  
Yoksulluk ve din; yani ateşle benzin!
Toplumu ve siyaseti düzenlemeye meraklı çevreler tuhaf bir aymazlık içinde.
Hükümeti kurtarmaya çalışmaktan Türkiye'yi kurtarmaya vakit bulamıyorlar.
Oysa önemli olan hükümet değil, tehlikeli sulara yelken açan Türkiye.
Hükümetin ömrünü uzatacağız diye ülkeyi inanılmaz bir maceranın içine sokuyorlar.
Doların bir buçuk milyon lirayı geçtiği, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü ve milyonlarca kişinin hızla açlık sınırına sürüklendiği bir ülkede hiçbir şey olmamış gibi davranarak, siyasi ve ticari ayak oyunları yapmaya çalışıyorlar.
Oysa Türkiye'de işler bir anda kontrolden çıkabilir.
Umutsuz, güvensiz ve öfkeli kitleler bir günde olmadık bir partiye ya da kişiye akabilirler.
Dünya tarihi bize gösteriyor ki basiretsiz bir hükümet döneminde umudunu yitiren yoksul kitleler, radikal dönüşümlere yol açacak siyasi hareketlerin peşine düşüyor.
***
Yoksulluk ile din, ateşle benzin gibi. Hızla yoksullaşan öfkeli varoşların, İslami kimlikle örtüşen siyasi hareketlere akması kimseyi şaşırtmamalı.
Eğer işler böyle gider ve kitlelerdeki tepkiler artarsa Ak Parti ya da bir benzeri, oyların yarısını götürürek, toplum mühendislerinin parmağını ağzında bırakabilir.
Şu andaki siyasi aktörlerin çoğu son perdeyi oynuyor.
Merkez dediğimiz şey, artık kof bir sahneden ibaret.
Türkiye etnik, dinsel ve milliyetçi cepheleşmesini sürdürmekte.
Bir başka deyişle Türkiye radikalleşiyor.
Şimdilik işin içinde silah yok ama olmayacağını da kimse garanti edemez.
Uzmanlar, Hizbullah gibi örgütlerin kendini koruduğunu ve pusuda beklediğini belirtiyor.
TEK ÇARE SOL
Peki bu karabasandan kurtuluş yok mu?
Mutlaka radikal cephelerden biri mi yönetecek Türkiye'yi.
Ya da koskoca ülke radikallerin savaş alanı mı olacak?
Ekonomik kriz, siyasi bir felaketle mi noktalanacak?
Biliyorum ki bu ve buna benzer sorular, duyarlı yurttaşların zihinlerini kemirmekte.
***
Bence Türkiye, bu karabasanı yaşamaya mecbur değil.
Ama toplum mühendislerinin biraz akıllı davranması şartıyla.
Yoksullaşan kitleler seslerini sadece din yoluyla değil, sol örgütlenmeyle de duyurabilir.
Hatta normali budur.
Yoksulların sesi olacak güçlü bir sol hareket, tepki oylarıyla ülkenin yeni bir din macerasının içine çekilmesini önleyebilir.
Daha doğrusu Ak Parti ya da benzerlerinin yolu, sadece sol partiyle kesilebilir.
Gelin görün ki bazılarının aklı bunu hâlâ almıyor.
Ellerindeki gücü, solu bölmeye, parçalamaya harcıyorlar.
İstiyorlar ki İSKİ ile, yanlış yerel yönetimlerle ve parti içi mücadelelerle iyice hırpalanmış ve bölünmüş olan sol, kendini toparlayamadan yeni bölünmelere uğrasın.
Şu andaki iki sol parti, üçe, hatta dörde beşe çıksın.
Ve yok olsun!
Böylece; solu küçülterek başladıkları tarihsel misyonu noktalasınlar.
***
Biz yine de sağduyunun egemen olmasını ve bir takım okur yazarımızın, kendilerini anlamsız sol fobisinden kurtarmalarını umalım.
Emeği savunan, aklı başında, zenginlik ve gelişme düşmanı olmayan, çağdaş, namuslu ve Avrupa Birliği'nden yana bir sol, Türkiye'nin yakın dönemdeki tek kurtuluş şansıdır.
Bu şansı ya kullanır, ya kullanmaz!
Göreceğiz!
Not: Bana lütfen "Solun hataları yok mu?" diye sormayın. Olduğunu biliyor ve sık sık belirtiyorum. Bu yazının amacı solu değil, Türkiye'yi maceradan kurtarmaktır.
|