Meslektaşlarıma, subay camiasına tavsiyelerim şunlardır.
Zira 17 yaşında sırtıma geçirdiğim üniformayı 49 sene yaklaşık yarım
asır üzerimde taşıdım. Bu yarım asır içerisinde çok şeyler gördüm.
Çok değişik komutanlarla çalıştım. Subay çıkıp, topçu subayı olarak
hayata atılır atılmaz kendimi 1 Eylül 1939'da başlayan ve bütün
dünyayı sarsan 2. Cihan Savaşı'nın içinde buldum.
O zamanki büyük komutanların bir haylisi bu arada devleti
yönetenlerin bir kısmı 1. Cihan Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda görev
almış kişilerdi. Savaşın nasıl bir felaket olduğu içinde yaşayarak
görmüşler. Yoklukları çekmişler. Yüzbinlerce şehit vermişlerdi. Onun
içindir ki ülkemizi savaşın içine sokmamaya büyük gayret göstermişler
ve bu gayretlerinde de başarılı olmuşlardı.
O komutanlardan çok iyi örnekler gördüm ve anlatılanlara şahit oldum.
En başta gelen özellikleri dürüst insanlar oluşlarıydı. Meslekleri
gereği zengin olmayı köşeyi dönmeyi düşünmezlerdi. Çoğu emekli
olduğunda başını sokacak bir evin sahibi olmamışlar. Çarşıda pazarda
elinde zembili ile dolaşmışlardı. Bizim nesil de o komutanları örnek
almaya alıştı.
Görevine bağlı, mesleğini seven, kendisine verilen görevi en iyi
şekilde yapmaya çalışan bir subayı komutanları ne kadar aksi tabiatlı
müsamahasız olursa olsun takdir etmek zorunda kalır. Okulda verilen
bilgiler nihayet insanı hayata hazırlar. Eğer o aldığımız bilgilerle
yetinir, üzerine yenilerini eklemezseniz körelir gidersiniz,
paslanırsınız.
Dolayısıyla, mesleğinizde ilerleyemezsiniz. Dünyada her sahada olduğu
gibi askerlik alanında da o kadar çok değişiklikler ve ilerlemeler
kaydediliyor ki onları günü gününe takip etmezseniz mahcup duruma
düşersiniz ve tabii mesleğinizde üst rütbelere yükselemezsiniz. Belki
muayyen bir rütbeye kadar gelirsiniz. Ama astlarınızın güvenini
kazanamazsınız. Üstlerinizin de her zaman ikazlarına maruz kalır
üzülürsünüz.
Askerlik emir komuta sanatıdır. Bir sanatkar nasıl sanatında en üst
düzeylere çıkmayı hedefler ve bu hedefe ulaştığında onunla övünürse,
asker olan bir kişi de askerlik sanatında usta olmak zorunluluğunu
duymak zorundadır. Diğer sanat dallarında çalışanlar uğraştığı sana>
dalında ilerleyemezse zararı kendisindedir. Ama bir komutan emir
komuta sanatında yaptığı hatayı savaşta birçok vatan evladının
kanıyla ödemek zorunda kalır. Buna da hakkınız yoktur. Bize teslim
edilen vatan evlatlarını mümkünse burunlarını dahi kanatmadan başarı
kazanmanın yollarını bulmalıyız.
Üstelik aynı zamanda otorite, disiplin ister. Eğer emir komutanız,
altındaki birlik üzerinde otoriteniz yoksa, bu otoriteyi
kuramamışsanız, o birlikten disiplin aramak da yanlış olur. Eğer
otorite ve disiplini kuracağım diye kanun ve yönetmeliklerini
komutanlara tanıdığı yetkileri zora başvurarak halk dilinde
"Cart-curt" denilen yolu tercih etmeye kalkarsanız o otorite ve
disiplin olmaz.
İskambil kağıdından yapılmış ev gibi üfleme ile yıkılıverir. Eğer her
konuda astlarınıza örnek olmuyorsanız, bilgili olduğunuz hususunda
onlara güven verememişseniz, verdiğiniz emirlerin doğruluğuna onları
inandıramazsanız yalnızca "Bu böyle olacaktır, laf istemiyorum!"
deyip işi kestirip atıyorsanız, otorite ve disiplini kuramazsınız.
Maiyetiniz size inanmalı, güvenli ve "Komutan verdiği bu emirde
haklıdır. Komutan haksızlık yapmaz en doğrusunu yapar"
diyebilmelidir.
Böyle diyebiliyorsa aldığı görevi canla başla yapar. Dayağın, küfrün
bir değeri olmadığını içinde yaşadığımız bu dönemde artık
anlamalıyız. Gençlik yıllarımızda bu yolu bizde seçtik. Ancak bunun
çıkar bir yol olmadığını, yanlış olduğunu yaşımız kemale erince
anladık. Kanun ve yönetmelikler komutanlara o kadar çok yetkiler
vermiştir ki gerekiyorsa o yetkileri kullanın. Elinizde maşa varken,
ateşi elle tutmayınız. sık sık ceza vermek süretiyle cezacı komutan
ünvanını almak iyi bir şey değildir.
Esasen yukarıda yazdıklarımla maiyetiniz üzerinde sevgiye ve saygıya
dayalı bir otorite ve disiplin kendiliğinden sağlanır. Mesleğinizin
gereği elbette mesleğinizle ilgili bilgileri öğrenecek ve
öğreteceksiniz. Ancak toplumda saygın bir yer elde etmek istiyorsanız
mesleğinizle ilgili bilgiler, yanında genel kültürünüzü artıracak
diğer bilgileri de yeteri derecede bilmeniz gerekir. Aksi takdirde
kuru ve katı asker olur toplumun her kesiminden saygınlık
göremezsiniz.
Bulunduğunuz şehirde yalnız subay ve astsubaylarla konuşup sivil
kesimle ilişki kurmamazlık yapmayın. Halkla kaynaşın. Böylece oranın
halkı sizi daha çok sevecek, sayacak, takdir edecektir. Aksi halde
halk sizi kendini beğenmiş, başkalarını küçük gören biri olarak
tanıyacaktır. Bizim halkımız askeri çok sever. Sizde ona
yanaşırsanız, sizi daha çok sevecektir. Size teslim edilen erleri,
emrinize verilen yedek subayları iyi eğitin. Onlar terhis olup
giderken, hakikaten kısa olan askerlik hayatı boyunca çok şeyler
öğrendiğine kanaat getirsin. Eğer onları eğitmez fuzuli işlerde
kullanırsanız, terhis olduklarında sizi iyilikle anmazlar,
aleyhinizde bulunurlar; "Bu kadar askerlik süresine ne gerek var"
derler.
Askerlik mesleği insanı zengin etmez. Ama kimseye muhtaç da etmez.
Eğer gözünüz zengin olmakta ise bir an evvel bu şerefli meslekten
ayrılın. Astlarınıza sicil verirken, kişileri çok hassas terazide
tartın. Şahsi menfaatler veya aileler arasındaki dedikoduların etkisi
altında kalmayın. Böyle asılsız dedikodular yüzünden birçok subayın
istikbalinin köreldiğini gördüm. Aynı şey sizin başanıza da
gelebilir.
Adil olun. Adalet daima yolunuzu aydınlatsın. Üzerinizde taşıdığınız
üniforma çok şerefli bir üniformadır. Bu şeref ecdattan miras olarak
nesilden nesile gelmiştir. Türk toplumu o üniformayı taşıyan kişiye
her zaman ayrı bir değer vermiş ve saygı göstermiştir. Başka hiçbir
ülkenin insanları kendi askerine bizdeki gibi değer vermez ve saygı
göstermez. Bunun bilincinde olarak ünüformanın şerefini düşürecek
davranışlardan her zaman kaçınmalısınız.
Zira bir kişinin veya birkaç kişinin yapacağı uygunsuz bir davranış
hemen asker kesiminin hepsine mal edilir. Buna hiçbir askerin hakkı
yoktur. Madem ki bu şerefli mesleği seçtiniz, öyleyse bu şerefe layık
olduğunuzu davranışlarınızla belli etmelisiniz. Bunu yapabilmek için
feragatlı ve fedekar olmak gerekir. O feragat ve fedekarlığı
gösteremiyorsanız bir an evvel askerlik mesleğini bırakıp başka bir
meslek seçiniz.
Askerlik mesleği politikayı kaldırmaz. Sakın ola ki politikayı
kışlaya sokmayınız. Ne zamanki ordunun içine politika girmiştir, ordu
başıbozuk olmuştur. Tarihte bunun örnekleri vardır. 1912 yılında
Balkan Harbi felaketi, ordunun içine politika girdiği için başımıza
gelmiştir. Bulgar Ordusu nerede ise İstanbul'u alacaktı. 27 Mayıs
1960 askeri müdahalesinden sonra ordunun içine politika girmiş ve 22
Şubat ve 21 Mayıs ayaklanmaları olmuştur. Eğer bir İsmet İnönü ve o
zamanki komutanlar olmasaydı milletimiz büyük bir felaketle karşı
karşıya kalabilirdi.
Keza 12 Mart 1971 askeri müdahalesi de ordunun içine politikanın
girmesi sonucu olmuş, bereket ucuz atlatılmıştır. 12 Eylül 1980
müdahalesi Türkiye'nin içine düştüğü ve bir iç harbe doğru
sürüklendiği bir zamanda emir komuta zinciri içinde yapılması gereken
bir müdahaledir. Bu müdahaleyi yapmamak için ne kadar çaba
sarfettiğimizi ve ne uyarılar yaptığımızı nihayet başka bir çıkar yol
kalmadığına inandıktan sonra bu müdahaleyi gerçekleştirdiğimizi
anılarımın birinci cildinde detaylı olarak anlattım.
Müdahaleden sonra orduyu kısa sürede bu işin içinden sıyırmak tekrar
asli görevine döndürmek için komuta kademesi olarak büyük bir çaba
gösterdik. Bu çabamızda da başarılı olduk. Şu hususu iyi bilelim ki,
Silahlı Kuvvetler'in görevi ülkeyi yönetmek değildir. Türkiye
demokratik parlamenter ve çok partili sistemi kabul ettiği 1946
yılından beri çalkantılı dönemler geçirdi. Bu rejimin sağlam temeller
üzerine oturması için bu gibi çalkantılı dönemleri diğer Batı
ülkeleri de geçirmişler.
Hatta kan da dökmüşlerdir. Bereket bizde bunlar kan dökülmeden
yapıldı. Silahlı Kuvvetler demokrasiye gönülden inanmış ve bunun
faziletlerini yakinen bildiği içindir ki zaman zaman bu gibi
müdahaleleri yapmak zorunda kalmıştır. Ama, artık görünen odur ki
milletimiz bundan evvel olduğu gibi demokrasinin yozlaşmasına,
demokrasiden başka bir rejimin, bir düzenin gelmesine müsade
etmeyecektir. Binaenaleyh, Silahlı Kuvvetlerimiz de artık asli görevi
olan yurt savunması görevini rahat rahat yapabilir.
Tarihten gelen bir alışkanlıkla milletimiz yönetimde meydana gelen
aksaklıkların veya ülke yönetiminin her geçen gün biraz daha kötüye
gidişine dur diyecek olan gücü Silahlı Kuvvetler olarak onda görmüş
ve ondan medet ummuştur. Çünkü bugüne kadar iyi olanı, güzel olanı
onda bulmuş. Bütün yenilikler evvela asker kanatta başlamış, ondan
sonra sivil hayata intikal etmiştir. Ama, o günler artık çok
gerilerde kaldı. Bugün sivil sektörde de dünyadaki gelişmeleri anında
görebiliyoruz. Demokrasinin güzel ve yararlı tarafı, beğenmediğimizi
değiştirebilme imkanına sahip oluşumuzdur.
Ülke yönetimi kötü ellerde ve gidiş de iyi değilse, millet seçimdeki
oylarıyla onları temizlesin. Bugüne kadar olduğu gibi hemen ordudan
medet ummasın. "Ne duruyorsunuz. Siz ne gün için varsınız? Müdahale
etsenize!" demesin. Yani orduyu tahrik ve teşvik etmesin. Ederse de
Silahlı Kuvvetlerimiz bu gibi tahrik ve teşviklere kapılmasın. Zira
şimdiye kadar müdahaleler sonucu bozulan düzeni onardı da ne oldu?
Müdahale döneminde orduya alkış tutanlar, methiye düzenler, normal
düzene geçtikten sonra kaleme kağıda sarılıp "Faşist ordu",
"Demokrasiye ara verdiren ordu" demediler mi?
Müdahaleden evvelki dönemde iktidarda olanlar, parlamentoya en ağır
hücumları yapanlar, adeta orduyu mücadeleye çağıranlar, müdahale
gerçekleşince müdahalenin haklı yapıldığını söyleyenler, yazanlar,
normal demokratik düzene geçilir geçilmez tam bir dönüş yaparak gelen
iktidarı, yeni parlamentoyu methedip, müdahaleyi yapanları yerin
dibine geçirmediler mi?