Sedat Ergin geçenlerde Hürriyet'te Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu' nun Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında söylediği "şok sözler"i açıklayınca Şubat devalüsyonundan bu yana ilk defa gülümsedim.
Biliyorsunuz çevresinde MGK toplantısının yapıldığı masanın, solunda askeriyenin temsilcileri, sağında morukrasinin temsilcileri oturur.
Bu toplantıların birinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu, morukratlara (morukrasi, demokrasi öncesi döneme verilen addır; morukluk ise, akıl gibi, yaşta değil baştadır) dönüp şöyle demiş:
f''Evet, her seferinde Avrupa Birliği normlarından söz ediyorsunuz. İyi, ama biz AB normlarını siyasette de görmek isteriz. Hanginizin partisinde demokrasi kuralları tam anlamıyla işliyor? Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında bu salonda bizim oturduğumuz sol sıra devamlı bir şekilde değişiyor. Bizler görev süremizi tamamladığımızda yerimizi yeni gelen komutan arkadaşlarımıza bırakıyoruz. Ama sizler, yani masanın sağ tarafında oturanlar her zaman aynı kalıyorsunuz.''
Orgeneral Kıvrıkoğlu, bu çıkışını bitirdiğinde hükümet sıralarından çıt çıkmıyor, diyor Ergin.
Bu "Hükümet sıralarında çıt çıkmıyor," lafına bayıldım. Hiç durmadan konuşanlardan çıt çıkmamasının bir anlamı olmalı.
Bir defa, gene,"Metin Münir Üstün Gazetecilik Ödülü"nü aldın Sedat Ergin. Bundan sonra seni ilk görüşümde, bunu, sağ ve sol yanaklarına uygulanan birer öpülme ve sarılma olarak alacaksın.
Türkiye'nin açmazını Ergin'in anekdotundan daha iyi hiç bir şey anlatamazdı.
Demokrasi kantarına vursanız askerlerin mi, sivil politikacıların mı daha ağır basacağını bilememek. İşte açmaz bu.
Türkiye'de askerler sivillerin kontrolu dışında, hiçbir otoriteye tâbi olmayan ve hesap vermeyen, paralel bir hükümet haline geldiler veya getirildiler. Sivil otoriteye müdahalenin yasal sınırı yoktur, olan yasal sınırlara da uyulmamaktadır.
Bu durum, Avrupa Birliği'ne girmek için tamamen uyulması gereken Kopenhag Kriterleri'ne aykırı. E sivillerin durumu çok mu farklı? Kendileri demokrat olmayan siyasi liderler Türkiye'ye demokrasiyi nasıl getirecek? Demokratikleştirmeye askerlerden değil kendilerinden başlamaları gerekmez mi?
Askerlerin siyasetteki ağırlığının devam etmesinin en büyük nedeni iktidar hırsı değil, politikacıların belkemiksizliği, işbilmezliği, ufuksuzluğu, prensipsizliği, entelektüel yoksulluğu ve hırsızlığıdır. Sivillerin, zayıfladıkça tahliye ettikleri otorite sahalarına askerler yıllardır karargâh kuruyor. Bu, sakat olan demokrasiyi yatalak ediyor.
Askerler siyasilere güvenmedikleri için hazır bekliyor ve, esas görevleri olsun olmasın, her işe karışıyor. Halkın ezici çoğunluğu ve Türkiye'nin müttefiklerinden neredeyse hiçbiri, hükümete güvenmiyor. Askerler de bu konuda azınlıkta kalmıyor.
Askeri alanın genişlemesine neden olmak, siyasilerin yaptığı en büyük kötülüklerden biridir.
Bu durum ebediyen böyle devam etmeyecek. Askerler sonunda sivil otoriteye tâbi olacaklar. Ama bunun için her şeyden önce saygın, demokratik, iş bitirici bir sivil kadronun Türkiye'nin dizginlerini eline geçirmesi lazım.f
Bu olmadan askerlerin siyasetten elini eteğini çekmesini beklemek, entelektüel dürüstlük sınırlarının dışında kalan, tatlı bir fantaziden ibarettir.