kapat
23.08.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )

Tarihten günümüze "Kışla" - "Cami" ilişkisi...

Ressam İbrahim Çallı'yla Edip Hakkı, İş Bankası'na resimlerini satmak için Ankara'ya geldikleri zaman, Karpiç lokantasının sadece amerikan-bar geceleri değil, öğle yemekleri de şenlenirdi.

Politika kaynaklı olmayan özgün ve özgür nükte füzelenmelerinin ortak kahkahalı masasına, duble rakı bardaklarının dolusu gelir, boşu giderdi...

İbrahim Çallı kadar renkli konuşamayan Edip Hakkı da; sağ elinin avucunu sol el yumruğunun yuvarlağına vurarak; çeşitli kurnazlıklarla atılan kazıkları, bir tek sözcükte özetlerdi; "Hoppaa"...

Edip Hakkı'nın, dünyadaki yaşam serüvenini özetleyen bir değerlendirmesi de şuydu:

- Herkes kıçını uyduracak bir yer arıyor...

Bireyler açısından bakıldığında; Osmanlı tarihi de, Cumhuriyet tarihi de, yapayın yapayı Demokrasi tarihi de, Edip Hakkı'nın değerlendirmesi dışında mıdır?

Yavuz Selim, babası II. Bayezid'i tahttan indirip Dimetoka'ya gönderirken -üst düzeyde de olsa- kıçını uyduracak bir yer aramıyor muydu?

İktidardaki parti liderlerinin de; iktidar dışı kaldıkları için durmadan "genel seçim" isteyen muhalefetteki parti liderlerinin de, dertleri ne aslında?

Edip Hakkı, yaşam serüveninin özellikle Türkiye'ye özgü enstantane değerlendirmesinde, azbuz haklı değildi...

21. Yüzyıl'ın ilk yılı da, ikinci yarısına erişti. Siyasal tabloda hâlâ kışla-cami çekişmesi sürüyor. Osmanlı tarihinde kışla ile medrese işbirliği yaparak devirirlerdi padişahları...

I. Mustafa da öyle indirilmişi tahttah; II. Osman da; I. İbrahim de; IV. Mehmet de;f II. Mustafa da; III Ahmet de...

Peki, kışla ile medrese'nin arası ilk kez ne zaman açıldı?

1826'da, 140 bin kişlik yeniçeri ordusunun, korkunç bir katliamla ortadan kaldırılmasına; Şeyhülislam Kadızade Mehmet Tahir Efendi'nin onay vermesi ve hatta öncülük etmesiyle...

Bugünkü kışla-cami çekişmesinin nedenlerine gelince... 1945'de Hitler Almanyası ile Mussolini İtalyası ve Hiro-Hito'nun Japonyası, Batı demokrasilerine yenilince, İsmet Paşa da, Türkiye'de "tek partili dönem"den, "çok partili dönem"e geçmeye karar verdi...

Türkiye'de ne fabrikalarla madenlerin ve ulaşım araçlarıyla iletişim araçlarının patronluğunu da ellerinde tutan; evrensel boyutlu "egemen bir burjuva" sınıfı vardı; ne de "köylü"lükten, "proletarya"ya dönüşmüş ve kentleşmiş bir işçi sınıfı...

İttihatçı uzantısı olan ve Müslüman olmaktan çok, Türk olmakla övünen; Hazine'den geçinmeli, mesleksiz politikacılar vardı iktidarda...

Çok partili döneme geçilince...

Kasaba "eşrafı"nın, iktidar nimetleri dışında kalmış bölümü ile; kimliğini "İslam"la bütünleştirmiş görünen, mesleksiz "tarikat öncüleri" gerek siyasal, gerek ekonomik baskılar altında ezilmiş olan kitlelerle birleşerek; CHP'yi silip süpürecek bir iktidar potansiyeli yarattılar...

Böylece Hazine'den geçinmeli bürokratik burjuvazi ile Kışla bir tarafta; "cami" siyasetini devre dışı bırakmış "laiklik"i; görmezlikten gelen yeni siyasal liderler, bir tarafta kaldılar...

İsmet Paşa, hemen bir din bilgini olan Şemseddin Günaltay'ı başbakanlığa getirdi; okullara da, katılma zorunluğu olmayan din derslerini koydu.

Pentagon'un ise o sıradaki derdi başkaydı. Irkçı söylemlere dayanan kışla ile "Allahsız Komünizm"e düşman olan cami'yi, Sovyetler'e karşı tek cephede bütünleştirmek istiyordu.

Bir yandan NATO ve ikili anlaşmalara dayanan Amerikan askeri üsleri, Türkiye'yi boydan boya kaplarken; bir yandan da imam-hatip okulları pıtıraklaşıyordu...

40 yılı aşkın bir zaman böyle geçti... Türkiye'nin içine sokulduğu "statüko"nun bağnazlığıyla, sinsi talan ve iri yalanlara karşı çıkanlar; ezildi, kahredildi, bitirildi.

Ve derken Gorbaçov, -durdurulması zaten mümkün olmayan- evrensel değişimi yeniden tetikledi...

Soğuk Savaş döneminin koşullarında iyice örgütlenmiş ve Parlamento ile iktidarı da paylaşmaya başlamış olan "cami" siyaseti; "kışla" egemenliğiyle burun buruna gelmeye başladı.

Soğuk Savaş yıllarının, "Allahsız komünizm'e karşı" sürdürülen işbirliği sona ermişti...

Ancak bu kez de Washington, Türkiye'yi; eski azınlıkları ile barışık; Batı ile bütünleşmiş; ulusal geliri ve tüketimi yüksek; laik, ama ılıman İslam profilini de muhafaza eden bir ülke olarak görmek istiyordu...

Böylece 21. Yüzyıl Türkiyesi; yüksek hayat standardı, demokrasisi, laikliği ve ılıman İslam profili ile, 200 milyonluk Akdeniz Müslümanlığına bir model olacaktı...

Ne var ki, Türkiye'nin ne ekonomisi, ne de kadroları; Türkiye'nin oligarşik yapısını, yeni ve çağdaş bir modele dönüştürebilecek bir nitelikteydiler...

Ve böylesi bir değişim, en az 20 yıl alacağa benziyordu... Nasıl geçeceği bilinmeyen bir 20 yıl...

Tabii bu arada Edip Hakkı'nın, hayat serüvenini nasıl değerlendirdiğini de unutmamak gerekiyordu:

- Herkes kıçını uyduracak bir yer arıyor.

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır