kapat
03.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )

'Aktif ticaret' ne ola ki?

Annem dün sucuya söyleniyordu. Eve su getiren firmanın elemanı şişe başına 400 TL. yerine 600 isteyince annem "Bir defada bu kadar zam olmaz; önce patronunuza soracağım" demiş. Firmanın patronuyla görüşünce de zam filân olmadığını öğrenmiş. Adam "Ne yapayım, her elemanın arkasında nöbet tutamam ya, yalan söyleyerek fazla para istiyorlar" demiş.

İçimi çekerek anneme üzülmemesini söyledim. En güvenilir olması gereken kamu kurum ve kuruluşlarında, en güvenilir olması gereken halk oyuyla o makamlara gelmiş adamlar yolsuzlukla milletin trilyonlarını götürmeye utanmazsa sucu mu utanacak?

Bu bir anlayış meselesidir. Temiz toplum önce temiz yönetimle başlar. Yönetimin kokuşmasına izin verirseniz bu kokuşmuşluğun çorap söküğü gibi yukardan aşağıya hızla yayılmasından başka birşey bekleyemezsiniz.

Belediye başkanları bir dönem başkanlıktan sonra trilyoner oluyor, hesap soramıyorsunuz. "Ülker bayiliğinden kazandım" diyor, Ülker firması "bayilikten böyle para kazanılmaz" açıklaması yaparak ilişkiyi reddediyor ama olay orada kalıyor. Belediye başkanları aynı zamanda resmen müteahhitlik yapıyor (utanmadan tabela asanları var), sahiller başkanların yardımıyla parselleniyor karışamıyorsunuz.

Çocuklarına trilyonluk düğünler yapan, hepsini yurtdışında yaşatan, Boğaz'a milyonlarca dolarlık yalılar diken parti başkanlarına, belediye başkanlarına hesap soramıyorsunuz.

Bir başbakan hakkı olmadığı halde partisi için örtülü ödeneğe el atıyor, soruşturmadan olayı kapatıyorsunuz.

Siyasi yolsuzluk yapanların "Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin" yöntemiyle aklanmasına, olayların kapatılmasına izin veriyorsunuz.

Halk sürünürken binlerce lojmanı, dinlenme tesisini, lüks makam aracını, yurtdışındaki lüzumsuz elemanı koruyarak devlet tüketimi yolsuzluğunu inatla sürdürüyorsunuz.

Bakanlığında yüzlerce trilyonluk ihale yolsuzluğu yapılan ve bu yolsuzluğun Bakan'ın emriyle yapıldığı Müsteşar Yardımcısı'nın ağzından açıklanan, ihale verdiği firmalar sayesinde 7 trilyon ciro yapan şirketlere ortak olmuş bir bakanı "O aktif ticaretin içinde değil" diye koruyorsunuz.

Böyle bir yönetim sistemine sahip ülkenin sucusuna hesap sorulur mu?

Gözünün yaşına bakılmaz
Bayındırlık Bakanlığı'ndaki yolsuzluk sadece "deprem" boyutuyla bile bağışlanır gibi değil. Düşünün ailesini kaybeden, evi, dünyası yıkılan insanlar suyu, kanalizasyonu, kısacası "en basit insanca ihtiyaçları" için harcanacak paraların bile hesabı ortada yok. Sel, deprem ve diğer afetlerde kaybı olanlar için ayrılan Afetler Fonu'ndan çekilmiş 114,5 trilyonun ne olduğu belli değil.

Ben size birşey söyleyeyim mi, sıkıntının her türlüsünü yaşayan halk artık çıldırmak üzere. Bu konularda hoşgörü, sabır falan olamaz ve bu konuların o parti, bu partiyle de alakası yok. Sadece "karakter"le alakası var.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kurallar konusunda hassas davranıyor, bundan dolayı kendisini takdir ediyorum. Ama "Şirket ortaklığından ayrılacak", "Suçlu bulunursa istifa edecek" gibi mazeretler arayacağına Koray Aydın'ın istifasını hemen istemeli. Sadece Müsteşar Yardımcısı'nın sözleri bile bunun için yeterli.

İktidar partileri soruşturmayı engellememeli. Komisyon suçlu bulursa Meclis de Yüce Divan'a gitmesini sağlamalı.

Toplum öyle bir hale geldi ki artık bu temizliği sağlayabilen partiler kazanacak. Hangi parti olduğu önemli değil. Hata yapanı bağışlamayan parti.. Hiç şüpheniz olmasın!

Bize "beyin" gerekmiyor mu?
Geçen hafta gazetelerde Almanya'nın yetişmiş elemanlarının sürekli başka ülkelere gidişini durdurmak için önlem almaya başladığı haberi vardı.

Yıllarca buna ses çıkarmayan Almanya beyin göçünün sürekli olarak tek yönlü oluştuğunu ve rakamları büyüdükçe bunun ülke için kayıp yarattığını, "beyin"in en önemli milli servet olduğunu farketmiş, durdurmaya çalışıyor.

Bu, Almanya gibi bize kıyasla sorunsuz, AB gibi büyük bir güç birliğinin içinde yer alan ülkedeki durum.. Aynı olayın Türkiye'de, boğazına kadar sorunlara gömülmüş, yönetim sisteminden eğitim sistemine, trafiğinden, güvenliğine, çevre anlayışına kadar her konuda geri, geri, geri, geri kalmış beyinler tarafından geride bırakılmış bir ülkede tek yönlü beyin göçünün önemini, kaybını varın siz düşünün..

Amerika'da yaşayan bir arkadaşım geçenlerde ABD'de burslu öğrencilere verilen vizelerin bile farklı olduğunu, ABD'den burs alarak okuyan öğrenciler eğitimlerini bitirdikleri anda ülkelerine dönüp en az iki yıl orada kalacak şekilde "J-1" denilen özel bir vize verildiğini anlattı. Bu konuyu yazdığımız zaman ABD'de kalan burslu Türk öğrencilerden veya bitirmiş doktoralı uzmanlardan, "Ne yapalım Türkiye'de şartlar müsait değil. Burada daha rahat ve imkanlıyız" diyen şikayet ve öfke dolu mektuplar, e-mail'ler alıyoruz ama gördüğünüz gibi bizden 50-100 yıl ilerde bulunan ülkeler bile bir önlem düşünüyorlar.

Almanya, ABD gibi ülkeler "beyin"lerin kendi ülkelerine de lâzım olduğunu görüyorlar da biz neden göremiyoruz? Bize "beyin" lâzım değil mi?

Bu ülke ne zamana kadar sadece beyinsizlerle yönetilecek? Şikayet edip durduğumuz yanlışları, eksikleri kimin düzeltmesini bekleyeceğiz?

Burslu okuyan, sonra da bursla yurtdışına giderek orada kalan, kendine de mazeret olarak "Türkiye'deki yetersiz şartlar"ı seçen öğrenciler sadece devletin, milletin parasını, emeğini, zamanını kaybettirmekle kalmıyorlar, başka parlak, çalışkan öğrencilerin elde edemediği imkânları da onlardan çalmış oluyorlar. Bu da bir tür hırsızlık.. Bir tür yolsuzluk.

Diğer ülkelerde olduğu gibi bizde de bu soruna çare bulunması şart.. Milli Eğitim Bakanlığı boş vakitlerinde biraz eğitime eğilse iyi olacak!

Servisler
Binlerce öğrencinin hayatı okul servis şirketlerinin ciddiyetine emanet ediliyor. Öğrencilerin çoğu her gün gidiş ve dönüşlerde servis araçları ile uzun yollar katediyorlar.

Tehlikeli trafik içinde çalışan bu araçların çoğunda emniyet kemeri yok. Araçta kontrolü sağlayacak görevli bir öğretmen yok. Sürücülerin yaş sınırı, göz sağlığı, dikkati kontrol ediliyor mu belli değil.

Velilerin büyük paralar da ödediği bu araçların ciddi şekilde denetlenmesini de Bakanlık okullardan istemeli!

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır