  
AİHM, Erdoğan ve İslam
RP'nin kapatılma kararı AİMH tarafından da onaylandı. Bu gelişme, iç hukuk ya da içerideki "hukuk-siyaset ilişkileri"ne yeni boyutlar kazandıracak bir karardır.
Temyize açık olsa da bu karar, gerekçesi yayınlanınca derinlemesine yorumlanacaktır. Şu aşamada bu kararı tek cümleyle yorumlamak gerekirse, "Mahkeme aracılığıyla Batı sisteminin de İslami hareketi bir risk olarak gördüğü ve bu riske karşı korunmacı bir siyasi tavır aldığı" söylenebilir. Ne var ki, siyasi duruşlar, hukuki adımlar, "sosyolojik olan"ı ortadan kaldırmaya yetmiyor. Toplumsal olan, ardındaki taleplerle kendi öyküsünü yaşıyor.
İslami kesim Türk siyasal sisteminin çevresini oluşturduğu oranda, her zaman önemini koruyan bir kesim olmuştur. Bu önem son yıllarda karşımıza siyasi yüzüyle çıkmıştır. Zira "modernleşme sürecinin sancılı ama kaçınılmaz bir aşaması olan toplumsal çevre ile toplumsal merkez arasındaki mesafe azalması" bu siyasi yüzü görünür kılmış ve yoğun çatışmaları beslemiştir.
Bu çerçevede devlet tarafından alınan çeşitli kararlar, tesettür konusundaki otoriter uygulamalar, parti kapama kararları bu çatışmaların yansımaları olarak yaşandı ve hâlâ yaşanıyor. Ne var ki, ne alınan siyasi kararlar ne hukuki süreçlerin ulaştığı nokta, yani "İslami hareketin bir tür mahkum edilmesi", bu hareketi ortadan kaldırıyor.
AİHM'nin kararı da bu çerçevede belki normlar ve siyasi dengeler için önemlidir, ama sosyolojik saha için son derece sınırlı anlam taşımaktadır. Başka bir deyişle "bu kesimin siyaseten darbe yemiş olması, sosyolojik darbe yemiş olması anlamını taşımaz". Tayyip Erdoğan'ın belli bir kesim tarafından kuşatılması ve yenilikçilere yönelik beklenti, bu durumun bir kanıtıdır.
Sosyolojik olan ortada:
Toplumsal çevre ile toplumsal merkez arasındaki mesafenin azalması, İslami kesimle diğer kesimlerin sıcak teması ve buradan doğan yaşam biçimi çatışması, nasıl laik kesimi etkilediyse, İslami hareketi de etkilemiştir. Bu karşılıklı etkilenme ve değişme ile "sözkonusu mesafe, çatışma faslından entegrasyon faslına dönmeye yüz tutmuş"tur. İslami kesim bu çerçevede kendi içinde bir ayrışma yaşamış, içe kapalı bir kimlik dışa açılmaya yönelmiş, cemaatçi anlayış kendi içinde bireyle tanışmaya başlamıştır.
Yenilikçilik hareketi de tam bu makas değişikliğine oturmakta ve onu ifade etmektedir: Gerek İslami kesim açısından gerek ülkedeki toplumsal dengeler açısından "kimlik merkezli bir çatışma"dan, "kimliklerin muhafaza edildiği, ancak cemaatleşmenin kırıldığı bir entegrasyon"a doğru ilerleme... Nitekim dün bazı bulgularına değindiğimiz Küyerel Grubu'nun saha araştırması bu gerçeklerin altını çiziyordu:
"FP tabanının ancak yüzde 14'ünü oluşturan ve gelenekçilere oy vereceğini söyleyen kesim kendisini yüzde 47 oranında İslamcı" olarak tanımlarken, aynı tabanın "yüzde 70'ini oluşturan ve yenilikçi partiye oy vereceğini belirten grubun sadece yüzde 30'u kendisine İslamcı" demektedir. Onun yerini demokratlık, muhafazakârlık gibi tanımlamalar almaktadır.
Bunun anlamı ne?
1.Bu durum bir "kimlik dönüşümü"nün, "cemaatçilikten kopuş"un ilk belirtisidir.
2.Bu tablo "Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının merkez sağa hitap edeceklerini iddia etmelerine rağmen, önemli ölçüde MSP-RP-FP geleneğinin bayrağını taşıyacağını" göstermektedir.
3.Ve bu çerçevede bu geleneğin dönüşümünden doğan bu siyasi grubun, şimdi de bu geleneği dönüştürecek bir etki yapabileceğine işaret etmektedir.
Küyerel araştırması bu üç unsuru ciddi olarak destekleyen başka bulgular da içeriyor. Bu bulguları ele almaya yarın devam edeceğiz. İslami hareketin, Tayyip Erdoğan'ı dünkü alışkanlıklar dışında tekrar değerlendirmesinde siyasi ve toplumsal dengeler açısından büyük yarar var. Yarın bunu da yapmaya çalışacağız.
|