İlhan Selçuk dünkü "Ne oldu bize?" yazısını yine aynı soruyla bitiriyordu:
"Ne oldu bize? Ölüme bile saygımız neden kalmadı?"
Galiba hepimizin kafasında aynı soru, burgu gibi dönüp duruyor.
Geleneksel değerlerini yitirmiş, çağdaş değerler sistemine geçmeyi ise henüz başaramamış bir toplumun bütün altüst oluşlarını yaşıyoruz.
İçinde bulunduğumuz gemi fırtınaya tutulduğu için bizim de başımız dönüyor, midemiz bulanıyor.
Ve İlhan Selçuk, Çetin Altan gibi kalem ustaları, yarım yüzyıldır bu hale gelmeyelim diye uğraşmanın ve uyarmanın sonunda şimdi her gün toplumu kaygılı gözlerle süzüyorlar.
Avrupa ülkelerine ilk kez gittiğinizde, sokaklarda dolaşan özürlü insanların çokluğu dikkatinizi çeker.
Sokaklarda ve otobüs duraklarında tek bacaklı, tek kollu insanlar vardır. Kimi savaşta kaybetmiştir organlarını, kimi kazalarda.
Caddelerdeki yaya geçitlerine yerleştirilmiş aygıtlar, yeşil yandığı zaman ses çıkarır: Gözleri görmeyenler o sesi duyup da karşıya rahatça geçebilsin diye.
Kimi sabahlar bir grup zekâ özürlü çocuğu gezdiren, sergilere götüren öğretmenlere rastlarsınız.
Ve ilk tepkiniz şu olur: "Burada ne çok özürlü var!"
Bizde durum böyle değilmiş sanırsınız.
Ama biraz daha düşününce anlarsınız ki Türkiye'deki özürlü sayısı da oralardakinden aşağı değildir ama biz onları saklarız, karanlık evlerin içine gömeriz.
Dünyayı onlar için de yaşanılır kılmak gibi bir derdimiz olmadığı için, toplumun gözünden silinir, yok sayılırlar.