Türkiye'nin -20. Yüzyıl da dahil- sürekli çağının dışında kalmasının temelindeki neden, acaba salt "eğitim sorunu"na bağlanabilir mi?
Belki de temeldeki neden; evliliklerdeki uyumsuzluklar, dengesizlikler, mutsuzluklardır. Bir de bunlara yoksulluğu eklemek gerekiyor tabii..
65 milyon nüfuslu Türkiye'de, aile sayısı 13 milyon dolaylarında...
13 milyon aileden kaçının olanakları, çağdaş gençler yetiştirebilecek nitelikte?
Çünkü "eğitim" bir okul sorunu değil, bir aile sorunudur. Ve çocuğu, 5 yaşına kadar anadilini öğrendiği süreçte biçimlendirir...
Çocuk, en güçlü savunma aracı olarak "yalan"ı mı benimseyecektir; yoksa dürüst bir tutarlılık içinde, güven yaratma göstergesi olan "saydamlık"ı mı?
Anneyle baba, durmadan kavga ediyor ve biribirlerini yalancılıkla suçluyorlarsa...
Baba sık sık anneyi dövüyorsa...
Anne kendini korumak için sık sık yalan söylüyorsa...
Ayrıca baba da yalan söylüyorsa...
Eğlence programlarının en kalitesizleri yeğleniyorsa...
Herkes biribirini çekiştirmekten zevk alıyorsa...
Ne "meslek-kazanç" denklemleri, ne çağ sorunları; güncel konuşma repertuvarlarına asla girmiyorsa...
Ayrıca okullardaki öğretim kadrolarının da ailelerinde, aynı çarpıklıklar varsa...
Bütün takınılan tavırlar, dışa karşı görüntüyü kurtarma rollerinde yarışıyorsa...
Türkiye'nin en temel sorununun "eğitim" olduğunu, şıpınişi kabul edebilir misiniz?
Türkiye, köylülüğü aşabilmiş değil. Türkiye'de Hazine'den geçinmeli kadroları rahatça denetleyebilecek, evrensel boyutlu, gelişmiş bir burjuvazi yok...
Türkiye'de yüz yıllardan bu yana, ne yeterli bir sermaye birikimi olmuş; ne de -bunun sonucu olarak- bir endüstri aşamasından geçilmiş...
Hazine'den geçinenlerin üst kesimi, kendi saltanatlarına göre bir "kabuk devlet" oluşturmuşlar; yani ortaçağ uzantılı oligarşik bir model...
Beylik klişeleri durmadan tekrarlama ve sürekli "Türk'e Türk propagandası" yapma dışında; toplumsal yapıyı saydamlaştırmaya çalışanlar; ezilmiş, kahredilmiş, yok edilmiş...
Vazgeçtik orta öğrenimi, üniversiteler dahi aynı şoven şablonun içine alınmış...
Sonunda durmadan artan borçlarla yürütülmeye uğraşılan bir gemi, iflah olmaz bir biçimde su almaya başlamış...
Bize kalırsa, böylesi bir açmaz ve çıkmazdan kurtulmanın ilk adımı önce saydamlıktır.
Örneğin son 70 yılda Hazine arazileri kimler tarafından yağmalandı ve hangi iktidarlar tarafından kimlere ihsan edildi?
Son 70 yılda devlet bankalarından alınıp da, iade edilmemiş kredilerin toplamıyla, sorumluları...
Son 70 yılda dış silah alımlarına kaç milyar dolar ödendi ve bu silahların miadı ortalama kaç yılda doldu?
Tüm belaların çözümü için "eğitim sorunu"nu bir maymuncuk gibi kullanmak yerine; somut bir saydamlaşmadan hareket etmek daha sağlıklı ve daha verimli olmaz mı?
Türkiye'nin mevcut kadroları böyle bir saydamlaşmanın, hiç değilse ilk adımlarını atabilir mi?
Hayır atamaz.
Neden?
Yanıtını Metin Eloğlu'nun "Çilingir Sofrası" adlı şiiriyle verelim:
Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir
Çiroz salatası ister, iki
Cacık ister, üç.
Adalet, müsavat, hürriyet demiye
Sadece yürek ister.
DÜZELTME: Sayın Altan'ın dünkü yazısının sondan dördüncü paragrafının 8. satırında, "Şurada sanık sandalyesinde oturan, daha doğarken Tanrı'nın sillesini yemiş, zavallı kambur kokareççi var ya... Kendisinin her yanından geçişinde..." cümleleri düşmüştür. Yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.