  
Kanuni "ayıp"
Bayındırlık Bakanlığı'nda da geniş çaplı bir yolsuzluk soruşturması başladı... Türkiye'de çok açık bir "devlet ihaleleri sistemi" vardır. Bu sistemin sürekli "yolsuzluk" ürettiğini, çeteler ürettiğini ilgili ya da az ilgili herkes bilir.
Bu sistem geniş bir "müteahhit ağı" yaratmıştır ve bu ağlar bütün siyasi partilerde güçlü biçimde örgütlenmişlerdir. Bütün siyasi partilerin en ön saflarındaki, en yaygın meslek müteahhitliktir. İl Başkanları da çoğu zaman müteahhit olur, çünkü rahat harcama yapma imkânına sahip insanlar onlardır.
Devletin ihale sistemi, "iş takipçisi politikacı" türünü de yaratmıştır. Bu milletvekilleri, "partili" müteahhitlerin işleri için "yatırımcı", yani "ihaleci" bakanlıkların koridorlarında dolaşırlar.
Bu, bugünkü ihale sisteminin genel görüntüsü ve siyasetteki "yansıma"larının özetidir. Tabii, bütün ihalelerin "şaibeli" olduğu, devletle iş yapan herkesin bunu siyasi nüfuzla yaptığı söylenemez. Ama sistemin genel görüntüsü "rahatsız edici"dir.
Etik diye bir şey var
Devlet ihale yasası bir türlü değiştirilememektedir. Ankara, mecburiyetten birçok önemli reformu gerçekleştirmiş, istemeye istemeye de olsa, siyasi nüfuz imkânlarını yok eden birçok yasayı çıkartmıştır. Ama devlet ihale sistemini değiştirememektedir.
Bir işlem kanunlara uygun olabilir, ama etik olarak doğru olmayabilir. Bunun son örneği Bayındırlık Bakanı'nın durumudur. Bakan, yakın akrabalarıyla birlikte birkaç şirkette ortaktır ve bu şirketler inşaat malzemeleri satmaktadır. Bakan bu şirketlerin hiçbirinin devletle iş yapmadığını söylemektedir.
Buna göre ortada, kanunlar açısından sakıncalı bir durum görünmemektedir. Bakan ve yakınlarına ait şirketler, "müteahhitler"e mal satmaktadır. Bu da özel bir ticaret ilişkisidir. Bakanların ticari işlerinin devam etmesini yasaklayan bir yasa da bulunmamaktadır.
Ancak bugünkü sistemin çok "doğal" bir sonucu vardır. Devletle iş yapan her müteahhit gider, Bakan'ın ortak olduğunu bildiği dükkândan mal alır. Bunu "göze girmek", ilişki kurmak için ya da "neme lazım, ne olur ne olmaz" diyerek yapar. Bu da kanunlara aykırı bir durum değildir.
Ama "etik" kurallara aykırıdır.
Ayıp diye de bir şey var
Sağlık Bakanı da, sağlık malzemeleri üreten bir fabrikanın ortağı olabilir. Başka insanlar gelip, bakanın fabrikasında üretilen malzemeleri alır, devlet ihalelerine katılır ve satarlar.
Milli Eğitim Bakanı da kâğıt ithalatçısı olabilir. Ders kitabı yayıncılarının gelip onun şirketinden kağıt almaları ve bu kâğıtla bastıkları kitapların okullarda okutulması için bakanlık onayı istemeleri de son derece kanunidir.
Bunların hiçbiri kanunlara aykırı değildir, ama "ayıp"tır.
Bir toplumda temel ahlaki değerlerin bu derece hiçe sayılması en büyük tehlikelerden biridir. Ankara'nın uzun süredir "ayıp" sözcüğünün anlamını unutmuş olmasının aşağıya doğru yansımalarını yıllardır yaşıyoruz.
"Ayıp" çok önemli bir kelimedir. Ve bu kelimenin gerçek değerini kazanabilmesi için öncelikle Ankara'dakilerin bu kelimeden etkilenmeleri gerekiyor.
|