Bu sabah yazı masasının başına içim kitlenmiş olarak oturdum. Suyu kesilmiş musluk gibi bir süre boş boş baktım, makinedeki beyaz kağıda...
Üzeyir Garih ve vahşi kere vahşi o cinayet...
Üzeyir Garih ve Eyüp mezarlığı...
Üzeyir Garih ve 40 yaşındaki oğlu İzzet Garih'in, Adli Tıp'da babasının delik deşik ölmüş vücudunu anlatmaya çalışan, bir daha üstünde göz dahi gezdiremeyeceğim sözleri...
Üç beş davette bir kaçkez, aynı masayı paylaşıp şakalaştığımız Üzeyir Garih'in bende bıraktığı izlenim nerde; hayatının bitiş trajedisindeki Üzeyir Garih nerde..
Sağ tarafındaki saçlarını, dikkati çekecek biçimde sol tarafına tarayan Üzeyir Garih...
İki eliyle birden aynı anda desenler çizmeyi seven Üzeyir Garih...
Onun gibi ılıman ve dışa açık gibi duran ünlü bir iş adamının yaşadığı dünyalar -kendi iç alemiyle ilgili olsa bile- böylesine şaşırtıcı bir çifte açı üstüne mi kurulmuştu?
Üzeyir Garih ve Eyüp mezarlığı... Üzeyir Garih ve gün ortasında Eyüp mezarlığında uğradığı vahşi kere vahşi saldırı...
Peyami Safa sağ olsa, Cingöz Recai'nin yazarı olmaktan aldığı güvenle; bazı varsayımlar, bazı öngörüler yapabilirdi...
Gün ortasında bir mezarlıkta sadece soygun amacıyla mı işlendi bu vahşi kere vahşi cinayet?
Birileri birilerine bir mesaj mı vermek istedi bu korkunç cinayetle?
İşin içinde bilemediğimiz gizli örgütlerin, yahut gizli servislerin mi parmağı var? Onların yönteminde daha çok susturucu takılmış ateşli silahlar ağır basar diye biliyoruz; bıçaklaya bıçaklaya hunharca öldürme, pek uymuyor onların üslubuna...
Garih cinayetinin alelacele bir çoluk çocuk işiymiş gibi gösterilmesini de hiç anlamadık... Hiç anlayamayacağımız kimbilir daha neler olmakta bu dünyada..
Üzeyir Garih...
Eyüp mezarlığı...
Ve gün ortasında vahşinin vahşisi bir cinayetle biten Garih'in yaşamı...
Yazıyı daha da uzatmaya gerek yok..
Üzeyir Garih'in ailesine, İshak Alaton'a ve dostlarına sabırlar dilemekten başka da yapabileceğimiz bir şey yok...