Yaşar Okuyan dün nihayet manşet olmayı başardı. Bir bakanın "Benim bakanlığımda büyük yolsuzluklar var" diye şikâyet edip durması pek sık rastlanır bir durum değildir normal olarak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan ne zamandır "Türkiye'de en büyük vurgun ve yolsuzluk benim bakanlığımda" diye kendini yırtıyordu ama söyledikleri gazetelerde tek sütun haberin üzerine çıkamıyordu nedense.
Basındaki bu ilgisizliğin sebebi, Okuyan'ın işaret ettiği yolsuzluğun "kahramanlarının" öyle anlı şanlı isimler, ünlü politikacılar, iş adamları, medyatik isimler olmayışıydı herhalde. Gazeteci deyişiyle söyleyecek olursak, haberin "insan" unsuru eksikti, dolayısıyla çekici değildi. Bu defa suçlananların en kabası, bazı ilaç firmaları ve kurum doktorları olabilirdi ancak. Ama besbelli ki çoğunluğu, gazetecilerin bile "kıyamadıkları" dar gelirli halkımızdı: Sahte evrakla emekli olan SSK'lılar ve Bağkurlular... Çifte maaş alan SSK'lılar, ölen yakınının kartını kullanmaya devam edenler... Evli oldukları halde bekar görünüp babalarından maaş almaya devam edenler... O yüzden olsa gerek; hem yetkililer hem de basın tam iki yıldır Okuyan'ın feryadına kulak tıkamaya ve bu küçük küçük "tırtıklamaları" görmezden gelmeye devam ettiler. Hatta bazıları bakanı "yoksulun-yetimin fazladan aldığı üç kuruş parayı mesele ettiği için" eleştirdiler.
Oysa, o küçük yolsuzlukların toplamı yılda 1 katrilyon lira tutuyordu.
12 milyon civarında SSK ve BAĞKUR emeklisinden yaklaşık 400 bininin sahte evrakla emekli olduğu tesbit edilmişti.
Aynı etken maddeli hipertansiyon ilaçlarından en ucuzu 3 milyon, en pahalısı 11 milyonken; reçetelere 11 milyonluk ilaç yazılıyor ve bunun devlete maliyeti 500 trilyonu buluyordu.
SSK'nın 200 dolara yaptığı apandisit ameliyatını Bağ-Kur 400 dolara, Meclis 800 dolara yaptırıyordu. Ameliyat yolsuzluklarında bazen fıkra gibi vak'alara rastlanıyordu. Erkeğe doğum, kadına prostat, ölüye ameliyat gibi... Tedavi giderlerindeki vurgunun yaklaşık 500 trilyon olduğu tahmin ediliyordu.
Buna bir de usulsüz ihale ve alım satımlar, sahte faturalar, sahte reçeteler ve sahte hastalar eklendiğinde devletten "hortumlanan" para yılda bir katrilyonu geçiyordu.
Hadi geçmişin hesabını sormayı bir yana bırakın, soygunun hiç değilse bundan sonra durdurulması için birşeyler yapılması gerekiyordu.
Okuyan soygunu anlatıp duruyor ama kimsenin kılı kıpırdamıyordu.
Anlaşılan sonunda Bakan'ın canına tak dedi ve hiç alışılmamış bir iş yaptı. Kendisi kendi bakanlığını ihbar etti. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı ile Başbakanlık Teftiş Kurulu'na ihbarda bulunarak yolsuzlukların ortaya çıkarılması için yardım istedi.