  
Biz size inanıyoruz, Dinç Bey!..
Sevgili Dinç Bilgin,
Açık söylemem gerekirse, bu sabah gazeteye müthiş bir keyif, müthiş bir moral, yepyeni bir başlangıç coşkusu ile girmeyi, hem de fena halde umut ediyordum..
Turnikelerden sonra, her zaman önünde beklediğim o üç işçi asansörüne değil, en solda nerdeyse bütün gün boş duran, Yönetim Katı ekspres asansörüne binecek, en üst kata çıkacaktım.. Siz orda olacaktınız ve kucaklaşacaktık..
Bu sahne gerçekleşmedi..
Devlet Güvenlik Mahkemesi, tahliye edilme isteğinizi reddetti..
Şimdi yeni bir bekleyiş var..
Bekleyeceğiz Dinç Bey.. Birlikte bekleyeceğiz.. Biliyorum, dışarda özgür olanın, içerde bekleyen birine bunu söylemesi kolay.. Ama yapacak başka şey de yok..
Gazetedeki o tam sayfayı kaplayan savunmanızı okumadım. Okuma gereği duymadım. Çünkü ben size zaten inanıyorum..
Hatalarınız olduğunu kendiniz de kabul ediyorsunuz.. Hata yapmak kula mahsustur. Hangimiz yapmıyoruz ki..
Ama suçlu olduğunuzu bir saniye bile düşünmedim.
Bankanıza el konduğunda yurt dışında idiniz. Kalabilirdiniz. Tam tersini yaptınız, tatilinizi kısa kesip hemen döndünüz ve döner dönmez iddia edilen her kuruşu, itiraz etmeden ödeyeceğinizi açıkladınız.. Derhal görüşmelere başlayıp, ödeme planları sundunuz..
Devlet bürokrasisi ağır işliyor bu ülkede.. Anlaşmaya varılması aylar sürdü. Sonunda en titiz bürokratlar da ikna oldular, "Peki" dediler.. İddia edilen her borcu kabul eden, her kuruşuna kadar ödeyeceğini söyleyen, sadece kendisinin değil, kendisi ile ayni soyadını taşıyan herkesin herşeyini karşılık olarak gösteren birisine diyecek hiçbirşeyleri kalmayana dek işi uzattıktan sonra tam inanmış ve tatmin olmuş olarak "Peki" dediler..
Bu anlaşmadan sonra, hakkınızda açılan davanın düşmesini beklemiyorduk. Ama en azından artık tutukluluk halinizin kaldırılacağını şiddetle ümit ediyorduk.
Kanımızca, tutuklu kalmanız için artık fazla sebeb kalmamıştı.
Kaçmanız söz konusu değildi. Delilleri yok etmeniz söz konusu değildi. Üstelik suçlama konusu paranın ödenmesi konusunda devletle anlaşma da yapmıştınız. İşinizin başında olmanız, borcunuzu daha rahat ödemenize yardımcı olabilirdi. Bunların hepsi hukukta "İyi" yorum sebebi idiler. Ceza Hukukumuz insandan yana, en küçücük "İyi" ayrıntıların bile dikkate alınmasını amirdi.
Olmadı..
Sevgili Dinç Bey,
Herkesin hata yapabileceğini biliyoruz.. Siz yaptınız.. Yargıçlar da yapabilirler..
Belki kendilerince haklı sebebleri vardır.. Bilmiyorum..
Bankalarına el konan bunca patron bir tek gün bile tutuklanmamışken, sizin niçin tutuklandığınızı bilmediğim gibi..
Yavuz Zeytinoğlu, Selçuk Yaşar, Erol Aksoy, Enver Ören, Atilla Uras ve daha bir çoklarından fazla ne suç işlemiş olabilirsiniz?. Bilmiyorum..
Bankasının önünde hala mağdurların "Ne olacak paramız" diyen bağırdıkları Ali Balkaner tahliye edilirken, bir tek mudisini mağdur etmeyen sizin içerde kalmanızı gerektiren farklı suçunuz nedir?.. Bilmiyorum..
Bu ülkedeki gerçek çeteciler, organize suç örgütlerinin tetikçilerine durmadan cinayet dahil suç işleten mafya babaları tutuklanmaz, tutuklananlar da ilk celsede tahliye edilirken, Dinç Bilgin gibi, onur ve namusuna nerdeyse tüm iş dünyasının gazetelere verdiği ilanlarla kefil olduğu bir iş adamı, 4 bin aileye iş sağlayan bir patronun içerde kalmasında hangi toplumsal ve yasal fayda vardır?.. Bilmiyorum.
Bankanıza el konduğu gece, el koyanların hazırladığı bildiriyi televizyonlarda dinlemiştim. Bir suç atfında bulunulmadığının altı itina ile çiziliyor ve "Kötü işletme" deniyordu..
Bankanın tüm evrakları ve hesaplarına el koyarak inceleyen ve sonunda bu raporu hazırlayan uzmanlar yanılmış olabilir miydi?.. O günden bugüne ne değişti de "Yanlış yönettin" denen Dinç Bilgin bugün silahlı çete kurmak suçundan tutuklu yargılanıyor?.. Bilmiyorum..
Bildiğim bir tek şey var, Dinç Bey..
Eninde sonunda bu işten alnımızın akıyla çıkacağız.. "Biz" diyorum.. Çünkü ben ve benimle ayni inançta olanlar, yanınızdayız..
Ben inançlı bir insanım Dinç Bey..
Belki de böylesi daha hayırlı oldu. Bugün tahliye edilmiş olsanız, kimbilir kimler ne dedikodular yapacak, hakkınızda ne şüpheler uyandıracaklardı..
Kimler dışarda gezerken Dinç Bilgin'in hala içerde tutulmasını kamu yakından izliyor.. Yarın serbest kaldığınızda, dahası beraat ettiğinizde artık kamu vicdanını yanıltmak hiç de kolay olmayacak.. Biraz daha içerde kalmanız, biraz daha sağlam dışarı çıkmanıza yol açacak..
Başınızın dik, alnınızın ak olduğunu biliyorum..
Bizimki de öyle..
Moralimizi yüksek tutacak ve adalete inanmaya devam edeceğiz Dinç Bey..
Altıncı kat asansörü, beni biraz daha bekleyecek, hepsi o!..
Gözlerinizden öperim,
Hıncal Uluç
Evet, Yavuz!.. Birşeyler var!..
Bir e-mail..
Hani CNNTürk'te "Garih cinayeti ile ilgili yeni bir gelişme, yeni bir bulgu var mı" diyen haber spikerine, olay yerinden yanıt verirken "Evet Remziye, yok" gibi bir garabet cümleyi kuran polis muhabiri.. Ondan..
Adı Yavuz Karakoç!..
Tüm televizyonların artık bıktıran, usandıran ve işte böyle zaman zaman alay konusu da olan "Evet"lerinden birinin daha sahibi delikanlı diyor ki..
Benim yazımı, müdürüne götürmüş.. Müdürü de "Dikkate alma" demiş..
Kim bu müdür?.. Ferhat Boratav böyle bir şey derse, ben kellemi keserim.. O zaman kim?..
"Böyle müdüre, böyle muhabir" deyip geçmek gerek, ama diyemiyorum.. Çünkü "Var mı" diyene "Evet, yok" diye yanıt veren kişi bir gazeteci olunca, alay konusu olan benim mesleğim..
Aslında yıllardır bunu söylemek istiyorum.. Gazeteciliğin bugünkü duruma düşmesinin sebebi "Aldırmayan" müdürler.. Herkes herşeyi yapıyor ve bakıyor ki, aldıran yok.. Yaptığı yanlış yanına kar kalıyor.. O zaman o da aldırmaz oluyor. Bir adım daha ilerleme gereği duymuyor..
Olan da mesleğe oluyor..
Şimdi bu Yavuz kardeş, e-mailinde karşı saldırıya da geçiyor..
"Ekranları hangi güçlerin yardımı ile parsellediğinizi bilmiyorum.."
Vay, vay, vay.. Breh, breh, breh..
Merak ediyorsan, çalıştığın medya kuruluşunun taa en başından sıra ile tüm üst yöneticilerine sor.. Bunca yıldır Hıncal Uluç'a gurur veren transfer tekliflerinin sahiplerine yani.. "Bu adam da ne var da, istiyorsunuz" diye..
Hıncal Uluç adının arkasındaki "Kazanılmış" güçleri o zaman çok iyi öğrenirsin, benim küçük dostum..
Uğur Mumcu "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" demiş.. Yavuz kardeşim naklediyor ve benim bilgisiz fikirliler arasında olduğumu söylüyor. Görüşüdür, karışmam..
Ama hemen altında aynen şöyle diyor:
"Sizin gibi yüz kızartıcı nedenlerle mafya babalarının kurşunlarına hedef olmadım.."
Adam bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmayacağına inandığına göre, bir bildiği olmalı..
O zaman soruyorum..
Bak Yavuz Kardeş, mafya kurşunlarına hangi "Yüz kızartıcı" yazımın sebeb olduğunu bana hemen söyleyeceksin, ben de bu yazıyı yeniden bu köşede yayınlayacağım, söz.. Ama eğer bunu yapmazsan, yapamazsan, o zaman ben, içimizde, onursuz bir yalancının meslekdaş sıfatı ile dolaşması utancını taşımak zorunda kalacağım..
Ya da Yavuz, derhal benden özür dileyeceksin. Aldatıldığını, kandırıldığını ifade edeceksin, ben de o özürü yayınlayacağım..
İnsanların onurları ile oynamak o kadar kolay değil, Yavuz Kardeş..
Canı istediği an, istediği insana en şerefsiz damgaları vurabilen tiplerin bu meslekte tek gün bile kalmaları da doğru değil..
Köşesi olan Hıncal Uluç'a, tüm Türkiye'nin gözü önünde olan bir olayla ilgili böyle iğrenç iftira atabilen bir gazeteci sıradan bir vatandaş için neler yapmaz?.
Bak Yavuz,
Hem de kendisini hiç sevmediğimi tüm yakın çevremizin bildiği bir kadın gazeteci, röportaj yapmak için gittiği hastane odasından silahla kovalandı.
Bekledim.. Ne medyadan, ne basın kuruluşlarından "Çıt" çıkmadı..
O zaman oturdum, mesleğe ve meslekdaşa nasıl sahip çıkılması gerektiğini anlatan bir yazı yazdım.. Üflediği zaman mangalda kül bırakmayanların, Kılıç/Çakıcı soyadı karşısında susup oturmalarını eleştirdim.. Bu yazı üzerine vurulma emrim çıktı.. Sebebin bu olduğu, mahkeme sırasında vuranın ifadesi ile zabıtlara geçti..
Yüz kızartıcı dediğin yazı bu mu?..
Yoksa bildiğin başka şeyler mi var?..
Bildiklerini, ya da özürlerini bekliyorum, Yavuz Kardeş..
Ötesini sonra konuşacağız.. Dilerim, ağabey/ kardeş gibi konuşuruz..
Mankenler.. Skandallar!..
Türkiye'nin önde gelen firmaları defile yapmayı kesince, mankenlerin özel yaşamları ile gündeme gelmeleri arttı..
Akmerkez'deki özel defile, bu hafta Aktüel'e de konu oldu sonunda..
Yanlışlar var..
Bir kişi sadece kendisi için defile yaptırabilir.. Çok önemli bir müşteri ise ve, dükkanda..
Müşteri evine gidilerek yapılan defile ben bilmiyorum. Böyle yaparsan, müthiş dedikodulara çanak tutarsın, bir.. Olayı gazeteciler haber aldığında "Aslı yok" diye yalanlamağa kalkar, sonunda itiraf edersen, bu dedikodulara güç verirsin, iki.. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, defileyi yaptıran insanların adlarını İtalyan mafyasının o ünlü "Muerte- Ölüm" kuralı gibi susar ve gizlersen, bunun masum bir kıyafet seçimi olduğunu artık kimselere anlatamazsın, bu da üç.
Hatanın büyüğü, işi organize eden Neşe Erberk'te.. Tek çözüm de Neşe'nin yanına üç mankeni alarak bir basın toplantısı düzenlemesi ve bu toplantıda sorulan her soruya, hiçbirşey gizlemeden, açık, seçik ve net yanıtlar verilmesi..
Bu yapılmadığı sürece, ikisini yakından tanıdığım ve çok sevdiğim bu üç genç kız üzerinde söylentiler, giderek artarak sürecek, insanların hayalgücü ölçüsünde erotik boyutlar katılarak anlatılmaya devam edecektir.
Hayalgücü dedim de..
Pınar Yiğit de, son günlerde bir skandalın kahramanı oldu.. O da sevdiğim eski arkadaşlarımdan biri..
İngiliz Popçu Robbie Williams ile, asansörde basılmış, İngiltere'de..
İlk haber, yeniymiş gibi.. Yarı çıplakmış.. Ertesi gün Pınar'ın açıklaması.. "Bir yıl önce oldu. Üstelik çıplak değildik.."
Pınar iyi kızdır, hoş kızdır.. Ama biraz reklama meraklıdır. Hayalgücü de fevkalade geniştir.. Biz yakın arkadaşları arasında bu huyu ile ilgili bir takma adı bile vardır, kendisinin de bildiği..
Bir yıl önce, İngiltere'de bir Türk güzeli, bir dünya ünlüsü popçu ile basılacak da, tabloidleri, bulvar gazeteleri ile ünlü İngiltere'de bu ön kapak haberi olmayacak?.. Ya da o gazeteler bu haberleri bir yıl önce yazacaklar da, hemen hepsinin Londra'da maaşlı muhabiri bulunan büyük gazetelerimiz, televizyonlarımız, Reha Muhtarlar, Tele-Volelerimize bu haber aktarılmayacak..
Olayın başından sonuna palavra, başından sonuna hayal, başından sonuna üretme olduğu o kadar açık ki..
Pınar'ın yakından tanıyınca, haberin kaynağını tahmin etmek de güç değil..
Pınar birkaç gün, adını ve fotoğraflarını kapak sayfalarda görerek, herhalde fena halde eğlenmiştir, bizim gazete ve gazetecilerle..
SEVDİĞİM LAFLAR
Büyük felaketler büyük insanların yetiştiği okuldur.
Napoleon
BİZİM DUVAR
Ulusal Güvenlik tartışmaları abes. Daha mezarlıklar bile güvenli değil.
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Küçük Joe okuldan eve dönerken annesine öğretmeninden bir not
getirmiş..Notta şunlar yazıyormuş.. "Oğlunuz çok zeki bir çocuk.. Ama kızlarla çok ilgili ve onlarla çok zaman harcıyor!"
Ertesi gün Küçük Joe annesinden öğretmenine şu notu götürmüş, "Bir çözüm bulursanız lütfen bana da bildirin..Bunun Babasında da aynı problem var..!"
|