  
Avrupa yolu
Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığının kabulü ve bunun "sevinçle" karşılanmasının üzerinden iki yıla yakın bir süre geçti. Bu sürede herşey yaşandı ama Ankara'nın genel havası, Avrupa meselesinin "zamana bırakıldığı" yönündeydi.
Türkiye'nin üyelik yolunda yapması gereken "ev ödevi"ni, kendi iradesiyle belirlediği bir program olan "ulusal belge" zar zor çıktı, ama sonunda çıktı.
Bu yoldaki son "sıkıntı", Mesut Yılmaz'ın ulusal güvenlik kavramının geniş yorumlanmasının neden olduğu gecikmelerle ilgili sözleriyle yaşandı. Yılmaz konunun kamuoyuna yansımasını ve tartışılmasını istiyordu. Genelkurmay Yılmaz'ın sözlerini kendine yönelik eleştiri olarak aldı ve ağır bir bildiriyle cevap verdi. Bu "sıkıntı"nın da Milli Güvenlik Kurulu'nun son toplantısında aşıldığı anlaşılıyor.
Şimdi yeni bir aşamaya gelinmiş oldu. Meclis, eylül ayında erken toplanacak ve öncelikle Anayasa değişikliğini görüşmeye başlayacaktır. Bu Meclis için "son sınav", böylece başlayacaktır.
Ankara değilse de Türkiye istiyor
Adaylığının onaylanmasının ardından bir yıl boyunca herhangi bir hareket yapmayan Türkiye'nin, daha doğrusu Ankara'nın "isteksizliği" Avrupa'nın da gözünden kaçmış değildir.
İsteksizlik Türk halkında değildir. Herkes artık bilmektedir ki, Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkede yaşam standartları hızla yükselmektedir. Daha ileri bir anayasanın, daha ileri ve çağdaş yasaların da kimseye zararı yoktur.
Çeşitli kamuoyu araştırmalarında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmasına taraftar olanların oranı yüzde 70 ile yüzde 75 arasında değişmektedir. Bu üyeliğin Türkiye'nin yararına olduğu konusunda geniş bir uzlaşma sağlanmış durumdadır.
2000 yılı boyunca hiçbir adım atmayan Ankara, 2001 yılında ekonomik krizler dolayısıyla istemeye istemeye de olsa Türk ekonomisinin gerçek anlamda standart değiştirmesini sağlayacak birçok yasayı çıkardı. Bütün bu yasaların en önemli amacı ekonominin üzerindeki "siyasi vesayet"in kırılmasıydı. Bu amaç gerçekleşirken, Avrupa Birliği'nin ekonomi standartları açısından da büyük gelişme sağlanmış oldu.
Yabancı sermayeyi istiyorsak
Ancak ekonomideki düzenlemeler ne Avrupa Birliği ne de dünyanın geri kalanı için yeterlidir. Türk ekonomisi son krizlerle "sermaye"sini kaybetmiştir. Çarkların dönmeye başlaması için Türkiye'ye yatırımcı yabancı sermayenin gelmesi gerekmektedir. Bugün, Bulgaristan, Macaristan gibi Avrupa Birliği üyeliğine daha yakın bulunan ülkelere yabancı sermaye yatırımı yılda 6-7 milyar dolara kadar yükselmektedir.
Yatırımcı sermaye için de ana unsurlardan biri "güven"dir. Güven olabilmesi için "keyfi yönetim olmayacaktır, yolsuzluk herhangi bir köşeden çıkıvermeyecektir, ticari ilişkilerin sağlığını düzenleyecek bir hukuk sistemi olacaktır, ahlaki yozlaşmaları ve asıl çürümeleri yok edecek olan, insan haklarının evrensel kuralları geçerli olacaktır. "Yarın ne olacağı belirsiz" diye bakılan bir ülkeye yatırımcı sermayenin ilgi duyması mümkün değildir.
Meclis Anayasa değişikliklerini içine sindirerek ve gerektiği gibi yapar, hemen ardından da sıkıntı veren yasalara el atabilirse, ekonomik krizden de daha çabuk çıkmanın yollarını açmış olacaktır.
|