Genelkurmay'ın muhtıra niteliğindeki bildirisi, tartışma konusu sorunlar arasındaki öncelikleri değiştirdi.
Mesut Yılmaz, bütün demokrasilerde ulusal güvenliği siyasetin belirlediğini, oysa Türkiye'de siyasetin sınırlarını ulusal güvenliğin belirlediğini söylüyor.
Genelkurmay bildirisinin içeriği ve sert üslubu, bu iddiayı kanıtlayan bir belgedir.
Demokrasimizi kötülerken "Türkiye'de askeri vesayet rejimi var" diyen Avrupa'daki muhaliflere koz verilmiştir.
Son tartışmanın dikkat çeken yönlerinden biri, askerin "üniter devlet-laik rejim" düşüncesine ters düşmeyen bir partiye karşı gösterdiği tahammülsüzlüktür.
Amaç "ulusal güvenliği, ülkenin ve dünyanın yeni şartlarında hangi politikalarla koruyabiliriz" sorusuna cevap aramak olmalı.
Mesut Yılmaz, hem iç ve hem de dış güvencelerle bölücü terör ve irticanın önünün kesildiğini, Avrupa Birliği üyeliği için gereken açılımları gerçekleştirmeye elverişli bir fırsatın doğduğunu söyledi.
Cevabı "Kapa çeneni!" anlamına gelecek bir paylama, ulusal güvenlik tartışmasını siyasi partilere "yasak bölge" ilân eden bir tavır olmamalıydı. Ama oldu..
Kamuoyu bu meselede, askere çok güvendiği, siyasete de hiç kredi vermediği halde Genelkurmay'ı haklı bulmamıştır.
Türkiye'nin şartları ve gelenekleri, asker ve siyaset ilişkilerini Batılı normlara uydurmaya kısa dönemde müsaade etmeyebilir.
Ama iyileştirme adımlarını yeni gerilimler yaratmadan atmanın zamanı gelmiştir.
Bunun ilk şartı, siyasi geleneğimizde yer tutan darbe müeyyidesinin demokratik tartışma zeminlerini kurutan korkularını artık tümüyle geride bırakmaktır.
Bildirinin toplumda uyandırdığı duygular, umarız Genelkurmay'ı bundan sonraki adımlarında daha dikkatli davranmaya mecbur bırakacaktır.
Ama doğru kararlar üretecek bir devlet işleyişi nasıl sağlanacak?.
Güçlü bir ordu, itibar ve güven kaybından muzdarip bir iktidar ve inisiyatif almaktan çekinen bir Cumhurbaşkanı..
Sorun çözecek ve ufuk açacak bir güçler dengesi bulunmuyor zirvede.
O yüzden de Milli Güvenlik Kurulu bu ortamda olağanüstü toplanamıyor.
Japonya Dışişleri Bakanı Mikiko Tanaka, sebep olduğu bir rezalet nedeniyle kendini cezalandırmış..
Kaç ay maaş almamaya kendisini mahkum ettiğini bayan Tanaka bugün açıklayacak.
Bu Japonlar tuhaf!.
Kendilerini cezalandırmakta hara-kiri noktasına gidenler bile sık sık görülebiliyor.
Bizimkiler de bu usulü benimsese ne olur?
En fazla, bakanlarımıza maaş ödemekten kurtuluruz. Ama jestlerinden etkilendiğimiz için de onları hemen affederiz.
Bizdeki usul daha adil, daha demokratik.
Bizim bakanlar böyle durumlarda direnip kriz çıkararak, kendilerini oraya çeken halkı cezalandırıyorlar!
"Benim gibi adamı seçersen dertten, krizden kurtulmazsın" mesajı veriyorlar.
Sorun bizde, yani halkta.
Biz onları anlayamıyoruz!