Üzeyir Garih, Türk toplumunun yetiştirdiği "özel" insanlardan biriydi. Onun öldürülmesi, yürekleri sıkan, bütün toplumu tedirgin eden cinayetlerden biridir. Üzeyir Garih'in böyle bir tedirginlik yaratmak için hedef seçilip seçilmediği, cinayetin amacı henüz bilinmiyor.
Ne yazık ki hafızalarımız, toplumumuzun "özel" kişilerinin "belirli" amaçlarla hedef seçilip öldürüldüğü onlarca örnekle doludur. Bu yüzden Üzeyir Garih cinayetindeki soru işaretleri devam ettikçe, resmi açıklamalar kafaları karıştırdıkça "başka" olasılıklar da zihinleri doldurmaktadır.
Çok yakın tarihimizde, özel insanların hedef olduğu faili meçhul cinayetler listesi oldukça kabarık ve rahatsız edicidir.
Gazeteci Abdi İpekçi'nin öldürülmesinin üzerinden yirmi yıldan fazla geçti. Eldeki tek suçlu olan Ağca hapisaneden kaçtı; Roma'ya gitti, Papa'yı vurdu ve yakalandı. Şimdi Türkiye'de hapisanededir. Bu cinayet çevresinde adı geçen insanların hepsi dışardadır ve "aklanmış"lardır.
Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili esrar perdesi bugüne kadar aralanmış değildir.
Bunları hatırlamak zorundayız
Uğur Mumcu, otomobiline konulan patlayıcıyla öldürüldü. Bütün Türkiye ayağa kalktı. Faillerin "yakalandığı" defalarca "açıklandı" ama hepsi boş çıktı.
Uğur Mumcu cinayeti de bugün aydınlanmamış ve fiilen kapanmış dosyalar arasındadır.
Gazeteci Çetin Emeç evinden çıkarken vurularak öldürüldü. Onun katilleri de "defalarca" bulundu. Bugün sonuç sıfırdır.
Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önemli isimlerinden Hiram Abas, otomobiliyle giderken bir ara sokakta kurşunlanarak öldürüldü. Bu cinayet de "kapanmış"tır.
Profesör Muammer Aksoy evinin girişinde bıçaklanarak öldürüldü. Profesör Bahriye Üçok bombalı mektupla, yazar Musa Anter ile yazar Turan Dursun sokakta kurşunlanarak öldürüldüler. Yıllardır bu cinayetlerle ilgili hiçbir gelişme olmamıştır.
Profesör Ahmet Taner Kışlalı da otomobiline konulan bombayla öldürüldü. İzler zaman zaman Hizbullah'a gitti, sonra kayboldu.
Sanayici Özdemir Sabancı, en iyi korunan bir binanın en iyi korunan katında iki çalışma arkadaşıyla birlikte öldürüldü. Katillerden biri Suriye'de bulundu getirildi, hapisanede öldürüldü. Bir diğeri ise Belçika'dan getirtilemiyor.
Bütün bu cinayetleri hatırlıyoruz, hatırlamak zorundayız.
Garih de listeye eklenirse...
Bir ülkenin son yirmi yılında bunca "özel" insan öldürülmüş ve soruşturmaların hiçbiri sonuca ulaşamamışsa Türk toplumu sadece "tedirgin" olabilir.
Üzeyir Garih cinayeti, hafızamızda canlanan bütün bu cinayetlerden farklı nedenlere dayanabilir. Ama dört gündür yapılan çelişkili açıklamalar, ilk günün "kolay" katil adayının çok acele ilan edilip daha sonra adaylıktan çıkarılması çok fazla soru işareti uyandırmaktadır.
Özel bir insan daha öldürülmüştür ve biz ister istemez yakın yıllarda öldürülmüş ve "kanları yerde kalmış" bütün özel insanları hatırlıyoruz. Eğer Üzeyir Garih adı da bu listeye eklenirse, bu toplumun çekeceği acılar, yaşayacağı tedirginlikler daha bitmemiş demektir.
Hukuk devletinde "faili meçhul" olamaz, hiçbir cinayet de "faili meçhul" kalamaz.