kapat
05.08.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

www.euronet-tr.com
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Çiftim, öyleyse varım!

Gençler "sevgili" sözcüğünü akıllarına estiği gibi kullanmaya bayılıyorlar.

"Eski sevgilim!" (Oysa, şöyle bir hayatından geçmiş sadece! Tartışmalı bir temas "eski sevgilim" denilince ağırlık kazanıyor, hiç değilse anılarda!)

"O mu, boşveer! Bir zamanlar sevgilimdi!" (Ah be çocuk, yalnız yenilerine değil, sevgililerin eskilerine de zor boşverilir! Demek ki sevgilin değilmiş diyeceğim ama, bozulacaksın!)

Takım tertibini sayan sporcular gibi söz ediyor gençler sevgililerinden...

Sonra biraz daha "büyüyünce" (aslında yaşı başı yok bu işin!) sevgili olmayı hafif hafif bir kenara bırakıp "çift olmayı" seçiyorlar.

Binlerce yıllık aşk kültürünün fırtınalı dilini konuşmak günümüz dünyasının hızlı hayatında öyle zor ki, biraz büyüyüp "aklı başına gelen" herkes birkaç ciddi aşk egzersizinden sonra çift olmanın güvenli sularını tercih ediveriyor.

Ve gün geliyor "sevgili" sözcüğü akşamları yatmadan önce içilen bir bardak ıhlamur çayına benziyor; gerginliği yatıştırıp uyku getiriyor...

Fransız toplumbilimci A. Finkielkraut epey önce yazmıştı: "Aşkın öyle sert bir dili var ki, bugünün iş bitirici, refahı her şeyin üstünde tutan toplumuyla uyuşması güç... Bu güçlüğü bertaraf edebilmek için aşkı toplumsallaştırdılar. Ortaya aileden bile sağlam bir kurum çıktı: Çift..."

Yeni insanın durumunun da şöyle sloganlaştırıyordu Finkielkraut: Hani Descartes demişti ya; Cogito Ergo Sum. Yani "düşünüyorum, öyleyse varım!" Finkielkraut'a göre modern ve "aklı başında" insan da şöyle diyordu: Copula Ergo Sum. Yani "Çiftim, öyleyse varım..."

"Burada temel kıstas nedir?" diye sorarsanız, açık...

Kişisel güvenlik, ekonomik akılcılık ve erotik gerçekçilik...

Bütün bunların altındaki zihniyeti de şıp diye farkedeceksiniz tabii ki... İşletmecilik!

Bu arada popüler kültür de boş durmayıp durmadan günah çıkartıyor: Bütün şarkılarını, öykülerini, filmlerini aşka ithaf ederek vicdanını ve bilinçdışını hafifletmeye çalışıyor: "Affet beni; seni seviyorum ama sana katlanamıyorum!" teraneleri göklere yükseliyor.

Bir kadının bir adamı; bir adamın bir kadını durdurulamaz biçimde, yan yanayken bile özlemesinin adı "çılgınlık" olup çıkıyor...

Modern hayat işte!

Ama ben yine de sorgulamadan geçmeyeyim:

Sevgili olmak... Çift olmak... Belki de bu iki nokta arasındaki en kısa mesafe sonsuzluktur...

DİKKAT
Çok eğlenceli bir sergi

Şu günlerde yolunuzu Beyoğlu'na düşürmelisiniz; Andy Warhol sergisini gezmek için... 1950'lerde ABD'de patlayan ve daha sonra etkisi bütün dünyayı saran Pop-Sanat'ın en ünlü adı Warhol'un sergisi Galatasaray'da YPK'nin Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde...

Campbell çorbaları, Monroe portreleri, Coca Cola'ları, elektrikli sandalyesi... Bütün ünlü yapıtları Warhol'un, 30 yıllık bir rötarla da olsa karşımıza çıkıyor.

Sergi defterine bir kadın ziyaretçi şöyle bir not düşmüş: "Ayyy, çok eğlendim! Kesin bir daha geleceğim..." Küçük bir kız çocuğu ise kocaman harflerle "Ben de büyüyüüünceeee ressam olacam!" yazmış.

Salonun üst katındaki desenlerine bakınca Warhol'un desende berbat olduğunu görüyor ve "iyi ki, öyleymiş!" diyorsunuz! Desende becerikli olsaydı, kimbilir, Pop-Sanat ona çekici gelmeyebilir; bu yarı grafik-yarı resim şaheserleri yaratmaya kalkışmazdı...

Warhol'un ünlü sözü "Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" sözünü de bir başka gün tartışırız, hele siz sergiyi gezin de!

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır