kapat
17.08.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.sahibinden.com
Dünyadan
Spor

www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
YAVUZ DONAT

Deprem ne zaman?

Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara dün sordu: - Yavuz, sen bilirsin, deprem ne zaman?

Başladık gülüşmeye.

Bu soru, Işıkara ile aramızdaki bir "şifre."

Hoca, Mersin'den, Camiişerif Mahallesi'nden, "çocukluk komşumuz."

"Hukukumuzu" bilenler, sık sık bizden bir "talepte" bulunurlar:

- Işıkara senin arkadaşın... O bilir... Sor... Deprem ne zaman?

Biz de sorarız.

Bazen, Hoca'ya, başka yerlerden "benzer sorular" gelince, Işıkara da dermiş ki:

- Yavuz bilir... Ona bir sorayım.

HAV... HAV... HAV...
Işıkara Hoca konferans veriyormuş.

Konferans sırasında bir hanım, elini kaldırmış:

- Hocam, bir soru sorabilir miyim?

- Tabii... Buyrun... Sorun.

- Sayın Hocam... Depremden önce herkesin köpeği havlıyormuş... Fakat... Benim köpeğim havlamadı... Acaba... Benim köpeğimin bir rahatsızlığı mı var?.. Veterinere götüreyim mi?.. Ne dersiniz Hocam?

TERMOMETRE
Bir gün Hoca'yı "fesüphanallah" çekerken gördük.

"Hayırdır" dedik.

"Sakin tabiatlı" Işıkara, biraz kızgın gibiydi.

"Sorma" dedi.

"Ne oldu" diye ısrar edince...

Anlattı.

Bir Genel Müdür, Prof. Işıkara'yı aramış:

- Hocam... Çok önemli... Acil... Tehlike... Alarm...

- Ne var, ne oldu sayın Genel Müdür?

- Hocam... Gemlik'te deniz suyu birden ısındı.

- Su örneği aldınız mı?

- Aldık... Şu bölgede... Deniz suyu sıcaklığı otuz derece.

Işıkara Hoca hemen "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı"nı aramış.

Bir yandan da "kendi ekibini" harekete geçirmiş.

"Bölgeye" ulaşılmış.

Sonuç:

Meğer, "deniz suyu ısındı" diyen Genel Müdür'ün termometresi bozukmuş.

DEPREM VE AŞK
Güneydoğu'da, bir okulda, öğrenciler Prof. Işıkara'ya demişler ki:

- Hocam size değişik bir soru sorarsak kızar mısınız?

- Hayır... Kızmam.

- Hocam deprem ile aşk arasında ne ilişki vardır?

Hoca gülse bir türlü, kızsa bir türlü.

Demiş ki:

- Çocuklar... İkisi de tehlikelidir... Ama bu cevabı bizim hanım duymasın.

Okuldan ayrılırken çocuklar, Hoca ile resim çektirmek isteyince...

Işıkara "bir şartla" demiş:

- Şimdi de siz söyleyin... Deprem ile aşk arasında ne ilişki var... Bu soruya cevap vermezseniz, resim çektirmem.

Çocuklardan biri sesini yükseltmiş:

- Hocam, ikisi de çok kötü sallar.

MEDYUM
Almanya'dan bir heykeltraş, İstanbul'a gelmiş, Prof. Işıkara'nın kapısını çalmış.

Adamda "saç baş dağınık."

Hoca demiş ki:

- Buyrun... Birşey mi var?

Adam "evet" diyerek, anlatmaya başlamış:

- Ben medyumum... Bazen transa girerim... Ve bu sırada da not tutarım... Geçen gün İtalya'da, kilisede iken... Yine transa girdim... Bana bir mesaj geldi¥ Şu gün, şu saatte İstanbul'da deprem olacak... Git bunu Prof. Işıkara'ya söyle.

Adam daha sonra "defterini" göstermiş.

Gerçekten defterde bir sürü not var... Işıkara'nın adı var.

Hoca, adamla biraz daha konuşunca...

Görmüş ki...

Adam "tahtanın teki noksan bir akıl hastası."

DUYARSIZLIK
Hoca, deprem konusunda toplumu bilinçlendiren bir "önder."

Haliyle, tavrıyla "içimizden biri."

"Felaket tellallığı... Deprem ticareti" yapmayan dürüst bir bilim adamı.

Okullara "afet dersi" konulması için iki yıldır mücadele veren bir "idealist."

Nereye çağrılsa gidiyor, konuşuyor.

Halkı aydınlatıyor.

Aldığı "takdir belgelerinin" haddi hesabı yok.

Ama devletimizin kendisine verdiği tek bir "teşekkür yazısı" da yok.

Dün kendisine "bu konuyu" açtığımızda...

"Kıpkırmızı" oldu.

"Boşver... Önemli değil... Halkın sevgisi yeter" dedi.

Sahi, böyle konularda Ankara neden "vurdumduymaz?"

SIR
Dün Adapazarı'nda, Işıkara bir ara kulağımıza eğildi:

- Yavuz, sen bilirsin, deprem ne zaman?

Biz karşılıklı kahkahaları patlatınca...

"Çevredekiler" sordular:

- Ne oldu?.. Neye gülüyorsunuz?

İkimiz de "bu bir sır" dedik.

Gülmeye devam ettik.

Devlet... Millet... Hükümet... Siyaset

- Sayın Koray Aydın¥ Tek bir cümle söyleyecek olsanız... Ne dersiniz?

Konu "deprem."

İşte Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın'ın tek cümlelik yanıtı:

- Devlet sözünü tuttu ve itibarını korudu.

***
"Depremin ilk günü" Adapazarı'ndaydık.

Yer yarılmıştı.

Enkazın altından sesler geliyordu.

İnsanlar çılgınca sağa sola koşuşuyordu.

Kurtarma ekipleri, felaket bölgesine ulaşmakta zorluk çekiyordu.

Manzara "yürek parçalayıcıydı."

"Göz yaşartıcıydı."

***
Dün yine Adapazarı'ndaydık.

"Yeni Adapazarı'nı" yarın anlatacağız.

Hâlâ "eksiği, gediği" var ama...

Yapılan iş de "küçümsenecek gibi değil."

***
Koray Aydın dedi ki:

- Yavuz Bey, Türkiye büyük ülke... Güçlü ülke... Görüyorsunuz işte... Böylesine büyük iki depremin üstesinden geldi.

Gerçekten de geldi.

Koray Bey'i dinlerken "şunu" düşündük:

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerini "aşan" büyük Türkiye, şimdi "ekonomik krizi" neden aşamıyor?

O zaman "halk ile devlet" birbirine güveniyordu da... "Halk ile siyaset" barışıktı da... "Halk ile hükümet" kucaklaşmıştı da...

"Şimdi" tersi mi var?

Sorun "bu mu" dersiniz?

***
Adapazarı'na ne zaman gittiysek...

"Şu taleple" karşılaştık:

- Karasu yolu yapılsın.

Bu yol, Sakarya'yı "Karadeniz'e bağlayan yol."

Bölgenin "kaderini değiştirecek" bir yol.

Dün Koray Aydın dedi ki:

- Yavuz Bey... Müjdeyi isterseniz siz verin... 15 trilyon ödenek ayırdım... Karasu yolu yapılıyor.

Teşekkürler Sayın Bakan.

Ve gözün aydın Sakarya.

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır