Türk medyasında son zamanlarda şöylesi bir teamül oluştu. Haber ya da
söyleşiye sıkışan gidip Kenan Evren ile ya da Süleyman Demirel ile
söyleşi yapıyor. Normalde ikisi de art arda gelen söyleşi
tekliflerini geri çeviriyorlar. Nazik insanlar, ne yapsınlar
dostlarından gelen ve araya giren hatırlı dostlarını kıramayıp en
sonunda röportaj taleplerini kabul ediyorlar.
Bu defa da ardından "Vay sen nasıl böyle konuşursun" diye bazı köşe
yazarları yazılar döşeniyorlar.
Oysa. Aynı suda iki kez yıkanılamayacağı gibi geçmişte yaşanan hiçbir
olayı da bugünün mantığı ile değerlendirmek mümkün değil.
Bunun demokrat olup olmamakla da alakası yok.
Yeri gelmişken, bir defa şunu açıkça ortaya koymalıyım.
12 Eylül'de ordu, yönetime el koymasaydı ben ve benim gibi birçok
genç okuyamayacaktı.
Demokrasiyi ilkokul, ortaokul bebelerini biraraya toplayıp, istekleri
dışında devrimci marşı "Enternasyonel"i söyletmek sananların bu
satırları anlaması mümkün değil.
Neticede, 12 Eylül sürecinde askeri yönetimin hata yapması kadar
doğal bir şey olamaz. Çünkü, ordunun temel işlevi ülkeyi yönetmek
değil güvenliği sağlamaktır. Parlamento işlevini yerine getiremediği
ve ülke iç savaşa sürüklendiği için 12 Eylül olmuştu. Tabii ki bu
konu daha çok tartışılacak.
Ama, bu ülkeye Genelkurmay Başkanlığı, Devlet Başkanlığı,
Cumhurbaşkanlığı yapmış bir ismi eleştirirken daha özenli olmalıyız.
En az kendimize gösterilmesini istediğimiz saygı kadar karşımızdakine
de hakettiği saygıyı göstererek eleştirilerimizi yapmalıyız. Bir de
artık şu hasletten kurtulmalıyız.
İşler kötü gittiğinde artık bir kişiyi suçlama hastalığından
vazgeçmeliyiz. Yani o suçlanan kişi olmasa bu ülke daha iyi durumda
mı olacaktı? Yani insanlar üretmek, çok çalışmak, anayasayı
değiştirmek istediler de bunlar mı engel oldular. Tamam 1982
Anayasası'nı o parlamento yaptı, peki arkadan gelenler niye
değiştirmedi. Niye 12 Eylül'den sonra iktidara gelen hükümetler,
basının ve düşüncenin önündeki engelleri tek tek kaldırmadılar. Bunun
da suçlusu Kenan Evren mi?
Onun için başkalarının yaptıklarını eleştirirken, aynaya dönüp bir de
kendi kendimize sormalıyız.
"Yaşanan felaketlerde benim payıma ne düşüyor?" diye.
Bu arada, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in yaşadığı tecrübelerden
çıkardığı dersleri kaleme aldığı düşüncelerini, 'Türk Ordusu'na
Vasiyet'ini buradan bir kez daha tekrarlamayı uygun buluyorum.