  
Gençler ve hayat
Dün kaldığım yerden devam ediyorum. Şu sıralarda 20'li yaşlarını sürdürenlerin, hatta doğrudan 20 yaşındakilerin yakınmalarından söz açmıştım.
Kolayı kutusundan, birayı şişesinden içmenin dünyayı içine akıtmak sanıldığı çağdır 20 yaş...
Ergenliğin katlanması güç hüznü sona ermiştir artık. Onun yerini yetişkinlerle hesaplaşmanın "bulantıları" almaktadır. Siz isterseniz bunalım deyin, ben Sartre gibi "Bulantı" demekte ısrarlıyım.
Bir tür zihin bulantısıdır bu... Kimlik sarsıntısıdır...
Duygular çalkantılıdır; bu yüzden bazen güçlü bir "kusma" dürtüsü bastırır!
Başkalarına bakılır ve farkedilir ki, "karaktersiz yaratıklarla" dolmuştur ortalık!
Ve sanki herkes onların karşısında birleşip düşman bir duvar örmüştür: Geleceğe bakarken "çıkmaz yol" görür 20 yaşındakilerin çoğu. Babasıyla birlikte yüksek atlamayı becerenlere; eşin dostun verdiği omuzla duvarın öteki yanına atlayan akranlarına da imrenirler...
***
Dün bu yaştaki okurlarımın yakınmalarından söz açıp; "başkalarının kötülük, karaktersizlik ve hainliklerine lanet okuyarak güne başlamanın hiçbir yararı yok!" demiştim; "Önemli olan bizim karakterimiz, bizim direnme gücümüz!"
Şimdi şunları da eklemek istiyorum:
Mutsuzuz. Tamam! Mutsuzsunuz. O da tamam! Hele şu sıralarda hepimiz öyleyiz. Öyleyiz de... Sulusepken mutsuzluk sızlanmaları ruhunuzun elden ayaktan kesilmesinden başka bir işe yaramıyor.
Mutsuzluğunuzu bir tespih gibi çekmek savaşçı damarlarınızı kesmekten başka işe yaramıyor!
Bence yüzde yüz somut yerlerden başlamalısınız düşünmeye:
İşsiziz...
(Mutsuzlukla içinize doğru büzülmeniz, ana rahmine döner gibi dizlerinizi büküp uyuyakalmanız iş bulmaya yaramayacak ne yazık ki!)
Mesleksiziz.
(Bu yüzden babanıza, abinize, öğretmeninize, okulunuza, toplumunuza küsüp kalmak, bütün haklılıklarınıza karşın sizi meslek sahibi yapamayacak!)
Aşksızız.
(Her sevme girişiminizde tökezlemeniz, yaşadığınız ihanetler, kalp kırıklıkları aşka duyduğunuz iştahı kesiyor mu? Hayır!)
Ben de 20'li yaşlarımdayken mutsuzluktan kırılıyordum. Çok sonra anladım ki, bu anaforun içinde asıl dertlerimi unutmuşum; öyle bakmışım ki dünyaya, üstüme tam taçhizatlı ordularını gönderen hain bir imparatorluk gibi gözümde büyüdükçe büyümüş!..
Çok sonra anladım ki, yaşlıların anlattıkları "mutlu gençlik yılları" hikâyeleri basbayağı masal!..
Yani anladım ki, koca koca adamlar ancak gençlik bitince değerini anlayıp, tatlı tatlı masallar uyduruyorlar.
Oysa her dönemde gençler kendilerini mutsuz hissederler. Çünkü gençlik öyle bir şeydir! Mutlu olduğu anlar da öyle hızlı geçer ki, geriye sadece rüzgârı kalır.
Öyleyse yapılacak şey "mutsuzluk anaforundan" çıkmak ve bir yandan geleceğe bakarken, bir yandan da yaşadığınız anların tadını çıkarmak...
***
Bir şeyin adını koyduğumuzda onunla daha iyi savaşırız. Kızacaksak da neye kızdığımızı biliriz.
Haydi gelin gençler, adlarını koyun dertlerinizin ve öyle savaşın!
Kötü eğitildiniz...
Güç denildiğinde mafya dayanışmasını anlayan bir toplumda yaşadığınız için güçsüzsünüz...
Duygularınız pırıl pırıl ama kafanız karışık...
Her şey ahbap çavuş ilişkilerine göre yürüyor, eşit fırsat denilen şey boş laf...
Evdekiler beyninizi yiyor, dışardaki sevdiklerinizse kalbinizi...
Peki ne olacak?
İnanın gün geliyor, hepsi geçiyor! Onlar geçmezse de gençlik gelip geçiyor... Hayat bu!
DUVAR YAZILARI
* Evine dön Godot! Seni affettik.
* Hep iyiliğimizi istiyorlar-Vermeyeceğiz işte!
* Hayatı seviyorum. Fakat sevgim karşılıksız.
(70 ve 80'lerin ünlü duvar yazılarından... Hâlâ geçerliler!)
Bravo Athena!
Ve bravo Athena'ya "U-a"lı şarkıyı yaptıranlara... Bu reklam filmine şık ve "resmi" müzikler aramayıp canavar gibi bir şarkıyı filmin zeminine yerleştirenlere bravo!
Böylece krizden ruhu daralmış bir milleti hiç değilse kısacık bir an için (75 saniye) dansa kaldıranlara bravo!
"12 Dev Adam"ın reklam filmi Avrupa Şampiyonası'yla uzaktan yakından ilgilenmeyenlerin bile gönlüne girdi. Mizah dolu görüntüler ve "dev adamları" kendini onlara uzak hisseden sıradan insanlarla kaynaştıran hikâye muhteşem. Fakat bana sorarsanız bu filmin asıl çarpıcı ve izleyeni zamk gibi kendine bağlayan yanı Athena'nın müziği...
Görüntüleri birbirine yapıştıran, koltuğuna kurulmuş asık suratlı insanları yerinde hop oturtup hop kaldıran şey müzik...
Umarım, özellikle devlet kurumları bu iyi örnekten ders çıkartır; gelecekte düzenleyecekleri tanıtım kampanyaları ve filmlerde enerjik çözümlerden korkmazlar! Dilerim bundan sonra yapılacak sportif ve benzeri kampanyalarda kravatlı adamlar biraz da "karvatsızların" sesine, sözüne ve zevklerine kulak verirler!
|