Aşk ve evlilik
"Seni, seninle evlenmeyecek kadar çok seviyorum!" Henüz liseli bir kızken sevgilisinin evlenme teklifini böyle yanıtlamış Tülay German. "Burçak Tarlası"nın müthiş yorumcusu hani...
Hıncal Uluç bu sözün arkasında yatan düşünce ve duyguları tartışalım istedi, yazdı, yazdı...
Sonunda Tülay German bir mektup gönderip sözlerinin arka planında yatanları açıkladı.
"Ben şahsen yaşamım boyunca çevremde yalnız ve yalnız, mutsuz evlilikler gördüm" diyerek başlıyordu mektup. Evliliği "erkek olsun, kadın olsun tapusunu bir başkasının eline vermek" olarak tanımlıyordu German ve "felâket burada başlıyor" diyordu: "Artık iki sevgili değil de, bir çeşit iki akraba, aynı evde ve evlilik kör topal yürüyor."
Şimdi burada duruyorum.
Modern insanın kafasıyla kalbinin birbirine dolanıp düğüm olduğu nokta burası çünkü...
"İki sevgili değil de, iki akraba aynı evde!"
Ne var bunda?..
Bir evde uyum içinde yaşamak için huyu suyu, geçmiş öyküleri birbirine yakın insanlar olmak daha doğru değil mi? Paylaşmak, hele ev paylaşmak insanları zaten "akraba" kılmaz mı? Bu yakınlık bizi dışardan ayırmaz mı? Ve zaten bu tür bir yakınlık değil mi insanı "ev"li yapan?..
Ama sevgili olmak başka bir şey işte...
Sevgili olmak, birbirini tanımak ve yakın olmak değil.
Sevgili olmak, sevgilin yanıbaşındayken bile onu özleyecek kadar uzak olmak!..
Anlaşılıyor ki, Tülay German gencecik yaşında iliklerine kadar hissetmiş bu farkı ve kararını bütün ömrüne yaymış...
Hıncal Uluç'a gönderdiği mektubun sonlarına doğru şunu söylüyor çünkü: "Sevgilimle 30 yıl süren yalansız dolansız, özgür, gerçek bir aşk yaşadım.
Sevgimizin azalmaya yüz tuttuğu an, valizimi kaptığım gibi gideceğimi belirtmiştim ve 30 yıl sonra birbirimize hâlâ doyamamıştık."
Güzel!..
Fakat doğruyu söylerken yanlış yere yükleniyor bence German...
Evliliğin bunda hiçbir suçu yok!
Bütün kültürlerde (antropolojik ayrıntılara girmek istemiyorum, ama meraklısı bu konuda özellikle son yıllarda çok gelişen literatüre bakabilir!) nikâh sosyal bir kontrattır, evlilik de bu kontrata uygun sosyal bir kurumdur...
(Bu yüzden eski toplumlarda evleneceklerin "aşık olmaları" değil, "iyi insan" olmaları önemsenirdi.)
Batı kültürünün tüm kültürlere nüfuz etmesiyle birlikte bu gerçeğin üzerini örttü modern insan.
Önce Romantik Çağ açıldı... Binlerce yıldır, birbirinden çok farklı kültürlerde bile, yüceltilen aşkı evlilik kurumunu hırpalamak üzere kullandı da kullandı romantikler...
Sonra Post-Romantik Çağ geldi. Batı burjuvazisinin aşkı zorla evliliğin içine zerk ettiği çağ!
Çünkü aşk yüceydi, güzeldi, baştan çıkarıcıydı ama toplumsal ve ekonomik güvenlik de ihmal edilemezdi!.. O günden beri insanlık aşkla evliliğin bir yastıkta kocayacaklarını umuyor.
Yani Tülay German'ın sandığı gibi değil! Evlilik kurumunda bir yanlış yok!
Yanlış varsa, bu kurumu ille de "aşk yuvası" yapacağım diye inat eden modern kültürde... Oysa aşkın ihtiyaçlarıyla evliliğin ihtiyaçları farklı!
Aşk hesapsızdır (değil mi?)
Evlilik ise hesaplı olmak zorundadır...
Sonuç... En iyisi artık yazmak yerine susmak!