerin hatırlatılması üzerine ise, Selçuk'un konuya teorik açıdan yaklaştığını söyledi. Bumin, Selçuk için "Türkiye gerçeklerini göremediği kanaatindeyim" dedi.

BEĞENDİLER

Kapsamlı ve mükemmel bir konuşma
Mecliste yan yana gelmeyen SP lideri Recai Kutan ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül arasındaki gerginlik Yargıtay tarafından da dikkate alındı. İki siyasinin arasına DYP'li Turhan Güven oturtuldu. Kutan, Selçuk'un konuşması için "Kapsamlı ve mükemmel" dedi. Gül de, konuşmanın demokratikleşmenin zamanının geldiğini gösterdiğini söyledi, Anayasa için "dağ fare doğurmasın" dileğinde bulundu.

www.superbahis.com
www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır