Türkiye'nin hazinesi
Türkiye'nin sermaye birikimi yok! Yarı zengin bir ülke değiliz. Uluslararası markalarımız da yok, petrolümüz de.
Dünyanın her köşesinden para akmıyor.
Sosyal ve ekonomik göstergelere bakarsanız, çoktan hapı yutmuş olmanız gerekmekte.
Gelir dağılımı aşırı derecede bozuk; asgari ücret orta halli bir lokantadaki akşam yemeğini bile karşılamaktan aciz.
İşsizler ordusu çığ gibi büyüyor.
Kısacası iç karartıcı bir tablo.
Üstüne üstlük, ülke iyi yönetilmiyor, politikada herkes birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul.
Ama bütün bunlara rağmen Türkiye çökmüyor; sosyal patlamalara ve kargaşaya sürüklenmiyor.
Acaba bu işin sırrı ne?
Bizi Arjantin'den daha dayanıklı kılan nedir?
Bu sorunun cevabı halkın yaşam coşkusunda gizli.
İnsanlar daha iyi yaşamak, daha mutlu olmak istiyor ama azla yetinme, küçücük şeylerle mutlu olma konusunda da inanılmaz bir dayanıklılığa sahip.
En dertli insan bile hüzne değil neşeye dönük!
Umutlu olmaya ve dünyaya iyimser bakmaya çalışıyor.
Evini sel basmış kadın, yarı beline kadar sular içindeyken "Ne yapalım. Mala gelsin de cana gelmesin!" diye gülümsüyor.
İşsiz kalmış adam "İnşallah iyi olur diyor".
Pazarda dolaşırken mikrofon uzatılan kadın "Paramız yetmiyor. Meyve alamıyoruz ama buna da şükür" diye aydınlık bir selam yolluyor izleyiciye.
Bu halkı Orta ve Kuzey Avrupa'nın kasvete, bunalıma, intihara dönük insanlarıyla karşılaştırdığımızda ortaya pırıl pırıl bir gelecek umudu ve yaşama sevinci çıkıyor.
İşte Türkiye'nin en büyük hazinesi ve güvencesi bu.
Eğer bunca sıkıntıya, haksızlığa ve yolsuzluğa rağmen hâlâ çökmediysek, bunu halkın özverili direncine borçluyuz.
Kıymetini bilelim!