Düşmanları söylerdi de inanmak istemezdim. Amerika Birleşik
Devletleri'nde "sigara" içmek, hayatın semizotunu "giyotin"in keskin
bıçağıyla doğramakla eş anlamlıymış meğerse... New York'ta yaşadım da
gördüm.
Brooklyn'de yürüyorum. Hal ve tavırlarından "büro" elemanı oldukları
belli, dev gökdelenlerin kapı önlerinde kadınlı-erkekli gruplar...
Kiminin avucunda "Krem Pertev" kutusu misali kül tablaları... Kimi
sigarasının dumanını New York'un nemine bırakırken, kimi külünü
gökyüzünün bağrına savurmakta...
Canım, insan sabahleyin mantar ve beyaz peynirli omletin üzerine
içtiği çaya arkadaş niyetine bir "sigara" tüttürmek istemez mi?
Ne mümkün?
"New York" patentli bir "cafe"de mümkün değil ama, "249 Park
Avenue"de "L'Express" nam Fransız menşeli bir sığınak bulabilirseniz
neden olmasın?
Tek başıma dil yöntem bilmeden bir sabah, gemi güvertesine benzeyen
"Manhattan" sokaklarını arşınlamaya çıktım. Ayaklarıma kara suların
bastığı öğle sonrası, "Bryant Park"ta mola verdim. Dehşetli de
acıkmışım.
Baktım, parkın köşe taşında aynı adı taşıyan bir "cafe"...
Gökyüzü, gökdelenlerin gölgesinden kurtarabildiği maviliğini
"cafe"nin masaları üzerine sermiş... Üzerinize afiyet, bir soğuk
domates çorbası, bir makarna, bir de "Corona" tabir edilen "limonlu
bira" söyledim.
Çorba ile makarna neyse de, iş biraya gelince, zaten bir otuz yıl var
ki tadı damağımda lezzet bulmamış, elim hemen sigara paketine gitti.
Masada "lenger" misali tabaklar var da, "Krem Pertev" misali bir kül
tablası yok maalesef...
Göz ucuyla yanımdaki yöremdeki masaları süzüyorum. Yemeğini yiyen,
"cafe"nin kapı önüne çıkarak sigarasını orada tüttürmekte... Demek,
kimi yerlerde açık havada dahi sigara içmenin mümkünü yok. En zoruma
giden de ertesi akşam Soho'da bir Japon lokantasında, yemeğin en
lezzetli anında sigara içmek için kapı önünde nöbete çıkmak oldu.
Oysa Amerika, dünya uygarlığına domates ve patates ve de tütünü
armağan eden bir ülke değil miydi? Peki, şimdi bu sigara yasağı da ne
oluyordu?
Bütün bunlara rağmen, Türkiye'ye dönerken JFK Havaalanı'nda "Philip
Morris"in sigara içenlere bir vaha niyetine açtığı salonun
güzelliğini anlatmanın mümkünü yok...
Bedene yapışan nemli sıcağın karda eriyen pekmez misali eridiği
klimalı bir salon... Plastik bardakta da olsa ücretsiz kahve ve soğuk
meşrubat servisi... "İstikbal" yatakları konforunda maroken
koltuklar... Ve istediğin kadar sigara içme özgürlüğü...
Bütün bunların karşılığı ise el kadar bir kâğıt parçasına bu "salon"
hakkındaki dilek ya da şikâyetlerin aktarılması...
Dileğimi, İngilizce "good" diye belirttikten sonra Türkçe olarak
ekledim:
"Bir ay içinde sigarayı kesinlikle bırakıyorum."