  
Tatil kitapları
Öylesine bir soru işte: Neden tatil kitaplarımız vardır; neden tatile kitaplarla gideriz de çoğu kez orasından burasından başlayıp onları okuyup bitiremeden döneriz?..
Valizlerimizi yaparken yanımıza alacağımız kitaplar konusundaki heves ve özenimiz ise eşsizdir... Bazı yazarları özellikle tatil için ayırmışızdır. Güneş sütünü unuturuz da, kitaplarımızı evde unutmayız!
Eee! Sonra nasıl oluyor da, onlara bir türlü sıra gelmiyor tatildeyken?
***
Hele bir de gittiğimiz tatil yerinde yabancılar varsa iyice moralimizi bozarlar, biraz da kıskandırırlar...
Çünkü onlar güneşin altında bir o yana, bir bu yana dönerek kitap üstüne kitabı yutup bitirirler.
Bazısı kahvaltı masasında kahve fincanının yanına kıvırıp koyar akşamdan bitiremediği romanı ve okumaya devam eder.
Bazısı kitabını havlusunun yanına bırakıp animasyona koşar; dans eder, havuzda hoplar zıplar, biraz alkol alınca etrafa sarkmaya başlar ve fakat... Ne yapar eder, dönüp bıraktığı kitaba, bıraktığı yerden devam eder!
Bu arada bizim kitaplarımız elimizde oradan oraya taşınmakta, boyunları bükük kendilerine sıra gelmesini beklemektedir.
("Ben bu tatilde şu kadar çok kitap okudum yanılıyorsunuz" diye elektronik mektup atmaya kalkışacaklar varsa, atmasınlar. Sizi konu etmiyorum; sizler herhalde güzel istisnalarsınız!)
***
Neden?
Çünkü...
Tatil ne tam olarak dinlenmek bizim için, ne de eğlenmek!
Sanki ne aradığımızı tam olarak bilemediğimiz bir şeyi "arayıp bulmak" üzere çıkıyoruz tatile...
Bu ne yorucu bir çabadır!
Sürekli diken üstünde tatil yapan bir halk olabilir mi? Oluyor. Biz öyleyiz.
Bu "arayış" içinde, daha önce okuma hayalleri kurduğumuz kitaplara sıra gelmiyor pek.
Sıra gelirse de, okuyacak hal kalmıyor! Dikkatimiz dağılmış, zihnimiz bitkin oluyor...
Gözümüzü hiç sormayın. Gövdemiz tatilde, gözümüzse oynaştadır; ya denizle, ya güneşle, ya çevredeki "organik" ve "inorganik" güzelliklerle!.. Yanımızdaki kitapların boynu bükük, üzerlerine jojoba ve kakao yağları bulaşmış, öyle bekliyorlar...
***
Batılılar tatilde çok okurlar (zaten işte güçte de okuyorlar!) ama hafif okurlar... Hızlı ve egzotik serüven kitaplarıdır yanlarındaki çoğu zaman.
Biz ise "okumak" deyince bir nevi "ders çalışmak" anlarız ve valizimize "ağır" kitaplar atarız. Sonra da zorlandıkça zorlanırız.
Bu başlıbaşına kültürel bir farktır.
Başı, ortası ve sonu olan öyküler sevip okumaya yatkın değiliz henüz; bu yüzden "iç dökmeleri" paylaşmayı öykü sanıyoruz.
Ya da... Seri cinayetleri anlamaya çalışmak yerine, çoğumuz katilin karşısına çıkıp "dan" diye vurmayı tercih ediyoruz. (Tercihimiz bu yönde olunca da, tatil uygun zaman değil... Dönüşte icabına bakarız artık katilin!)
***
Tatilde aşk romanı mı? Hiç fena değil! Ama kendine hemen "tatil aşkı" arayanlar ne yapsınlar o romanı?
Tatilde polisiye mi? İyi de... Hayatımız polisiye, bari tatil "polissiz" olsun diyenler çıkarsa şaşar mısınız?
Tatilde laiklik, demokrasi ve yeni siyaset üzerine bir şeyler okumak mı? Ona da yanıt hazırdır: "Yahu tatilde de rahat yok mu?"
Oysa...
Gizliden gizliye de biliriz; rahatımız bir kez kaçmışsa, tatil zoruyla geri gelmez!
Neyse...
Ben yine de (pek tatil seven bir adam olmama karşın) tatil kitaplarını severim. Çünkü Aralık ayında farkederim ki, bir köşeye atılmış çantada bulduğum ve içinden kumlar dökülen bir kitap birdenbire yaz güneşi taşır kışlarıma...
AYNA
Birisi mutsuz olmaya görsün, hemen ahlakçı olur.
M. PROUST
|