kapat
14.08.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
GÜLAY GÖKTÜRK(ggokturk@sabah.com.tr )

Başıboşluk

Yıllık izinlerimde haber dinlememek, gazete okumamak en büyük lüksümdü güya... Bu defa da öyle yapacaktım. On gün boyunca politikanın "p"sini ağzıma almayacak, yazmak için değil, sadece ve sadece okuma keyfi için okuyacaktım.

Öyle hayati bir tartışma başladı ki birden, sıkıysa ilgilenme! Gözümü gazetelerden, kulağımı haber bültenlerinden ayıramadan ve için vık-vık ederek "tatil" yapmaktansa, köşeme geçip "çalışmak" daha dinlendirici ve daha kolay...

***
Genelkurmay'ın toptan bütün siyaseti hedef alan zehir zemberek açıklamasına, bu defa silahlı bürokratlarımızın duymaya pek de alışık olmadıkları cinsten okkalı cevaplar geldi "sivil" kesimden...

Mesele neredeyse bütün yönleriyle incelendi.

"Böyle şeyler parti kongresinde tartışılmaz" türü vahim anlayışlar, zaman-zemin mızıklanmaları, tartışmayı Yılmaz'ın şahsi hesaplarını öne sürerek boğma girişimi; kısacası bütün itirazlar hakettiği cevabı aldı demokratik kamuoyundan... Yani, Genelkurmay bu defa laf düzeyinde altta kaldı.

Ama altta kaldı da ne oldu?

Askeri Ceza Kanunu'nun 148. Maddesi'nin uygulanması önerisi, bir "demokrasi fantezisi" gibi algılanmaktan kurtulabildi mi?

Başbakan, tüm siyasi kadroları aşağılayan ve baştan aşağı "büyük siyaset yapan" bu demeç üzerine, Genelkurmay Başkanı'na "neden benden izin almadan konuşuyorsun" deyip de işlem başlatabildi mi? Demokratik bir rejimin asla affetmeyeceği bu tutumu alan kişinin görevden alınması gündeme gelebildi mi? Türkiye'de rejimin sivilleşmesi mücadelesinin birinci aşaması 1980'lerde başladı. Ve ben artık bu mücadelenin ikinci aşamasına geçmek zorunda olduğumuzu hissediyorum. Bu konuyu bir sonraki yazımda ele alacağım.

Ama önce, Genelkurmay'ın yıllardır her müdahalesinde öne sürdüğü ve son muhtırasında bir kez daha tekrarladığı "temel" gerekçe üzerinde durmak istiyorum.

***
Türkiye'de askerler sürekli olarak siyasetçilerin Türkiye'yi iyi yönetemediklerini, bu yüzden de bu tür siyaset dışı müdahalelerin meşruiyet kazandığını ileri sürüyor. Ve kabul etmek gerekir ki, onların bu gerekçesi toplum içinden de belli bir destek görüyor. Hâlâ bir sürü insan, Türkiye iyi yönetilmediği için, askerlerin müdahalesini haklı görüyor.

Oysa mesele, ülkenin iyi yönetilip yönetilmemesi meselesi değil.

Ben pek mi beğeniyorum ülkenin yönetimini?

Peki ben neden gün aşırı muhtıra verip onu bunu alaşağı edemiyorum? İstediğim partiyi kapattırıp istediğim politikacıyı aforoz edemiyorum?

Reel sektör pek mi beğeniyor ülkenin yönetim tarzını? Türkiye üzerine bu kadar kafa yoran, araştırma üzerine araştırma yapan, Türkiye gerçeklerini, ekonomisini, sosyolojisini, kültürünü askerlerden çok daha iyi bilen iş adamları neden "Türkiye iyi yönetilmiyor, biz de müdahale edeceğiz" diye ortaya çıkmıyor da askerler çıkıyor? Çünkü onların ellerinde silah, arkalarında ordu yok.

Demek ki, Silahlı Kuvvetler'in farkı, ülkedeki kötü yönetimin farkında olmalarından, ya da ülkelerini daha çok sevmelerinden, ya da Türkiye için neyin doğru olduğunu daha iyi bilmelerinden, ya da ülke yönetmekte daha ehil olmalarından kaynaklanmıyor. Fark sadece onların ellerinde silah olmasından geliyor. İşin en ironik yanı şu ki, o silahları onların ellerine biz veriyoruz.

Dişimizden tırnağımızdan arttırıp aldığımız, "Hadi bizi dış tehditlere karşı koruyun" diye ellerine verdiğimiz o silahın gücü; seçtiğimiz hükümetleri alaşağı etmek, oy verdiğimiz partileri kapattırmak; oy verdiğimiz programları rafa kaldırıp kendi programlarını dikte ettirmek, kısacası bizi "hizaya sokmak" için kullanılıyor.

Gün geliyor, silah almaları için onlara ayırdığımız bütçenin hesabını soramıyoruz. "Bu kadar silah yeter, artık daha fazla alma" bile diyemiyoruz.

Kendi ellerimizle yarattığımız bu güç, ülkede kendince bir nizam-intizam kurmaya kalkıyor. Kafasındaki o nizama-intizama uymayan her türlü hareketi "başıboşluk" sayıp önüne geçeni itekleyip duruyor. Ben artık iteklenmek istemiyorum. Kimse tarafından sıraya sokulmak da istemiyorum.

"Başıboş" yaşamak istiyorum, tamam mı? Başıboş yaşamak...

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır