Ekonomik programın orta çapta bir ticari ürün kadar bile halka anlatılamadığını belirten Baydur, reel sektörün sorunları ve çözüm önerileri konusunda şu görüşleri dile getirdi:
"Kaynak sıkıntısı, ekonomik ve mali istikrara adım atılmasını önlüyor.
Yabancı sermaye gelmediği gibi, yerli sermaye de son yıllarda artan bir tempo içinde yurtdışına gidiyor.
Ağır vergi ve prim yükü ile sürekli vergi tehdidi, yurtiçi tasarruf ve yatırım hacmini daraltarak, yabancı sermayeyi de caydırdı.
Bunun doğal sonucu; işsizlik, kayıtdışı sektörde büyüme, gelir dağılımının kötüleşmesi ve yoksullukta artıştır.
İş ve gelir yaratan reel sektör kazançlarının sürpriz uygulamalarla cezalandırılmayacağı güvencesi devlet tarafından mutlaka sağlanmalıdır.
Vergi oranları belirli bir takvime bağlı ve aşamalı şekilde, ödenebilir düzeye indirilmelidir.
Çağdaş ekonomilerde uygulanan "istihdam bazlı" teşvikler yürürlüğe girmelidir.
Buna paralel olarak 'Bürokrasi Reformu'na girişilmeli ve çağdaş dünyanın 'Minimum Bürokrasi' ilkesi hayata geçirilmelidir."
Baydur'a göre Türkiye'yi krize sokan nedenler şöyle:
* Devalüasyon sonucu ithal girdi maliyetlerindeki aşırı artış
* Kredi temininde büyük güçlük, kredi maliyetinin yüksekliği,
* İhracatta KDV iadelerinin ödenmemesi,
* Akreditif sorunları,
* Devletin borçlarını ödememesi,
* Özelleştirmede tıkanıklık,
* Bürokrasinin ve mevzuatın reel sektörün faaliyetini kolaylaştırmayıp, aksine zorlaştırması (Merkezi yönetim, belediyeler, SSK gibi),
* Gümrük işlemlerinde zorluklar,
* SSK primlerinin olağanüstü şekilde artması, "İstihdam Teşviği"nin uygulanmaması nedeniyle kayıtdışının özendirilmesi, buna karşılık kayıtlı sektör üretiminin caydırılması,
* Enerji maliyetlerinin katlanılmaz düzeye yaklaşmış olması,
* Eximbank kredilerinin yetersizliği,
* Kayıtdışı işyerlerinin haksız rekabet yaratması,
* Uzakdoğu ve Doğu Avrupa menşeli kalitesiz ürünlerin haksız rekabeti,
Avrupa'da bağımsızlığını en son kazanan ülke olan İrlanda, 1990 yılına kadar Avrupa'nın en az gelişmiş ülkesi sayılıyordu. Bu nedenle İrlandalılar hep küçümsendi. Ama şimdi durum değişti.
Nüfusu 3.7 milyon olan bu Katolik ada ülkesi 10 yıl içerisinde kalkınma mucizesi yaşadı.
Kişi başına milli gelir 1990 ile 2000 yılları arasında 10,000 Euro'dan 27,000 Euro'ya (nerdeyse 30,000 dolar veya Türkiye'den 10 misli fazla) yükseldi.
Aynı dönemde ihracat yüzde 300 artarak 94 milyar İrlanda pounduna çıktı. İrlanda dünyanın en büyük yabancı sermaye çeken ülkeleri arasında girdi. Ülke 1994 ile 1999 arasında yılda ortalama yüzde 8.5 büyüdü. 2000 yılı kalkınma hızı yüzde 11 oldu.
Ülkenin yatırımlarına Enterprise Ireland (Girişim İrlanda) adlı kuruluş yön veriyor. Geçtiğimiz aylarda İrlanda'ya giderek Enterprise Ireland yetkilileriyle görüşen yazarımız Metin Münir'ün gözlemleri şöyle: "İrlanda'da öncelikle siyasi partiler, işçi ve işveren kuruluşları ve kilise bir araya gelerek 'Artık üçüncü dünya ülkesi olmayacağız' dediler. Bu kesimler ülkeyi düzlüğe çıkarıcı bir program üzerinde anlaştılar. Programın temelinde iki unsur vardı: şirketler için düşük vergi (yüzde 10), işçiler için ılımlı ücret zammı. Avrupa Topluluğu üyeliğinde 27'inci yılını yaşayan İrlanda'da iktidarda hangi parti olursa olsun bu program uygulanmağa devam ediyor."