Yaz aylarının rehaveti yerini, sonbaharın merakla beklenen günlerine bırakıyor. Peki, ülkeyi yönetenlerin penceresinden hangi manzara görünüyor?
Geçen hafta gerçekleşen iki önemli görüşme, geleceğe ilişkin ipuçları içeriyordu.
İlk konuğumuz Maliye Bakanı Sümer Oral. Oral, herşeye rağmen iyimserliğini koruyanlardan. Bakınız, sorularımıza nasıl yanıtlar verdi:
* Küçülen ekonomide nasıl vergi alacaksınız?
Biz ekonominin canlanacağına inanıyoruz.
* Ne zaman?
Önümüzdeki günlerde.
* İş dünyasının vergi indirimi talepleri var...
Türkiye'de bazı vergilerde indirim yapılması gerektiğini ben her zaman söylüyorum. Ama zamanı değil.
* Toplumda karamsar hava hakim...
Hiçbir zaman kötümser olmamak lazım.
* İyimser olmak için neden var mı?
Var tabii. Türkiye'nin dinamizmi. Bugün bir ekonomik dalgalanma olmuştur. Buna bakarak Türkiye hakkında karar vermek yanlış olur. Bugünler de aşılacaktır.
İkinci noktada, Finans-Üretim Zirvesi'nde geçen konuşmalar var:
* Sanayiciler: Sayın Derviş, yarını göremiyoruz. Siz nasıl görüyorsunuz? Bu iş hiçbir şeye benzemiyor. Kur, 1.4 milyon lira ama siz 1.2 milyon olması gerektiğini söylüyorsunuz...
Kemal Derviş: Sıkıntılar var ama aşacağız.
Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti: Güven ortamını sağlamakta da dalgalı kura alışmakta da zaman kaybediyoruz. Ancak kur politikasında değişiklik olmayacak.
* TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu: Sorunların çözümü için daha fazla zamanımız yok.
Kemal Derviş: Kamu olarak, hukuki düzenlemeleri yapabiliriz.
* TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Atıl Akkan: Fabrikaların üretim yapması, istihdamın korunması önemli. Halkbank eski misyonuna dönmeli. Dönmeyecekse nedeni açıklanmalı. KOBİ'ler için yarın geç olabilir. İnsanlar sokağa döküldüğünde, neden diye bize sormayın.
Devlet Bakanı Kemal Derviş: Reel sektörün sorunlarının çözülmesine büyük önem veriyoruz. Ancak modeli reel sektörle finans sektörü birlikte bulmalı. Biz koordinatör rolü üstlenebiliriz. Kamudan sağlayabileceğimiz kaynak yok.
Diyalog, böyle uzayıp gidiyor. Şubat'tan bu yana Türkiye, güven ortamını, yeni kriz dalgasını, kurdaki belirsizliği, finans sektöründeki operasyonu, reel sektörde artık dayanılmaz hal alan sıkıntıları tartışmaya devam ediyor. Ancak, radikal kararlarla çözüm üretebilecek bir liderlik şimdilik görünmüyor. Elimizde sadece IMF'nin sahip çıktığı reçete kalıyor...
* ATSO Başkanı Erol Öztürk'ten gelen dosya üzerine bu bölümü, depremin yıl dönümü nedeniyle Adapazarı'na ayırdık. Öztürk'ün, "Bizi, depremden çok ekonomik kriz vurdu" dediğini,
* Ağır yaralı Adapazarı'nda 1998 yılında 3 bin 199 dolar olan kişi başına milli gelirin bugün 2 bin dolara gerilediğini,
* Kentte işsizlik oranının yüzde 30'a ulaştığını, kapasite kullanım oranının yüzde 56'ya gerilediğini, 9.900 prefabrik konutta, 30-35 metrekare alanda 50 bin kişinin yaşadığını,
* Deprem bölgelerinde, parti ayrımı yapılmaksızın tüm siyasilere duyulan tepkinin had safhaya ulaştığını,