kapat
17.08.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.sahibinden.com
Dünyadan
Spor

www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )

Çıplak çocuk

Türkiye iki yıl önce bugün "20. Yüzyıl'ın son felaketi"ni yaşamıştı.

17 Ağustos 1999 depremi onbinlerce can almış, yüzbinleri acıya boğmuş, ekonomiyi altüst etmiş, insanların siyasi sisteme olan inançlarını iyice sarsmıştı.

Peki sonra?

Ne yazık ki, "Doğu Cephesi"nde bir değişiklik yok...

Geçen 48 aya rağmen, "yapabileceklerini, yapmak zorunda olduklarını yerine getirmemiş" hükümet olduğu yerde duruyor...

"Verdiği sözlerin fersah fersah gerisinde kalmış" Bayındırlık Bakanı da öyle...

O günlerde ülkeye gelen çeşitli yardımları, kanları "Yunan, Ermeni, Rus" nidalarıyla geri çeviren, depremin dördüncü günü ölü sayısı 7 bine yükselmişken, "her şey normal, doktorlar işsiz..." açıklamaları yapabilen Sağlık Bakanı da keza!

10 binlerce ölünün kokusu, 50 bin yaralının kanı tüm ülkenin yüreğindeyken "maalesef altımız çürük ve biz bu altın üstünde yaşamak zorundayız..." diyebilen, "4 imar affının sorumlusu" eski cumhurbaşkanı, hala "siyaseti doğrultmaya" aday...

Unutmamak önemlidir...
O günlerde deniyordu ki:

"Kırılma sadece fay hattında değil, aynı zamanda devlet yapısıyla toplum arasında olmuştur. Körfez depremi onlarca yıldır, siyasi, kültürel, sosyal, ekonomik hemen tüm sarsıntıların ana nedeni olan bu kırılmayı hem görünür kılmış, hem artırmıştır. Deprem altında kalan Türk idari ve siyasi sistemi"dir..."

O günlerde tepkiler sadece sözde kalmamıştı:

"İnsanlar yardımlarını devlet kurumlarına teslim etmek yerine" ya bizzat ya da başka "sivil kuruluşlar aracılığıyla" dağıtmayı tercih etmişler, deprem vergileri meselesinde ilk kez "devlet harcamalarına kendi harcamaları gözüyle bakmışlardı"...

Şimdi hatırlayın, bunlar üzerine devlet ve hükümet ne tepki vermişti?

Sorumlular "sivil kuruluşlara yapılan yardımın vergi saklamak anlamına geldiğini", yardımların tek adresinin kamu kuruluşları olduğunu söylemişti.

Hükümet, RTÜK'ü bazı televizyon ve radyolara karşı "toplumu ümitsizliğe sevkedici, devleti ağır ve haksız biçimde eleştirici, toplumda nefret duygusu uyandırarak milli birlik ve beraberliği yıpratarak, milli ve manevi değerlere ters düşen yayınlar yaptıkları gerekçesi"yle göreve çağırmış, "sansür uygulama"ya ve "ceza kesme"ye davet etmişti...

Ve bazı televizyonlar, "devleti küçük düşüren yayınlar yaptıkları" gerekçesiyle kapatılmış, birçok yazarlara bazı bakanlar tarafından tazminat davaları açılmıştı...

Sonra bir sorumlu bulundu:

Müteahhitler...
"Siyasetin merkezinde olanlar"; kent arazileri yaratılırken, zemin seçiminden kum ocakları mafyasına, kent planlarından denetim ve uyarı görevini yapması beklenen odaların siyasallaşamasına kadar bir dizi ihmal ve politikayla binlerce insanın canını yitirmesinde hiç rol oynamamışcasına, yapıların denetlenmesi gibi görev yokmuşcasına, sosyal, fiziki, kültürel alanlarda dürüstlüğün tek oluşturucusu karşılıklı denetim değilmişcesine, "müteahhitlerden hesap soracağız" deyip işi savuşturdular...

Aradan iki yıl geçti, ne yaralar tam olarak sarılabildi, ne verilen sözler yerine geldi, ne de deprem dalgalarının ölümcül hale gelmesini engelleyecek adımlar atılabildi...

Ülke muhtemel her tür sarsınıtıyı olduğu gibi bir yeni depremi de, "doğadaki çıplak çoçuk" kadar korunaksız bekliyor...

Ama her zaman ve her konuda olduğu gibi "nasıl olsa, onlar yeni bir sorumlu bulurlar"...

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır