Fransız yazarları dertli dertli fıkralar döktürüyorlar. Yapılan istatistiklere göre. Fransızlar'ın yarısından çok daha fazlası yılda bir tek kitap bile okumuyormuş. Okumaya karşı bu kayıtsızlığın sebeplerini araştıranlar:
- Telaşlanmaya hacet yok, diyorlar; gazete, radyo, televizyon insanların öğrenme ihtiyacını kestirme yoldan sağlamaktadır.
Bazıları da:
- Evet ama, diyorlar, kitap başka... Kitap okumak toplumun kültür yapısındaki sağlamlığı ve derinliği ispat eder. Sığ ve standart bilgilerin dışında bir varlık göstermek, ancak okumak ve okumadan edememekle mümkündür.
Ve Fransız aydınları, Fransızlar'ın yarısından çok daha fazlası, yılda bir tek kitap bile okumuyorlar, diye üzülüyorlar.
Bize gelince... Bizim bir defa yüzde yetmişimizi bir kenara koyun. Yüzde yetmişimiz A'yı görse minare külâhı, O'yu görse kağnı tekerleği zannediyor... Geriye kalan yüzde otuzu ele alırsak... Bu yüzde otuz içinde, yılda bir kitap okuyanların nisbeti nedir?
Artık bunun cevabını hepimiz kendimizden pay biçerek verelim. Yılda kaç kitap okuyoruz, diye şöyle bir düşünelim... Eşimizi dostumuzu gözden geçirelim, bir tahmin yürütelim.
Herhalde tahmin pek parlak olmayacak...
Bu iş böyle... Kitap mitap bizi fazla açmıyor. Benim buraya kadar hiç bir itirazım yok. Ölümlü dünyada karınca duası gibi satırlara göz nuru dökeceksin de ne olacak? Hem bakalım kitapların her yazdığı da doğru mu? Kitabı okumak başka, kitabı anlamak başka, anladığını başka kitaplarla kıyaslamak ve doğruyu yakalamak için fikri bir hamle yapmak gene başka... Bununla uğraşacağına, Köprü altında balık tutmaya kalksan, daha fazla kazanırsın.
Yalnız bir küçük nokta var... Kitap okumayan:
-Ben kitap okumam, der; ben arsa satarım, apartman kiraya veririm, başka işe aklım ermez benim.
Ve her lafa bilgiç bilgiç karışmaz.
Fakat mesele burada çatallaşıyor. En keskin ukalâlık, kitapsızın en uğursuzundan geliyor.
İşkembeyi kübradan ya Allah deyip, fırlatılan iri iri lâflar:
- Şöyle olursa Türkiye tehlikeye girermiş, böyle olursa işler iyi gidermiş.
A, -kitabı bıraktık- hicabı da olmayan; a palavracı; a dümbelek; a uydurma kafalı; a gözleri kapalı; sen nerden biliyorsun işlerin öyle iyi gideceğini ve Türkiye'nin böyle tehlikeye gireceğini? Ha, söyle nerden biliyorsun?
Kitabın yanında tecrübeyi inkâr edenlerden değilim ama, tecrübenin de işe yaradığı alan pek hudutludur. İşin kolayına kaçıp, benim tecrübem var, diye salına salına dolaşanlarla yeni hamleler yapılamaz. Ata iyi binen adam, hızlı gitmekte benim tecrübem var diye yarış arabasını hemen kullanabilir mi?
Canım boşuna çene çalıyoruz işte... Biz ne kendimizi kontrol hassasına sahibiz, ne yetkimizi ölçme kudretine... Meydanı boş bulmuşuz, ağzımızda pilav pişiriyoruz.
Oysa arada sırada kendi kendimize sorsak:
- Bir yılda kaç kitap okuyorum?
Herhalde içimiz burkulacak ve cahillere has cesaretimiz, ayaklarını suya sarkıtacak...
Bu memleket, bir şey bilmeden, biliyormuş gibi görünenlerin yüzünden bu duruma düştü.
Son on yılda Türkiye'yi idare edenlerin en büyük alayı, aydınlara:
- Kitabiler, demekti.
Ve tabii böylece İkinci Dünya Savaşı ertesinde, Avrupa'nın ikinci zengin devletiyken, bugün yeryüzünün en fakir memleketi haline geldik. Yunanistan bile geçti bizi...
NOT: 40 yıl önce yazılmış bir yazı... "Milliyet"den...