MGK toplansın
Ulusal güvenliğin de maliyeti vardır. Ölçüyü kaçıran ülkeler, ulusal güvenliklerine en büyük zararı kendileri verirler.
Avrupa Birliği'ne üye olma hedefi, Türkiye'nin en hayati projesidir.
ANAP lideri Mesut Yılmaz "ulusal güvenlik tabusu"nun, AB üyeliğinin şartı olan değişim adımlarının önünü tıkadığını söyledi ve kıyamet koptu.
Oysa Mesut Yılmaz'ın talebi, ulusal güvenlik gereklerini feda etmek pahasına gerçekleştirilecek bir AB üyeliği değildi.
Güvenlik hassasiyetlerini abartan kuşkuculuğun, gelecekte ulusal güvenliğimiz için maliyeti daha yüksek riskler doğurma tehlikesine karşı uyarıda bulunmaktı..
Yılmaz, Avrupa'nın dışında kalmış bir Türkiye'de güvenlik risklerinin büyüyeceğine, siyaset ve ekonomi için taşınamaz hale geleceğine işaret ediyor.
Tartışmaya değmez mi?
Muhtıra gibi..
Ama Mesut Yılmaz'ın niyetini "Silâhlı Kuvvetler'i yıpratmaya yönelik girişim" olarak algılayan Genelkurmay dün ağır suçlamalar içeren bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, parti kongresinin ulusal güvenlik kavramının tartışılacağı "meşru ve ciddi bir zemin" olmadığı öne sürüldü.
Ve "konunun, dünyaya şikâyet şeklinde gündeme getirilmesinin onurlu bir yaklaşım olarak kabul edilmesi mümkün değildir" denildi.
Genelkurmay'ın Yılmaz'a ait itirazları çürütme amacı taşıyan değerlendirmeleri, tartışmaya yararlı bir katkı olabilir.
Bu katkının MGK toplantısından önce kamuoyuna duyurulması, konunun halka mal olması nedeniyle haklı da görülebilir. Ama parti genel kongresini bunun için "meşru ve ciddi görmemek" kabul edilemez.
Parti kongrelerini ufuksuz tartışmaların, entrikalara dayalı kısır çekişmelerin batağı olmaktan kurtarmak özlemimiz değil mi?
Vahim durum
Genelkurmay açıklaması, sadece ulusal güvenlik siyasetini savunmakla kalmıyor, siyasete yönelik ağır suçlamalar da taşıyor..
"Ekonomi iflâs noktasına gelmişse;
Ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak bir işlem yapılmıyorsa;
Soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse;
AB'ye girmeyi hedefleyen bir ülkede, ortaçağı hedefleyen zihniyetler devlet kadrolarına yerleştiriliyorsa;
Siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa;
Küreselleşme anlayışı, ekonomik teslimiyetçilik olarak benimseniyorsa..."
Açıklamadaki değerlendirmeler, askerlerin yalnız Avrupa Birliği üyeliğinin şartlarına uyma konusunda değil, IMF destekli ekonomik program konusunda da ciddi şüpheler taşıdığını göstermektedir.
Bu vahim bir durumdur ve ağır bir güvensizlik krizine dönüşmeden önlenmesi, hem AB sürecinin ve hem de ekonomik programın selâmeti bakımından şarttır.
Çare de Cumhurbaşkanı'nın Milli Güvenlik Kurulu'nu olağanüstü toplantıya çağırarak uzlaşma zeminini yaratması..