Bir toplumun cesareti ve umudu tükenebilir ama ruhu ölmez. Türkiye gibi bir ülke, yenilgiyi kabullenemez.
Dün borsa 9 bin tabanına indi, dolar 1 milyon 400 bin lira tavanını deldi.
Yeni bir kriz olmadı ama umut ve heyecan verici bir şey de olmadı çünkü.. O nedenle krizin hasar raporlarına ait eski bilgiler, piyasanın moralini zehirlemeye devam etti.
Kayıtlı işsiz sayısı yüzde 42 artarak 615 bine çıkmış.. Çoğu meslek sahibi 22-29 yaş grubu işsizlerin sayısı 110 bine dayanmış.
İşsizlerin gerçek rakamını tahmin etmek için 615 bin rakamını kaçla çarpmak lâzım?.
Dünya Bankası'nın raporunda ülkenin çok ağır üretim sorunları yaşadığı belirtiliyor.
Gelişmekte olan 91 ülke arasında yabancı sermaye girişi bakımından 81'inci sıradayız. Rapor bu çoraklığın en önemli sebebi olarak asık suratlı ve yokuşa sürücü bürokrasimizi gösteriyor.
Türkiye, yabancı yatırımcı çekmek şöyle dursun kendi sanayicisini Bulgaristan'a, Romanya'ya, Polonya'ya kaçırıyor.
İstanbul Sanayi Odası'nın anketi, üretimdeki düşüşün yüzde 62.5'e, istihdamdaki daralmanın yüzde 50.7'ye, iç satışlardaki gerilemenin yüzde 72'ye dayandığını belirliyor.
Buna karşılık tek sevindirici gösterge ihracattaki yüzde 40'lık artış.. İthalat azalırken ihracat ve turizm geliri patlama gösteriyor, IMF'den düzenli yardım geliyor ama doların ateşi bir türlü düşürülemiyor. Niye?.
Çünkü iktidar kontrolu kaybetti..
Muhtıra konusundaki kaygılarını bile asıl muhatabı olan Genelkurmay Başkanı'na iletemeyen Başbakan, piyasaların ihtiyacı olan morali, güveni nasıl üretebilir?
Kemal Derviş, yalnız piyasanın değil, halkın da umudu idi. Birikimi ve üslubu ile güvenebileceği bir devlet adamı açlığındaki toplumun tutunduğu daldı.
Susturdular ve kırdılar bu dalı.
Kemal Derviş'i haftalardan beri susturan etkiler her neyse ortadan kaldırılmalı, Derviş'le birlikte ekonomi, üretim ve istihdam sorunları gündemin ilk sırasına yükselmelidir.
Derviş, bu iktidarı kriz yıkıntıları arasından çekip çıkaran adamdır.
Derviş'i yiyen iktidar kendini yer!
Amerika'daki balayından dönen Devlet Bakanı Gürel, bu ay uzun bir Uzak Doğu gezisine çıkıyor.
Gezi önceden ve "eşli" olarak planlandığı için Çin ve Avustralya ziyaretleri, yeni evli Gürel'ler için ikinci balayı olacak. Ama bu doğru bir iş mi olacak; çok şüphe götürür..
Amaç, oralardaki vatandaşlarımızla temas kurmakmış.. Oysa şu dönemde asıl ana vatandaki vatandaşların buna ihtiyacı var.
"Sosyal patlama" tehdidi oluşturan insanlarla uğraşmak, balayı motivasyonunu bozabilir, bunu anlıyoruz ama Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel de olağanüstü bir dönem yaşandığını anlamalı..
Eşi ile balayında fakat işi icabı, vatandaşla aktedilmiş iktidar izdivacında "şiddetli geçimsizlik" yaşıyor.
Tasarruf adına makam otolarını bile toplayamayan hükümetin üyesi olarak bu seyahatin masrafını, kendine de, halka da haklı gösteremez. Vazgeçsin..
Çünkü belli ki tadı kaçacak!