Tülay German'dan Modern Folk Üçlüsü'ne..
Tülay German Paris'ten aradı.. Hani geçen hafta kitabından alıntılar yapmıştım.. Daha lise öğrencisi iken kendisine evlenme teklif eden deli gibi aşık olduğu delikanlıya "Seni, seninle evlenmeyecek kadar çok seviyorum" diyen Tülay..
"Yazına teşekkür ederim" diyor..
Sanatçılarımız için ne yazılsa az.. Yaşamımıza renk, bir nebze de olsa mutluluk kattıkları için biz onlara teşekkür edecekken, iki satırla heyecanlanıyorlar..
Neden?.. Sanatçının kıymetini bilmiyoruz da ondan.. Övgü, sevgi cümleciklerini yazmayı kendimize yediremiyoruz.. Daha doğrusu korkuyoruz.. Efendim ya biri çıkar da "Hıncal Tülay'ın reklamını yapıyor" derse.. Diyenin cehenneme kadar yolu var.. Bu dünya Hıncal'ı da, Tülay'ı da bilmiyor ve bu iki satırla tanıyorsa, yazıklar olsun.. Kötünün ağzını bağlayamazsın. O hasetler, o herkesi kendisi gibi sanan çirkin kafalılar hep olacak.. Onlar hep olacak diye ben ülkemin ve insanlarımın güzelliklerini yazamayacaksam, bana yazıklar olsun..
Felaket tellalına alkış tutup, güzellikleri ve başarıları yazana çamur atmaya meraklı olanlar, beni 40 yıldır durdurmadılar, gene durduramazlar merak etmeyin..
Tülay'a "O harika CD ve 'Çabuk bitmesin' diye her gece sadece bir bölümünü okuğum şirin kitabın için asıl ben sana teşekkür ederim" dedim.. "40 yıldan beri dinlemekten bıkmadığım türkülerin için teşekkür de yetmez.."
"Ben burada ne dinliyorum, yıllardır biliyor musun?.." dedi.. "Modern Folk Üçlüsü.. Deriko ve Ali Paşa Ağıtı.. 1970 bilmem kaçtı.. İstanbul'da bir konserlerine gelmiş ve hayran kalmıştım. Hala bıkmadan usanmadan onları dinliyorum.."
Eeee.. Şimdi Ahmet Kurtaran'a iş çıktı.. Şu Ada Plaktan çıkan bir, Yapı Kredi Yayınlarının hazırladığı bir olmak üzere iki yeni CD'leri var ya.. Onları Paris'e, Tülay'a yollamalı artık..
Modern Folk hayranları sık sık bana yazıp sorarlar, ebedi, ezeli menecerleriyiz ya.. "Ne alemdeler" diye..
İşte size haber..
Bu iki CD de piyasada..
Ada Müzik, bir minik kitapçık hazırlamış.. MFÜ'nün öyküsü var içinde ve iki CD'ye kayıtlı o dillere destan Bizimtepe konserinin, soundtrack kaydı..
Modern Folk hayranları için bire bir.. Yurt dışında vatan hasreti ile yaşayanlara birebir.. Yabancılara, bu ülkenin türkülerini gururla armağan etmek için birebir..
Modern Folk Müziği nedir, nasıl başlamıştır, onu merak eden bugünün gençleri için de birebir.. Ada Müzik Modern Folk Üçlüsü yapıtı, her diskotekte mutlak bulunmalı, bana sorarsanız..
Bu hafta Tülay'ın "Seni seninle evlenmeyecek kadar seviyorum" sözlerini tartışacaktık güya.. Lafı uzattık, haftaya kaldı..
Haa.. Bu arada?.. Siz ne diyorsunuz bu konuda.. Yazın bakalım.. Ama kısa olsun ki, bu sayfada nakledebilelim..
Hakan&Utku'dan Tatil Keyfi
Fischer'in Türkiye Notları
* Baktım bu iş Cottarelli'yle Kahkonen'le olmayacak, durumu bizzat görmek için Türkiye'ye gitmeye karar verdim. İş arkadaşlarım "daha gençsin, kıyma kendine" dediler ama yılmadım. Havaalanında beni uğurlamaya gelen herkes hüngür hüngür ağlıyordu. Sanki bir daha görüşmeyecekmişiz gibi. Crazy bunlar crazy.
* Nihayet Türkiye'deyim. Uçaktan inip arabaya binene kadar en az 1000 kişiyle öpüştüm Ben karımla bile bu kadar öpüşmedim. Bu arada havaalanında cüzdanımı çarptılar. Durum sandığımdan da kötü galiba.
* Otelime geldim. Odama kat görevlisi olarak gelen kel kafalı adam, "Buradan bir an önce git, yoksa sonun bana benzer" dedi. Meğer bizim Kemal'miş. Elindeki eskimiş yırtık tenis raketinden kuşkulanmıştım zaten. Çocuk dervişti, mecnuna dönmüş. Başını omzuma koyup saatlerce ağladı. Zor sakinleştirdim.
* Bu Türkler çok komik adamlar. Çok uçuk esprileri var. Liseli kızları bekaret kontrolüne göndermekten bahsediyorlar. Bitkilere Türk isimleri vermeyi bile düşünüyorlar. Bu arada portakala burada Washington deniyor.
* Hala şoktayım. Bekaret kontrolü fikri bir bakana aitmiş. Türk isimli bitkiler de iktidar ortağı bir partinin fikriymiş. Bugün hepsiyle tanıştım. Bana elle kurt yapmayı öğrettiler. Bunu Başbakan'a anlatıyordum ki, Hüsamettin diye biri toplantı esnasında kapıyı vurup çıktı. Başbakan'ın bana gösterdiği ilgiyi kıskanmış. Kriz insanları çok fena yapmış buralarda.
* Burada herkesin morale ihtiyacı var. Dokunsan ağlıyorlar. Ben de laf olsun diye her sabah 6 da kalkıp sizi izliyorum dedim. Garibanlar pek sevindiler. Bu sefer de sevinçten ağlamaya başladılar.
* Bugün kendini Magic CANSUN olarak tanıtan biri beni az daha forvet olmaya ikna ediyordu. Galatasaray'ın başkanıymış. "Ben futboldan nefret ederim" deyince takımın hocası bir Romen atasözüyle karşılık verdi. Nasıldı? Hah şöyle "Eceli gelen köpek kilise duvarına Fischer."
* Ben de Türkler'in tek derdi AB'ye girmek sanırdım. Burada herkesin girmek istediği tek yer Laila diye bir gece kulübü. Yarın yerinde incelemelerde bulunmak üzere bu kulübe gideceğim.
* Hayret bir şey. Beni de Laila'ya almadılar. Sonra Kaya Çilingiroğlu diye birinin yardımıyla içeri girdik. Ayşe Hatun Önal diye biri yanıma oturup ekonomiyle ilgili sorular sordu. Ben de dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım.
* Bugün bütün gazetelerde dün akşamki o kızla resimlerimiz var. Resimlerin üstünde de "Fischer zampara çıktı. Ayşe Hatun Önal, Fischer'le düzeyli bir beraberlik yaşadıklarını saklamadı" yazıyor. Bu resimleri bizim hanım görse yanmıştım.
* Oh my God! Bizim hanım resimleri görmüş. Telefon açıp boşanacağını söyledi. Ardından IMF'den bir telefon geldi. Arayan bizim patrondu. Haberi o da okumuş. İşime son verdiğini söyledi. Allahım nerden geldim bu ülkeye?
* Burada kalıp siyasete girmeye karar verdim. "Yenilikçiler"den teklif geldi. Anadolu'da bir ilde 1. sıradan milletvekilliği garantisi verdiler. Yakında oy istemek için seçim bölgeme gidiyorum. Köylülerle dertleşip birlikte ekin toplayacağız. Artık İ- me-fe yok "Yaşasın İmece"
hakanutku@hotmail.com
Güneşin Batışı..
Dün size, Şile'de güneşin batışından söz etmiştim.. Giderek romantikleşiyoruz galiba.. Ya da güneşin batması yaklaşıyor mu nedir, gurup vakti, fena etkiler oldu..
İstanbul'da bugüne dek gördüğüm güneş batışına, Nupera'nın terasındaki barda rastladım.. Barı da terasın kenarına yapmışlar boylu boyunca zaten.. Yanaştınız mı, güneş tam karşınızda batıyor.. Haliç'in İstanbul'a üzerinden gurubu izlemek gerçekten doyulmaz birşey..
Burasının yıllardır bomboş durduğunu öğrenince şaşıyorsunuz..
Biz herhalde bakıyor, ama göremiyoruz..
Böyle bir bar, dünyada kaç tane var acaba?..
Pazar Neşesi
Pazar Neşemiz e-mailden çıktı, ama göndereni okuyamadım.. Bu arada başka köşelere de yollamış olmalı ki, bir yerde de okudum.. Ama fıkra o kadar şirin ki, köşemde tekrarda mahzur yok..
Televizyon muhabiri, Kudüs'te Musevilerin o dünyaca ünlü "Ağlama Duvarı" önünde uzun uzun dua eden yaşlı adama mikrofonu uzatmış..
"Dini bütün bir yahudi olmalısınız.. Dikkatimi çekti.. Saatlerdir burada dua ediyorsunuz?.."
"Sadece bugün değil, ben tam 40 yıldır hergün buraya gelir, enaz üç saat, tanrıya dua eder, yalvarır, yakarır, niyaz ederim!.."
"Peki" demiş, muhabir, "Dualarınızın hiç kabul edildiği oldu mu?.."
Başını iki yana sallamış ihtiyar yahudi..
"Ne gezer.. Ben sanki duvara konuşuyorum!.."
Karınca ile balık!..
Afrika'nın uçsuz bucaksız topraklarında ilkbahar yağmurlarıyla oluşup, yaz sıcağında yok olan "geçici" göller vardır. İşte bu göllerin doğuş ve kayboluşlarına tanık olan yerliler derlermiş ki..
"Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları.."
Yani üstünlük bugün karıncadaysa yarın balığa geçebiliyor!..
Ya da tam tersi...
Karınca ya da balık olmanın sağladığı üstünlüğe sevinmek kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımıyor.
Çünkü kimin kimi yiyeceğini gerçekte suyun varlığı, ya da yokluğu belirliyor..