kapat
03.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
METİN MÜNİR(mmunir@sabah.com.tr )

Oniki dev adam, köşe budalalarına karşı

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök kısa bir süre önce köşe yazarlığı konusunda ilginç ve esrarengiz bir tartışma başlattı.

İlginç çünkü bu konu ilk defa açılıyor. Esrarengiz çünkü tartışmayı neden başlatmak istediği açık değil.

Özkök okurlarına bir köşe yazarı tarif etti:

"Birini kafaya takmış. Durmadan hakaret ediyor, o kişi hakkında durmadan temelsiz yazılar yazıyor, iftiralar atıyor. Şimdi bir genel yayın yönetmeni bu yazara müdahale ederse, sansür mü uygulamış olur? Haberlerde hukuka ne kadar saygılı olmak zorundaysak, köşe yazılarında da aynı duyarlığı göstermek zorunda(mı)yız? Köşe yazarının yalan yazma, iftira atma, hakaret etme hakkı var mıdır? Bunu alışkanlık haline getirmiş bir köşe yazarına müdahale sansür sayılır mı?"

Bu sorularının cevabı açıktır. Köşe yazarının; ister buda, ister budala olsun; yalan yazmaya, iftiraya, hakaret etmeye hakkı yoktur. (Kimin var?) Bu tür yazılara müdahale sansür değil, iyi gazeteciliğin gereğidir.

Ama Türk basınının amiral gemisini 11 yıldır yöneten Özkök'ün herhalde bu soruların cevabını öğrenmeye ihtiyacı yoktu.

Neden sordu o zaman?

Bunun en azından iki nedeni olduğunu sanıyorum.

Birincisi, gazetenin yaramaz yazarlarının yazdığı yazılar sonucunda ödediği tazminatların hatırı sayılır boyutlara ulaşmasıdır.

Gazetenin bir yetkilisinden öğrendiğime göre geçen yıl hakaret, iftira v.s. gibi davalar souncunda Hürriyet bir milyon dolardan fazla tazminat ödedi. Diğer bazı kaynaklar bunun "muhafazakâr" olduğunu, gerçek rakamın "bir milyondan çok, üç milyon dolar civarında olduğunu" söylüyorlar.

Hürriyet'in ödediği tazminatları bir prespektife oturtmak için gazetenin bu yılki mali performansına bakmak lazım.

Garanti Yatırım'ın raporuna göre kuruluş bu yılın ikinci çeyreğinde 300 bin dolarlık kâr açıkladı. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre %97, bu yılın birinci çeyreğine göre ise %89 azalışı gösteriyor. Neden, ekonomik krizin sebep olduğu azalan satışlar ve artanf finansman giderleri. Sonuçları beklentilerinin altında bulan Garanti Yatırım, Hürriyet için 2001 yıl sonu net kâr tahminini 17,9 milyon dolardan 6,2 milyon dolara düşürdü.

Doğaldır ki 6,2 milyon dolar kâr etmesi beklenen bir şirket bunun 1 ile 3 milyon arasındaki bir bölümünü; boş yere, tazminat olarak ödemek istemeyecektir.

Anladığım kadarıyla açılan davalarda herhangi bir azalma yok. Gruba dahil Milliyet ve Radikal gibi gazetelerde de durum aynı. Sadece Radikal gazetesi aleyhine; hakaret, iftira ve bunun gibi gerekçelerle açılmış, binden fazla dava var.

Türk basınında mekanizma "cezayı gazeteci alır, tazminatı gazete öder," prensibi üzerine kuruludur. Hakkında hakaret davası açılan yazarın savunma masrafları gazete tarafından ödenir. Tazminata hükmolunursa, para şirket tarafından ödenir. Bu mekanizma o kadar mükemmel çalışır ki, yazarlar çoğu zaman haklarında dava açıldığını ve tazminata mahkum olduklarını bilmezler bile.

Bir anlamda gazete patronu, yazarın hakaret ve iftira özgürlüğünü finanse eder. Ancak iftira ve hakaret, özgürlük değil suçtur. Sanıyorum ki Özkök'ün yazısı bu sisteme son verme savaşında atılan ilk kurşundur.

Özkök haklıdır. Çünkü hakaret ve iftira iyi gazetecilik değildir. Hatta gazetecilik bile değildir. Birçok köşesinde Türkiye için değişim ve çağdaşlık talep eden bir gazetenin bu talebe herkesten önce kendisinin cevap vermesi gerekir. Öyle sanıyorum ki Özkök'ün köşe yazarlığını tartışmaya açmak istemesinin ikinci nedeni konunun bu ahlaki boyutudur.

Köşe derebeylerinin hakaret ve iftira mecrası olmak, ciddi bir yönetimimin kabul edebileceği bir şey olamaz. Ayrıca, Hürriyet halka açık bir şirkettir. Yönetimin görevi, hissedarlar için kârı maksimize etmektir. Tazminatlar bir anlamda vazgeçilen kâr olarak hissedarlar tarafından ödenmektedir.

Nitekim Hürriyet Yayın Kurulu kısa bir zaman önce bir tamim yayınlayarak bundan sonra tazminatların, bunlara neden olanlar tarafından ödeneceğini çalışanlara bildirdi. Anladığım kadarıyla şimdiye kadar tazminatını maaşından ödeyen olmamış ama herhalde birisi yakında ilk olacak.

Avrupa ve Amerika'da yasal olarak tartışmalı sahaya giren yazılar gazetenin avukatına gönderilir. Eğer dava konusu olabilecek bölümler varsa bunlar değiştirilir veya çıkartılır. Bu konuda son sözü avukat söyler. Türkiye'de bütün büyük gazetelerin hukuk büroları vardır. Ayni sistemin burada da uygulanmaması için hiçbir neden yoktur.

Tabii, Türkiye'de durum batıda olduğundan çok daha karmaşıktır. Yasalar demokratik değildir. Otoritelerin, düşüncelerini sevmedikleri gazetecileri veya gazeteleri ezmek için yazdıkları maddeler vardır. Ceza Kanununun devlet organlarına hakaret etmeyi yasaklayan 159'uncu maddesi bunun en ünlü örneğidir. Hiçbir avukat incelemesi bir köşe yazarını bu maddenin hışmında koruyamaz. Düşüncenin hakaret sayıldığı bir ülkede düşünce sahibi olan herkes, özellikle sıra dışı düşüncelerin savunucusu olan yazarlar, tehlikededir. Gazeteler yazarlarını bu tür saldırılara karşı savunmaya devam etmelidir.

Bundan daha zor olanı; yaygın şayiaya göre, bazı köşe yazarlarının Milli İstihbarat Teşkilatı veya benzer güvenlik kuruluşları hesabına çalışıyor olmaları durumudur. Böyle bilinenler, büyük bir fütursuzlukla bütün suçu "derin devlet" tarafından sevilmemek olan kişilere tasallut etmekte, türlü isnatlarla bu kişilere büyük çile çektirmektedirler.

Bazı köşe yazarları ise doğrudan patronun ekonomik çıkarlarını adına tetikçilik yapan kovboylardır.

Gazeteleri bu iki tip insandan temizlemek sanıldığı kadar kolay değildir. Bunu Özkök'den daha iyi bilen fazla insan yoktur.

O da zaten önünde duran sorunun kolay olmadığının farkında . Ortada "artık kendimizin de dokunmakta zorluk çektiği inanılmaz bir tabu var," diye itiraf ediyor, büyük bir açık yüreklilikle: "(Köşe yazarı), dev bir ''köşe Buda'sı'' haline geldi."

Türkiye'de sadece basında değil, politikadan başlayarak her yerde, "köşe" budaları var. Bir de Garanti Bankası'nın muhteşem basketbol şampiyonası reklamında gördüğümüz, coşkuyla topu paylaşan, "12 dev adam"lar ve kadınlar var.

Sonunda kimin kazanacağı konusunda benim hiç şüphem yok.

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır