
Önce temizlesin
Üçüncü periyodda basketbol maçını bırakarak, Milli Futbol Takımımız'ın İsveç'le oynayacağı kritik maçı izlemek üzere Ali Sami Yen Stadı'na girdim. Karşılaşmanın başlamasına 7 dakika var. Ve basketbolcularımız 15 farkla gerideler. Futbol maçı başladı, 24. dakikaya geldik ve basketbolcularımızın Dünya Kupası'na katıldığı haberini aldık. Yani, basketbolu televizyondan izleyenler 24. dakikadan sonra futbol maçını açtılar. Hoş fazla bir şey kaybetmemişlerdi. Takımımız, rakip kaleye ilk şutu attığında skorboard 19.20'yi gösteriyordu. Futbolu tercih edenler ise basketboldaki zaferi izleyemediler.
Böyle acizlik olmaz
Böyle bir aciz ülke eğer dünya yüzünde varsa benden ABD Başkanı olur. Yani George Bush'un koltuğuna otururum. Biz, "Çok fonksiyonlu dış ve iç güçlerin cirit attığı, her an değişkenlik gösteren ekonomiyi düzelteceğiz" diyoruz. Geçiniz beyler. Siz, çok önceden belli, çakışabilecek iki maçın saat ayarını yapmaktan acizsiniz. Aslında rahatlık sizlere batıyor. Türkiye'de şu anda bir askeri idare olsaydı, bırakın generali, kuvvet komutanını, genelkurmay başkanını, kafası çalışan bir albay bile telefon açarak bu işi hallederdi. Sonra da diyorsunuz ki; "Bizi askerler idare etmesin." Siz zavallı siviller, kendizi idare edemezseniz, birileri gelir sizi idare ederler.
Teknik heyetlerin farkı
Hemen aklıma geldi. Milli Takım'ın coach'u Şenol Güneş, basketbolun coach'u Aydın Örs. Örs'ün 3 yardımcısına bakıyorsunuz. Biri Çetin Yılmaz. Ülker'i ve Fener'i çalıştırdı, ikisini de şampiyon yaptı. Aydın Örs'ün önünde... İkincisi Tolga Öngören. Önceki yıl Tofaş'ı şampiyon yaptı. Üçüncüsü Murat Özyer. Şampiyon Ülker'in yardımcı coach'uydu. Örs ve yardımcıları son 10 yılda 9 Türkiye şampiyonluğu yaşadı.
Bir de futbola bakalım
Dönelim yine Şenol Güneş'e. Kimi şampiyon yaptı?. Bilmem, rastlamadım! Trabzon'da elleriyle lig kupasını F.Bahçe'ye teslim etti. Sonra çıktı dışarıya nereyi çalıştırdıysa sonuç çıkmadı. Yardımcısı Ünal Karaman. Yıllardır Milli Takım'da oynadı. A.Gücü'nde futbol oynuyordu. Akşam yattığında futbolcuydu, sabah kalktığında Milli Takım teknik direktör yardımcısı oldu. Kaleci antrenörü Mehmet, Ankara'da antrenörlükte emekleme çabasındaydı. Siyasileri sokarak Şekerspor'a teknik adam oldu. O da bir gün baktı ki, Şenol Güneş'in yardımcısı olmuş. Bu üç arkadaşımızın özellikleri ne? Karadenizli olmaları. Teknik kariyerleri üçünü de üst üste koysan bence 10 üzerinden 2'yi 3'ü bulamazlar. Belki onlar kendilerine 10 üzerinden 8-9 verebilirler. Onlara haksızlık etmeyelim.
Hoca az konuşur Şenol!
Yukardaki açık tabloya baktığınızda basketboldaki coach'ların öncelikle kariyerleri açısından takıma ne kadar hakim olabilecekleri, yaptırım güçleri, otoriteleri ve basketçilerin onlara bakış açıları ve otoriteleri ile aynı özelliklerin milli futbol takımına bakıldığında ne kadar ters orantılı olduğu açıkça görülür.
Şenol hep konuşuyor. Konuş Şenol konuş. Ne kadar çok konuşursan, o kadar çok hata yaparsın. Zaten diksiyonun da iyi değil. Arada sinirlenip ne söylediğini sen bile anlayamıyorsun. Teknik adam çok az konuşur Şenol. Hatta mümkünse hiç konuşmaz. Onun konuşacağı yer takımıdır. Sonra o takım çıkar sahaya, konuşur. Sen takımınla ne kadar konuşursan, takımın da sahada o kadar konuşur Şenol. Ne konuştuğunu Ali Sami Yen'deki maç hakem düdüğüyle bittikten sonra anladık Şenol. Çünkü sen ne konuşmuşsan, takımın da bize o kadar konuştu.
Vizeyi almadan bırakmamalı
Bir grup diyor ki, "Şenol Güneş Milli Takım teknik direktörlüğünden istifa etsin." Hayır. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy ve Şenol Güneş bu konuda tek dersten sınıfta kaldılar. Milli Eğitim Bakanı'na baksan, sınıfta kalmaları lazım. Ama hayır. Şenol Güneş, bu yaptığını temizlemeli. Baraj maçlarından galip çıkıp Dünya Kupası finalleri vizesini aldıktan sonra istifa etmeli. Haluk Ulusoy da "Evet ben Karadeniz lobisine uyup teknik direktör grubu tayin ettim, hatalıyım" demeli ve sonra doğrusunu yapmalı. İşin özü bu.
Ne dersiniz sevgili Gündüz Tekin Onay ve İsmail Dilber!
Kebap acı geldi
Dışarda çok gezen ve yemek yiyen bir insanım. Dolar 700'den 1 milyon 400 bine çıktı. Kriz herkesi vurdu. Geçen gün saunada bir arkadaş, biraz oflayıp pufladıktan sonra, "Ulan, şu kriz bir de gelip benim midemi vursa da zayıflasam" dedi.
Sonra da konuşmaya devam ediyoruz. Ve ben başladım anlatmaya... "Bir ay önce Bodrum'da 7 kişi, ailece canlı müzik yapılan bir yere gittik. Saat 00.30'dan 02.00'ye kadar. İki bardak gordon cin, iki bardak rakı, üç bardak kola içildi. Hesap ne geldi biliyor musun? 180 milyon TL." Adam güldü.
Levski-G.Saray rövanş maçını televizyondan spor müdürümüz İbrahim Seten'le birlikte Kadıköy tarafında bir kebapçıda yani ocakbaşı gibi bir yerde izledik. Çünkü bu maçın bitiminde hemen F.Bahçe Stadı'na, Glasgow maçına gidecektik. İkişer bardak sıkma portakal-gordon cin içtik, biraz da et yedik. Hesap ne geldi biliyor musunuz? Kebapçıda gelen hesap 95 milyon TL beyler!
6 kişi 600 milyon TL
Saunadaki arkadaş "Hocam sen ne diyorsun. Bir ay önce Bodrum'un o meşhur barı var ya, ailece oraya gittik. Hem yemek yedik, hem müzik dinledik. İki aile de misafirimiz vardı. Yani toplam 6 kişiydik. Ne hesap verdik hadi bil" dedi. Şöyle bir hesap ettim, çarptım böldüm, "300" dedim. "Ah hocam ah. Ona dünden razıydım, 600 milyon verdim" yanıtını verdi.
Kriz bazı restaurantları da vuruyor ama onları bu krizi aynen adisyonla müşteriye geçiriyorlar. Geçen gün Kadıköy tarafında işim vardı. Bir baktım sol tarafta o bizim meşhur kebapçı. "Aman" dedim ne olur ne olmaz, sağ tarafa sürdüm arabayı ve en sağ şeritten hızlıca geçtim. Arkadaşımı bilmem ama benim bir daha bu tip kalın hesap geçiren yerlere gitme şansım yok. Çünkü hesabı isterken biraz masum ve aptal gözükebilirim ama o kadar da keriz değilim. Özellikle adlarını yazmadım. Ama bu üç yer de kendini çok iyi biliyor!
Bayram'dan yanıt: Önce kirayı ödeyin
Geçen hafta Abdi İpekçi Spor Salonu'ndaki otoparklar konusundaki yazımdan sonra İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Vedat Bayram telefon etti. Sevgili Bayram'ın dediklerini aynen aktarıyorum. Çünkü bu sütunlar herkese açık:
"Tamam Erman hocam. Abdi İpekçi Spor Salonu'nun yapımındaki masrafları Basketbol Federasyonu karşıladı. Ama o otoparkın tahliyesini, zeminini, çitleri, ağaçlandırma işlerini ben yaptım. O salonun açılışını yapacak kadar da küçülmem. Biz bugüne kadar ne salonlar yaptık. Ne hizmetler verdik.
Sinirlendirmeyin
Yalnız sana şunu söyleyeyim. Biz Basketbol Federasyonu'na Abdi İpekçi Salonu'nu senelik 90 bin dolar karşılığında kiraya verdik. Ben, İstanbul'da 1700-2000 arası amatör basketbol müsabakası oynatıyorum. Ve bu müsabakaları da bu salonun kirasından gelecek paralarla organize etmeye çalışıyorum. Basketbol Federasyonu, iki yıllık, kira ücretini yani 180 bin doları hâlâ bana ödemiş değil. İnsanı sinirlendirmesinler. Otursunlar oturdukları yerde."